OSMANLI HAT OKULUNUN KURUCUSU: ŞEYH HAMDULLAH

Şeyh oğlu Hamdi hattı tâ kim zuhûr buldı
Âlemde bu muhakkak nesh oldu hatt-ı Yâkut

Şeyh Hamdullah denilince hangi kaynağa baksak karşımıza çıkan ilk hüküm şu oluyor: Osmanlı hat okulunun kurucusu. Bundan kasıt elbette Şeyh Hamdullah’ın ilk Osmanlı hattatı olduğu değil. Osmanlı Devleti kurulduğunda hat sanatı zaten ciddi bir seviye kat etmiş bulunuyordu. Hatta tam da Osmanlılar bir Selçuklu uç beyliği olarak ortaya çıktıkları zaman Bağdat hat okulu altın günlerini yaşıyordu. Bunda da tıpkı iki asır sonra Osmanlı hat okulunu kuracak olan Şeyh Hamdullah gibi Amasyalı olan Yakut el-Mustasımî’nin önemli rolü vardı.

Yakut, Amasya doğumlu olmakla beraber çocuk yaşta esir düşüp Bağdat’a getirilerek Abbasi Halifesi el-Mustasım’a satıldı. Mustasım’ın sarayında çok iyi bir eğitim alan Yakut, bestekâr Safiyüddin Urmevi’den hat meşk etti. Hat sanatı, meşk yani sürekli tekrar ve çalışmayla öğrenilirdi. Yakut, belli bir seviyeye gelince hat sanatının kendinden önceki üstatları olan İbn Mukle ve İbn el-Bevvab’ın stillerini çalıştı ve nihayet aklam-ı sitte veya ‘şeş kalem’ denilen altı hat türünde kendi stilini geliştirdi. Özellikle Muhakkak ve Reyhani türlerinde çok güzel hatlar yazdı. Aklam-ı sittenin diğer parlak türlerinden Sülüs ve Nesih’in zirvesine ulaşması için Osmanlı okulunun doğmasını beklemek icap ediyordu.

Şehzade ile hattat
Şeyh Hamdullah’ın kesin doğum tarihini bilmiyoruz. 1426 ile 1436 arasında farklı doğum tarihleri verenler var. Hamdullah Amasya’nın ünlü bir ailesine (Sarıkadızade) mensuptu. Bir rivayete göre babası, başka bir rivayete göre dedesi Buhara’dan Amasya’ya göç etmişti. Âlim ve arif bir aileydi Sarıkadızadeler. Çocukları da iyi eğitim görürlerdi bu sayede.

Şeyh Hamdullah, hattatlık icazetini Hayreddin Maraşi’den, tekke halifeliği icazetini ise babası Mustafa Dede’den aldı. Hayatını değiştirecek olan karşılaşma ise babasının meclisinde oldu. Babasının sohbetlerine devam ederken şehzadeliğini Amasya valisi olarak süren II. Bayezid ile tanıştı. Bir yandan oldukça dindar ve bilgili bir insan olan Şehzade’den Kur’an ilimleri ve edebiyat tahsil etti; diğer yandan ise Şehzade’nin hat hocası tayin edildi. Aynı sırada Fatih’in özel kütüphanesi için bazı eserler istinsah etmiş, yani güzel yazıyla yazmıştır. Hamdullah’ın yazısının güzelliği daha Amasya’dayken fark edilmişti.

1. Bayezid’le ilişkisi dostluk seviyesindeydi. Bayezid, şehzadeliği yani Amasya valiliği sırasında Şeyh Hamdullah ile daima yakın olmuş, hatta Hamdullah’ın yazı hokkasını kendi elinde tutarak üstada hizmette bulunmuştur. Şehzade hattatı davetlerde de en yakınında oturtur ve diğer misafirlerden ayrı tutardı.

Hamdullah yine bir hattat olan dayısı Cemaleddin Amasi’nin kızıyla evlendi. Çiftin bir kızı, bir de oğlu oldu. Hamdullah’ın oğlu Mustafa da babası gibi hattat oldu.

Hamdullah’ın sanatkârlığının yanında sporculuğu da vardı. Ünlü bir okçuydu. 1100 adımdan (yaklaşık 730 metre) bir başka okçunun okunu kırdığı rivayet edilir. Bu olay üzerine Okmeydanı’na bir nişan taşı dikilmiş ve üzerine de, ‘sahibü’l-menzil Hamdullah ibnü-ş-şeyh reisü’l-hattatin şeyh-i ramiyan, sene 911’ yazılmıştır. II. Bayezid okçuluğundan dolayı Şeyh Hamdullah’ı Okçular Tekkesi şeyhliğine tayin etmiştir. Hamdullah’ın okçuluğunun yanında yüzücülüğü ve terziliği de vardı.

Osmanlı’da bütün yollar İstanbul’a çıkardı
1. Bayezid babası Fatih’ten sonra tahta oturunca hocası ve arkadaşı Şeyh Hamdullah’ı İstanbul’a getirtti. Şeyh, saray kâtip ve hizmetkârlarına yazı hocası tayin edildi. Aynı zamanda kendisi için hem İstanbul hem Edirne saraylarında rahat ikamet edip çalışabileceği bir meşk ve hane ayrıldı ve Üsküdar’ın iki köyünün geliri kendisine bağlandı. Bu, bir sanatçı için oldukça büyük imkânlara kavuşmak anlamına geliyordu.

Yine de Hamdullah’ın ihtişam içinde bir dervişane tavrı olduğu gözden kaçmaz. Genelde hattatlar derviş tavırlı olur zaten. Artık bu Kur’an işçisi olmalarından mı kaynaklanır, yoksa harflerin sırlarından mıdır yahut ikisi birden midir; Allahualem. Neticede Şeyh Hamdullah Osmanlı’dan aldığını kat kat geri verdi. Dostu Sultan II. Bayezid’in yönlendirmesiyle Abbasi üslubunu gözden geçirerek Osmanlı üslubunu ortaya çıkardı. Bunu da özellikle Nesih hattını başrole çıkararak yaptı. Başrol yani Kur’an yazısı. Şeyh Hamdullah’tan matbu döneme kadar Kur’an-ı Kerim çoğunlukla Nesih hattıyla istinsah edilir, aralarda da Sülüs hattı kullanılırdı.

Hamdullah’ın yazı stiline Şeyh Üslubu denilir ve Yakut Üslubu’nun farklılaştırılması yoluyla elde edildiği kesindir. 18. yüzyıl tezkire yazarlarından Mustakimzade’nin anlatımına göre Bayezid, Şeyh Hamdullah’ı yanına çağırtıp, “Yakut Mustasimi’nin hattını görmekten imtina etmişsin.” diyerek yanındaki Yakut hattı örneklerini çıkarıp göstermiş ve Şeyh’ten yeni bir üslup ortaya çıkarmasını istemiş. Bu rivayetin biraz abartılı olduğu gözden kaçmaz. Zira Şeyh’in yazılarında iki dönem var gibi görünüyor. Yakut etkisinde olduğu Amasya dönemi ve kendi üslubuyla öne çıktığı İstanbul dönemi. Yani ‘imtina etme’ meselesi Mustakimzade’nin Sultanla hattat arasındaki dostluğa dayanarak bulduğu bir mizansene benziyor.

Kutbü-l küttab
Bundan sonra Şeyh için çileli bir çalışma dönemi başlar. Mustakimzade’ye göre, Şeyh Hamdullah, Yakut başta olmak üzere eski büyük üstatların hat üsluplarını uzun süre büyük bir dikkatle incelemiştir. Onların yazı estetiğinde elde edemediği yazının klasik orantılarını, en güzel duruşunu ve satır üzerindeki ahengini öncelikle zihninde biçimlendirmiştir. Ancak zihnine nakşettiği güzel biçim ve ahengi kâğıt üzerine dökmekte bir hayli güçlük çekmiştir. Bu yaratma ıstırabı günlerce sürmüş ve sonunda hayalinde yaşattığı yazı tarzını, adeta Allah’ın mucizevi bir hediyesi olarak, kâğıda dökerek elde etmiştir.

Yeni üslup ortaya çıktıktan sonra Şeyh verimli bir zaman yaşayacaktır. Şeyh’in üslubu selefi Yakut’un üslubunu göre daha ferah ve nezihtir. Yakut üslubuyla yazılmış Kur’an’lardaki karışıklık ve ağırlık, Şeyh üslubunda sadece temiz bir Nesih hattı tercih edilerek giderilmiş, hafif ve akıcı bir Mushaf tipi ortaya çıkmıştır. Kur’an hattında daha sonra gelen Ahmed Karahisari sayılmazsa Yakut üslubu az çok terk edilmiş ve İslam dünyasının tamamında Şeyh üslubu tercih edilir olmuştur.

1. Bayezid’in ardından Yavuz döneminde uzlete çekilen Şeyh Hamdullah, Kanuni’nin tahta çıktığı yıl vefat etmiştir. Kanuni’nin Şeyh’ten kendisi için bir Mushaf istinsah etmesini istediği, Şeyh’in yaşlılığını öne sürerek daha genç hattatlardan Muhyiddin Amasi’yi tavsiye ettiği ve Kanuni’nin bunun üzerine Şeyh’e bir samur kürk armağan edip hayır duasını aldığı rivayet edilir.

Şeyh elinden çıkma 47 Mushaf ve tomar, kıt’a, murakka levha, Enam cüzü, Kehf ve Nebe sureleri, evrad ve zikir tarzında bin kadar hat bulunduğu tespit edilmiştir. Bunların önemli kısmı Türkiye’nin çeşitli müze ve kütüphanelerinde muhafaza ediliyor.