OSMANLI’NIN İLİM HAZİNESİ: EBUSSUUD EFENDİ

OSMANLI’NIN İLİM HAZİNESİ: EBUSSUUD EFENDİ

Latince bir söz var, “Ubi societas, ibi ius,” şeklinde. Anlamı: Toplum olan yerde kanun da vardır. Tabii bu, her toplumda hukuk sistematiğine bağlı yazılı kanunlarla yürümez. Son yüzyıllara kadar toplumların çoğu kanunu sözel formda yaşamaktaydı. Bugün bile tabi oldukları devletlerin uyguladığı yazılı kanunlar yanında kendi sözel kanunlarını devam ettiren ve aşiret veya cemaat şeklinde örgütlenmiş küçük toplumlar yok değildir.

İslam toplumlarının kanun ve hukuk konusunda doğuştan gelen bir üstünlüğü var. Kur’an-ı Kerim ayet ayet inzal olduğunda Peygamber Efendimiz (s.a.s.) tarafından vahiy kâtiplerine yazdırıldığı için, sonradan ortaya çıkan muazzam İslam hukuku eserlerine hayret edilmez. Müslümanlar önce Kur’an-ı Kerim’i mushaf yani tek cilt halinde topladılar, sonra hadisleri derlediler ve nihayet birkaç yüzyıl içinde İslam hukuku Batı’nın ancak 20. yüzyılda varabildiği sistematik ve ayrıntılı bir forma kavuştu.

Gaziyan, ahiyan ve fakihan
Diğer İslam devletleri gibi Selçuklu ve Osmanlı da gazilerin, ahilerin ve çiftçilerin arasında durup hem eğitim hem de hukuk alanında görev üstlenen fakihler aracılığıyla kuruldu. Ki birçok ahinin aynı zamanda kadı olduğu da kaydediliyor. Mevlana fakih iken rakibi Ahi Evren de hem kadılık hem vezirlik yapmıştır. Şeyh Bedrettin fetret devrinde Musa Çelebi’nin kadılığını yürütüyordu.

İstanbul’un fethiyle birlikte Osmanlıların yoğun bir kurumlaşma içine girdiğini görüyoruz. Fatih’in Sahn-ı Seman Medreselerini açması büyük devlet olma iddiasının taçlandırılmasıydı. Askeriye ve teknoloji, edebiyat-sanat ve saray teşkilatı konusunda son derece gelişmiş bir devlet ve toplumun hukuk sisteminin yavan kalması düşünülemezdi ve kısa zamanda Osmanlı topraklarının tamamında etkili olan bir hukuk sistemi tebarüz etti. Bu sistem içinde yüzlerce önemli şahsiyet yetişmiştir. 16. yüzyıla hatta tüm Osmanlı tarihine damgasını vuranlardan biri, İskilipli Ebussuud Efendi’dir.

Ebussuud Efendi, 1490’ın son günlerinde bugünkü Çorum’a bağlı İskilip’in İmad köyünde doğdu. İstanbul’a yakın Müderris köyünde doğduğu da rivayet edilir. Babası Şeyh Muhammed Muhyiddin, daha yaygın ismiyle Şeyh Yavsi büyük bilgin Ali Kuşçu’nun yeğeni, Kanuni’nin babası II. Bayezid’in de hocasıdır ve Bayezid’le birlikte Amasya ve İstanbul’da bulunduktan sonra doğum yeri olan İskilip’te vefat etmiştir.

Çekirdekten yetişme âlim
Ebussuud için ‘çekirdekten yetişme âlim’ diyebiliriz bu sayede. Babası Ali Kuşçu’dan matematik ve astronomi gibi akli ilimleri tahsil etti, fakat amcasının vefatından sonra tasavvufa yöneldi. Annesi Sultan Hatun ise Ali Kuşçu’nun başka bir kardeşinin kızıdır. Tarihçiler bundan dolayı Ebussuud Efendi’yi Ali Kuşçu’nun öz torunu kabul ederler.

Ebussuud Efendi, yaşadığı dönemin en parlak ilim şehri olan İstanbul’da eğitim gördü. Önemli hocalardan ders aldı; zeki bir öğrenci olduğu bizzat ilk hocası olan babası tarafından fark edildi. Eğitimini tamamladıktan sonra önce müderris olarak görev aldı. Daha sonra Bursa kadılığına tayin oldu. Bursa kadılığını İstanbul kadılığı takip etti ve kısa süre içinde yükselen Ebussuud Efendi, 1537 tarihinde Rumeli askeri kadılığı yani kazaskerlik görevine getirildi. 1545’e kadar kazaskerliğe devam eden Ebussuud, bu tarihte dönemin sultanı Kanuni tarafından şeyhülislamlığa getirildi. Bir anlamda pratisyenlikten teorisyenliğe yükselmiş oldu. Ve bundan sonra verdiği fetvalar ve yazdığı tefsirle Osmanlı hukuk sistemini en çok etkileyen kişilerin başında geldi.

Ebussuud Efendi 1545’te aldığı şeyhülislamlık görevini ölene kadar, 29 yıl devam ettirdi. Bu uzun süre içinde hem yazdıklarıyla Osmanlı hukuk ve eğitim sisteminin önemli bir kilometre taşı olmayı başardı hem de gerek halk gerek saray üzerinde ciddi bir tesir icra etti ve Osmanlı hukuk teşkilatını mükemmel bir forma soktu.

Birgivi ve Ebussuud: İlim göğünün iki zıt yıldızı
Bu kadar etkin bir şahsiyetin eleştirilmemiş olması düşünülemez. Ki Ebussuud’un, Birgivi Mehmet Efendi’yle belli konularda ihtilafı meşhurdur. Birgivi, Ebussuud kadar yüksek mevkilerde bulunmamış olsa da o da en az muhalefet ettiği şeyhülislam kadar saygın olagelmiştir. Birgivi’nin Ebussuud’a muhalefet ettiği konulardan biri, âlimlerin Kur’an-ı Kerim öğretimi ve ibadetler için ücret almasıdır. Hazret bunu haram kabul eder. Rivayete göre Birgivi bu kararı verdikten sonra evvelden aldığı ücretleri halka iade etmiştir.

İkinci ve daha önemli mesele para vakıfları meselesidir. İslam geleneğinde nakit yani paranın vakfedilip vakfedilemeyeceği eski bir meseledir. Âlimlerin bir kısmı sadece gayrimenkulü vakıf saymış, bazıları ise nakdin vakfedilmesini de doğru bulmuşlardır. Birgivi para vakıflarını şiddetle reddeden tarafta iken Ebussuud kabul ediyordu.

Rivayete göre Şeyhülislam Ebussuud Efendi, İmam Birgivi’yi çağırtıp ortaya koyduğu görüşlerin fitneye yol açtığını, vazgeçmesi gerektiğini söylemiş, fakat bir karşılık alamamıştır.

Büyükler ligi
Osmanlı tarihinin Kanuni dönemi büyüklük üzerine kurulu… Baki gibi şair, Sinan gibi mimar, Barbaros gibi komutan ve elbette Ebussuud gibi hukuk adamı hep “muhteşem” Süleyman’ın toplumsal yansımaları gibidirler. Her biri kendi sahnesinin sultanıdır bir bakıma. Üstad bunun verimleri olarak Osmanlı medeniyetini yoğun biçimde belirleyen eserler yazmıştır:

  • Büyük bir Arapça Kur’an Tefsiri (ki bu tefsirin adı “Kur’an-ı Kerim’in üstünlükleriyle aklıselimin irşadı”dır, yani Kur’an temel alınarak yapılacak akli aydınlanmayı ima eder),
  • Maruzat ve Fetava isimli fetva mecmuaları (bugün Ebussuud denince akla en çok bu fetvalar geliyor; bunlar soru-cevap şeklinde düzenlenmiş, akıcı ve sade bir üslupla kaleme alınmış hukuki kararlardır. İnanç esaslarından günlük hayata, savaş hukukundan şiire kadar çok geniş bir konu yelpazesine sahiptir. Bu fetvalardaki muhakeme gücü ve çözümü anlatmadaki sadelik sayesinde Ebussuud Efendi’ye “Numan-i Sani” yani İkinci İmam-ı Azam Ebu Hanife lakabı yakıştırılmıştır),
  • Burhaneddin Mergani’nin el-Hidaye adlı eserinin “cihad” kısmına haşiye, bazı usul şerhleri (yani hukuk metodolojisine ait notlar),
  • Nakit vakıflarının geçerli olduğuna dair risale,
  • Bazı Türkçe terimlerin doğru yazılışını gösteren tashih risalesi vs.

Bütün bu eserler ve Ebussuud Efendi’nin şahsiyeti üzerine modern çalışmalar yok değil, fakat yeterli olduğunu söylemek de mümkün değil. Ebussuud hâlâ keşif bekleyen bir Osmanlı ilim hazinesidir.