ÖZBEKİSTAN’IN ÜÇ SİLAHŞORLARI: SEMERKANT, BUHARA, HİVA

Yüzyıllar boyunca, yalnızlığına gömülmüş, göçebe kültürün izlerinin inatla korunduğu Orta Asya bozkırları, öylesine keskin bir yalnızlık içindedir ki çoğu zaman “ötelerin ardı” olarak anılır. Orta Asya, göç, ihtişam ve çöküşün, sarsıntılı bir geçmişle, bağımsızlığa rağmen belirsiz bir geleceğin toprakları olmuştur hep. İklim güvenilmez, doğa başına buyruktur ve yolları katetmek için çetin koşulları göze almak gerekir. Bir taraftan da uzayıp giden bozkırların ve gökmavinin altında, İskender, Cengiz Han ve Timur gibi isimlerin de içinden geçmiş olduğu bu yolculuk, tarih ve coğrafyasıyla gezginlerin rüyasına girecek kadar zengindir.

Bölgede iki bin yıldır kültürün beşiği, dolayısıyla da en turistik olan ülke Özbekistan. Ayrıca Orta Asya’da tarihi kent kültürlerini barındırmış yegâne bölge. Bu topraklarda yol almak, tarihin sayfalarında gezinmek demek. Mimarisiyle romantik bir atmosfere sahip Özbekistan’ın en ünlü kentleri ise Semerkant, Buhara ve Hiva… İpek Yolu’nun bu kentleri, asla hayalkırıklığına uğratmaz hatta zaman zaman ülkenin diğer görmeye değer yerlerini gölgede bırakır.

SEMERKANT
Hiçbir kent, Semerkant kadar İpek Yolu’yla özdeşleşemez. Kenti eski zamanlarda gören batı dünyasından birçok şair ve yazar için burası Atlantis mitini çağrıştırır. Kuşbakışı baktığınızda, kubbeler ve minareler öne çıkar. Aşağıda, sokaklarında ve meydanlarında Timur için yapılan dev anıtlara, rengarenk çarşılara ve kentin tarihine şahit olursunuz. Bugünün Semerkant’ı ise Sovyet dönemi binaları, parkları ve geniş bulvarlarıyla başka bir havada. Kentin en görmeye değer yerleri iki, üç günde gezilebilir. Registan Meydanı, Gur Emir Türbesi, Bibi Hanım Camii ve Şah-ı Zinde kompleksi listenizin ilk sıralarında olsun.

Semerkant, tarihin son büyük göçebe fatihi Timur’un başkentiydi. Delhi’den Ege Denizi’ne, Şam’dan Doğu Türkistan’a fethettiği yüzlerce kent içinde Semerkant’ı seçti. O dönemde Semerkant 150 bin nüfusla dünyanın en kalabalık kentlerinden biriydi. Timur’un en sevdiği torunu Uluğbey, Semerkant’ı dedesinin büyüklüğüne yaraşır bir kent yapmaya çalıştı. Uluğbey, tarih, şiir, matematik, müzik ve özellikle astronomiye aşık bir hükümdardı. İslam din ve biliminin en ünlü hocalarını kentin Registan Meydanı’nda kendi adına yaptırdığı medresede topladı. Bu Semerkant için yeni bir dönemin başlangıcıydı. Uluğbey, astronomiye tutkundu. Doğu’da astronominin altın devri onunla başladı, Semerkant’ta kurduğu rasathanenin ne doğuda ne de batıda bir benzeri yoktu.

Ekmek başköşede…
Bir zamanlar zengin ticaret yollarının kesiştiği Semerkant’ta Özbek pazarları halen canlılığını koruyor. Özbek’in sofrasının başköşesinde ekmek vardır, hemen her evde bulunan tandır fırınlarda mayasız pişirilir ve ancak piştiğinde fırınların toprak duvarlarından düşer. Özel günlerde bazen kadınlar 20 çeşit ekmek yapar ve üzerine susam koyarlar.

ALIŞVERİŞ
Orta Asya insanının konukseverliğinin en iyi gözlemlendiği yerlerden olan Semerkant’ın pazarlarını kaçırmayın.

BİLİYOR MUYDUNUZ?
Uluğbey’in çıkardığı gökyüzü haritası, Çinli ve Avrupalı bilimadamları tarafından 400 yıl boyunca kullanıldı.

BUHARA
“Dünyanın her yerine ışık cennetten gelirken, kutsal Buhara’nın ışığı cenneti aydınlatır” derler… Orta Asya’nın en kutsal kentlerinden Buhara, aynı zamanda, bu coğrafyanın Sovyetler öncesi halinin en saf haliyle görüldüğü yerdir. Özbek ve Tacik nüfusun yaşadığı kentin eski merkezi 200 yıldır pek de değişmemiş. Merkezde, bin yıllık geçmişe sahip yapılar bulunuyor.

Bir asır öncesine kadar Buhara’nın, su kanallarından beslenen halkın etrafında toplanıp sohbet ettiği, suyunu içtiği ve yıkandığı 200 kadar taş havuzu varmış. Bu havuzların suyu sık değiştirilmediğinden Buhara, salgın hastalıklarla anılır olmuş. 19. yüzyılda Buharalılar ortalama 32 yaşına kadar yaşıyorlarmış. Su sistemini modernize eden Bolşevikler, bu havuzları da kurutmuşlar.

Buhara’nın en sosyal mekânlarından biri dört asırlık Lebi Havuz. Bu havuz kenarı, Orta Asya’da sadece bir yaşam biçimi değil aynı zamanda bir kaçış. Dut ağaçlarıyla çevrili bu çay bahçesi, dostluğun, ticaretin ve yol yapanların durağı. Gedikliler buraya kendi tavla ve domino takımlarıyla gelir, sadece çayı ve eğlenceyi değil, II. Dünya Savaşı anılarını da paylaşırlar. Yeşil çay, Özbek kültürünün esasıdır. İkram edilen çayı geri çevirmek neredeyse imkânsızdır. “Piala” denilen taslarda içilir, dinlendirici ve tansiyon düşürücü özelliği vardır. Geçmiş bir Buhara öğleden sonrasında yere halılar serilir, semaverden dumanlar tüter, genç oğlanlar çay taşır, meddahlar, hokkabazlar buraya doluşurlarmış. Günün olayları, dedikoduları hep fısıldayarak anlatılır, Lebi Havuz’un sihrini hiçbir gürültü bozmazmış…

Kapatılmayan tek medrese
Buhara’da en az iki güne ihtiyacınız olacak. Kentin eski merkezinde zamanı unutarak gezin. Yaklaşık 140 tarihi binanın birçoğunu görmeye çalışırken, bütününün atmosferini kaçırmayın. Ortaçağın en önemli din ve eğitim merkezi olan kent, zamanın en büyük beyinlerini buraya çekmişti. Onlar burada eğitildiler ve burada eğittiler. Buhara’da yılın her gününe bir cami düşerdi. Yüzün üzerinde medrese eğitim verirdi. Orta Asya’nın en yüksek yapısı ve sembollerinden olan Kalan Minare’nin gölgesindeki meydanda bulunan Miri Arab Medresesi, Sovyet döneminde kapatılmayan ve günümüzde halen eğitimini sürdüren tek medrese.

GELENEK
Özbekler, doldurulan ilk iki tas çayı mutlaka çaydanlığa geri döker. Çünkü çayın rengi ve tadı ancak üçüncü tasta tam olur.

HİVA
2500 yıllık Hiva’nın tarihi merkezi, Özbekistan’ın diğer kentlerinden farklı olarak bütünüyle korunmuş. Şairlerin Hiva’nın toprak rengi yapılarına, çinilerinin turkuazına yazdığı dizelere yüzyıllarca kapıldı insanlar. Bu açık hava müzesi ilk bakışta etkileyici olmasına rağmen, 1970 ve 80’lerde uygulanan Sovyet koruma planı aynı zamanda bir dezavantaj olmuş. Dar sokakları, avluları, camileri, türbe, saray ve 16 medresesiyle, “Orta Asya’nın Floransası” gibi dursa da canlılığı eksik.

Bir zamanlar Asya’nın en büyük köle pazarlarından birinin bulunduğu, İranlı ve Rus kölelerin satıldığı bu hisarın geçmişini solumak için hayalgücünüzü zorlamanız gerekecek. İpek Yolu gözden düşünce Hiva içine kapandı. Birçok efsane yavaş yavaş gizemini yitirdi. Tarihi binalar arasında birkaç cami ve mabed aktif ancak birçoğu müze.

Orta Asya’da bozkırlar, çöller, dağlar aşılır farklı dil, din ve kültürlerin eridiği bir zaman diliminde gerçek anlamda bir serüven yaşanır. Bir inanış bu serüvene her an eşlik eder; misafir atadan da kıymetlidir ve Tanrı misafirini ağırlamak büyük şereftir.

KAÇIRMAYIN
Gece kıvrımlı, dar sokaklarından bakınca ay ışığının aydınlattığı minareler, sütunlar ve medreselerle Hiva’nın büyüsü tam olarak ortaya çıkar.

LEZZET MOLASI
Bir Özbek evine davet edilirseniz, Özbek pilavını tatma şansını geri çevirmeyin.