ÖZEL BİR YETENEK: FADİK SEVİN ATASOY

ÖZEL BİR YETENEK: FADİK SEVİN ATASOY

Fadik Sevin Atasoy’un şu sıralar keyfi çok yerinde. Çünkü onun deyişiyle ‘hayatının en üretken dönemini’ yaşıyor. Roman yazıyor, oynuyor, çeviri yapıyor. Moda, sanat, tasarım alanında da onun adı var. Bu işlerin yanında spora da vakit ayırıyor, Amerikalı komşularına kısır da yapıyor. “Kendime minik bir Türkiye yarattım.” diyen Fadik Sevin Atasoy’la internet üzerinden keyifli bir söyleşi yaptık. 

Nasılsın diye başlayayım söze?
Hayatımın dengeli, keyifli ve en üretken bir dönemini yaşıyorum.

En üretken dönemin olduğunu söylüyorsun, peki, neler yapıyorsun bu aralar?
Kırmızı bir bavulla geldiğim Amerika’da bir şirkete dönüştük neredeyse. Bir sene önce ortağım Ayşecan Vargı Akalın’la adını ‘Kırmızı Bavul’dan alan Los Angeles-Hollywood merkezli ‘Red Case Entertainment’ adlı bir şirket kurduk. Tekstil, tasarım ve moda alanında uluslararası arenayı hedefleyen şirketlere ürün konumlandırma, tanıtım, katalog, video, defile organizasyonu hizmeti veriyoruz. Bununla beraber bünyemize aldığımız moda tasarımcılarının Amerika temsilciliğine de başladık.

Bütün bu işlerin arasına bir de ‘Fadik ve Kırmızı Bavul’ romanını sıkıştırdın…
Evet, altı senelik not tutmaların ardından romanımı yazdım. Kitap tamamen kurgu olduğu için bayağı mesai aldı. Şimdi de kitabın İngilizce çevirisine başlandı. Buradaki yayınevinin temsilcisi ilk iki bölümü okuduktan sonra 2015 yılında Amerika’da basılması hususunda yeşil ışık yaktı.

Henüz okumayanlar için romanının konusunu anlatır mısın?
30’larında bir kadın, bir gün sihirli bir bavulla karşılaşır üstelik konuşan bir bavuldur bu. İşte bu Kırmızı Bavul, kadını garanticilikten vazgeçirerek hem içsel hem de dışsal bir yolculuğa çıkarır. Bu yolda aşkıyla karşılaşan kadın korkuları yüzünden onu kaybeder. Kadın için tek bir yol vardır artık: Kırmızı Bavul’una inanmak. Acaba onun yardımıyla korkularını aşarak hem kendine hem de sevdiği adama kavuşabilecek midir?

Peki, ya oyunculuk nasıl gidiyor?
2015 yılında Los Angeles’ta prömiyer yapacak olan tek kişilik tiyatro oyunumun provası başladı, hazırlanıyoruz. Yönetmenliğini Capshaw-Spielberg Sanat Merkezi’nin yöneticisi Che’Rae Adams yapıyor. Bir ilham perisinin insan olma arzusu yolunda verdiği mücadele üzerine kurulu olan müzikal oyunda 5 farklı kadını İngilizce olarak oynayacağım. ‘Muse’ adlı müzikal oyunun müzikleri ise DJ Harper’a ait. Tiyatro oyununu yönetmenimin danışmanlığında İngilizce olarak ben yazıyorum. Fadik ve Kırmızı Bavul romanını yazarken geliştirdiğim kaslar hızını alamadı şimdi tiyatro oyunu yazmakla meşgul yani. Oyunumuzun New York, İstanbul ve Edinburgh turnesini de planlıyoruz.

Amerikalı oldun desek yanılmayız herhalde… Dönmeyi düşünmüyor musun?
Kendimi hiç Türkiye’den gitmiş saymıyorum ki. Amerika beni özel yetenek statüsüyle takdir edip imtiyazlı haklar verdi. Ben de bunu bir sorumluluk olarak kabul ediyor ve ülkemizin yeteneklerini, sanat alanındaki başarılarını burada duyurmak, uluslararası alanda hak ettiğimiz değeri yaratmak arzusunu taşıyorum. Yaptığımız işlerle başka yeteneklere de kapı açmanın mutluluğunu yaşamak kadar güzel bir şey yok.

Komşuların var mı? Mesela orada da çat kapı sabah kahvesine gider misin?
Komşularım şahane, her perşembe akşamı sahilde geleneksel pikniğimiz var. Komşularımın çoğu yabancı ama bizim yemeklere feci alıştılar sürekli benden piyaz ve kısır yapmamı istiyorlar. Türkiye’den de çok gelenim oldu, onları da kapıp pikniğe gittik.

‘Size dolma yaptım’ diyerek kapı çalma âdeti var mı oralarda?
Avustralyalı bir komşum var, Türkiye hayranı geçenlerde börek tarifi aldı benden. Bir de penceremin altına gelip “Fadik” diye bağırarak beni çağırmayı öğrendiler, kendime minik bir Türkiye yarattım açıkçası.

Türkiye’de bir şeyler oluyor ve kaçırıyorum diye düşünüyor musun?
Sürekli takipteyim, hiçbir şey benden kaçmaz.

Arkadaşlık ilişkileri nasıl? Buradaki gibi hemen arkadaşlık kurmak mümkün mü?
Burada sağlam dostluklar kurdum. Türkiye’deki yakın dostlarım da sağ olsunlar hiç yalnız bırakmadılar, geldiler, aradılar, sahip çıktılar. Hayattaki en büyük zenginliğim hep iyi dostlar edinmem oldu. Hatta en şanslı olduğum alan diyebilirim. Bir de ben nereye gidersem gideyim hemen arkadaş ediniyorum. Dünyanın farklı coğrafyalarında yaşadım ama hiç yalnız kalmadım.