PROGRESİF BİR ÂLİM: FAHREDDİN RAZİ

PROGRESİF BİR ÂLİM: FAHREDDİN RAZİ

Âlim var allame var. Âlim belli bir ilme vakıf kişi demek. Allame ise tek başına bir ilimler hazinesi demek. İslam tarihi boyunca gelip geçen âlimleri saymak mümkün değil. Bugün de âlimlerimiz çok. Allame deyince ise elimiz böğrümüzde kalıyor. 17. yüzyıldan beri “allame” sözü ya mübalağa yahut istihza.

Âlim oğlu âlim
İslam’da ilim geleneği dendiğinde aile bağı, soy zinciri gibi jeneolojik bir devamlılık ilişkisi anlaşılmaz; hoca-öğrenci ilişkisi anlaşılır. İlim zincirinin küçük büyük halkalarını oluşturan ulema, genellikle taşra kökenli fakir aile çocuklarıdır. Ahlak, merak ve kabiliyetleri sayesinde kendilerini kabul ettirmişlerdir.

Yaşadığı 12. yüzyıldan günümüze kadar İslam düşüncesini etkilemeye devam eden allamelerden Fahreddin Razi de taşra kökenli, eskiden zenginken zamanla fakirliğe düşmüş bir ailenin çocuğu olduğu halde babasının meşhur ve saygın bir âlim oluşu bakımından şanslıydı. Razi yer yer “İbnü’l-Hatib” yani “Hatibin Oğlu” olarak da anılır ki bu, babası Ziyaeddin Ömer’in Selçuklu Devleti’nin başkentinde meşhur bir hatip olması nedeniyledir. Ziyaeddin Ömer hem iyi bir hatip hem de usta bir yazardı. Eşari kelamına dair eser yazmıştır; aynı zamanda derviştir.

1149 tarihinde, Selçuklu başkenti Rey’de, bir anlamda ilim ve irfanla yoğrulmuş bir eve doğan Fahreddin, doğal olarak ilköğrenimini babasının dizi dibinde gördü. Ne yazık ki babasını on altı yaşında kaybedince ise başkenti terk ederek ilim yolculuğuna başladı.

Akli ve nakli ilimlerde parlak bir kariyer
Fahreddin Razi, gençliğinde Kur’an, hadis ve fıkıh gibi nakli ilimleri de kelam ve felsefe gibi akli ilimleri de önemli hocalardan tahsil etmekle allame sıfatını en baştan hak etmiştir. Daha sonraki yıllarda yazdığı eserlerin yüzyıllar sürecek etkisini biraz da büyük âlimin bilme iştahında ve belli bir ekolün devamı olmakla yetinmemesinde aramak lazım. Gerçekten de Razi, felsefeyle kelamı, tasavvufla Kur’an ve hadis bilgisini eserlerinde bağdaştırmış; bu yüzden de bazı konularda görüşlerini zaman içinde değiştirmiştir. Razi’yi tek bir görüşle özetlemek progresif tavrı nedeniyle zordur. Aynı nedenle üstattan yararlanma kanalları da çoktur. Belki de en iyisi Fahreddin Razi’yi satır satır, cümle cümle okumaktır. Osmanlı medreselerinde uzun yüzyıllar okutulan Fahreddin Razi eserlerinin bugünkü Türkçeye pek çevrilmemiş olması ise vahim bir kusurumuzdur.

Sağlam bir Eşari ve Şafii olduğu halde, Razi’nin İşraki, sufi, filozof, hatta Şii hocalardan ders tahsil etmesi özellikle dikkat çekiyor. En çok mücadele ettiği Hanefi ve Maturidi ekolün ise kendisinden yüzyıllar boyu istifade etmiş olması ise kaderin cilvelerinden olsa gerek. Razi Orta Asya’nın Hanefileriyle ciddi mücadele etmiş bir âlim. Neticede Hanefiliğin kılıcı olan Osmanlılar, Razi’yi medreselerinde baş tacı ettiler ki üstada yönelik ilgi ve saygı Türkiye’de bugün de devam ediyor.

İki düşman kardeş
Razi’nin özel hayatına ait birçok ilginç anekdot arasında kardeşi Rüknettin’le olan mücadelesi dramatiktir. Ziyaeddin Ömer iki oğlunu da âlim yetiştirmişti. Ne var ki kendisi vefat edip oğulları yetişkin yaşlara erişince ağabey-kardeş arasında tatsız bir münakaşa aldı yürüdü. Rükneddin kendinden daha parlak ve meşhur olan kardeşi Fahreddin’e hücum etmekten bir an geri durmamanın bedelini zindana kapatılmakla ödedi. Fahreddin Razi gibi bir büyük âlimin kendisini aralıksız tenkit eden ağabeyini Harzemşah sultanına şikâyet ederek hapsettirmesi bizi bugün şaşırtıyor.

Fahreddin’in agresif bir tarafı olduğuna kuşku yok. Eserlerinde de halka yaptığı vaazlarda da çokça yüklendiği Kerrami ekolüyle arasında birçok tatsız hadise geçtiğini ilim tarihi kaydediyor. Düşünsel bir anlaşmazlığın sen-ben kavgasına dönüşmesine gerçi biz alışkınız; ama bin yıl öncenin allame-i cihanına yakıştıramıyoruz elbette.

Hem telif hem cedel
Razi’nin felsefe, tasavvuf, fıkıh, kelam gibi farklı vadileri eserlerinde bağdaştırdığını söylemiştik. Öte yandan, az evvel de söylediğimiz gibi üstat son derece mücadeleci bir karakter de arz ediyor. Hadislere sıkı sıkıya bağlı olup hadislerin aşırı yorumlarıyla halkı etkilemeye çalışan Kerramiler, Fahreddin Razi’nin mücadele ettiği yegâne grup değildi. Üstat aynı zamanda Mutezile, Hanbeliyye, Hanefiyye ve Maturidiyye gibi birbiriyle ilişkili veya birbirine zıt amel ve itikat mezheplerini de yoğun eleştiri bombardımanına tutuyordu. Bunların her birine mensup insanlarla mutlaka darbı mesel olmuş bir hikâyesi var. Belki de bu yüzden mezarının bir köye defnedilmesine vasiyet etti. Onu dinden çıkmakla itham edenler mezarına zarar verebilir endişesi taşıyordu.

Fahreddin Razi’nin yaratılış, kader, Allah’ın sıfatları, varlığın özellikleri, bilginin kaynağı ve elde edilme yolları gibi temel konularda, yaşadığı Maveraünnehir bölgesinin hâkim ekolleriyle yani Hanefi ulemasıyla sert tartışmaları olmuştur. Razi, cedelci kişiliği ile yüksek zekâ ve bilgisi sayesinde rakiplerinin görüşleri arasındaki tutarsızlığı yakalayarak onları tartışmada mağlup etme yoluna gidiyordu. Eserlerinde bu tartışmalara kendi yer vermesinden anladığımız, tartışmayı gerekli, hatta kaçınılmaz gördüğüdür. Çoğu zaman Eşari-Şafii âlimi olarak söz alan üstat bu ekolün büyüklerinden Gazali’yi dahi eleştirmekten çekinmiyordu.

“Sarih akılla sahih nakil çelişmez.” Razi’ye ait bu söz, onun akli ve nakli ilimleri bağdaştırma çabasının en veciz ifadesi diyebiliriz. Bu bağdaştırma çabasının merkezini kelam sahasında verdiği eserler oluşturur. Razi bugün de en temelde kelamcı olarak anlaşılıyor. Fıkha dair eserleri de olmakla birlikte kelami eserleri ve tefsiri eserinin çekirdeğini oluşturur.

Bugünden bakarak söyleyecek olursak Fahreddin Razi adeta ikinci bir Gazali’dir. Gazali gibi o da hakikat gördüğü akıl-nakil tutarlılığı dışındaki bütün görüşleri ve bu görüşleri ileri süren ekolleri eleştirmekten geri durmuyordu. Gazali nasıl ki filozofları eleştirmek için bile olsa felsefeden yararlarmışsa, Razi’nin felsefe ilgisi onun bıraktığı yerden gelişerek devam etmiştir. Razi, filozoflara karşı olduğu halde, uygun gördüğünde İbn Sina’nın görüşlerinden etkilenebilecek kadar da komplekssizdi.

İlginç husus, bütün akılcılar gibi Fahreddin Razi’nin de ömrünün sonunda tek hakikat kaynağı olarak Kur’an’ı işaret etmesidir. Bu, bize göre, Razi’nin progresif görüşlerini ileri sürerken iyi niyetli olduğunun delili olarak anlaşılmalı. Görüşleri değişse de niyeti daima halisti.