RAMA MI BEOWULF MU?

RAMA MI BEOWULF MU?

Karşılaştırmalı destan okumalarından birçok sonuç elde edilebilir. Çünkü destanlar sadece bir kahramanlık hikayesi veya masalı değildir. Destan; kendine özgü bir türdür, hikaye ve masaldan apayrı özellikler taşır. Tabi olay, tasvir ve karakterler gibi üçünde de ortak olan unsurlar vardır. Fakat temelde hikaye, masal ve destan ‘neden anlatıldığı’ bağlamında birbirinden ayrılır. Masal keyif vericidir. Destan, okuyucu ders çıkarsın diye anlatılır. Hikaye daha modern bir tür; çeşitli amaçlar doğrultusunda yazılabilir.

Ramayana bir Hint (Doğu), Beowulf ise bir İskandinav (Batı) destanı. İkisine de baktığımızda insanların hayata bakışları ve yaşama nedenleriyle karşılaşırız. Kahraman; bir toplumun din, ahlak, hukuk, örf ve adetlerinin cisimleşmiş halidir. Destan bir kahramanın birçok savaşını konu edinir. Bir yerde savaş veya kahramanlık bahanedir. Rama ve Beowulf’un gösterdikleri kahramanlıklar aynı; ikisi de ejderhalarla savaşırlar. Yani hiç kimsenin cesaret edip de karşısına çıkamayacağı canavarlarla… Bu noktada bir ayrım söz konusu değil. Fakat ‘kahramanlar neden canavarlarla savaşır?’ sorusu, o kahramanın temsil ettiği topluma ayna tutar. Beowulf şan, şöhret ve zenginlik arayışı içindedir. Rama’nın derdi; babasına sadakat, halkına sevgi, inançlarına bağlılıktır. Oysa ikisi de şan ve şöhrete kavuşur. Fakat yol farklıdır. Yol dediğimiz; din, ahlak, hukuk ve hayat anlayışıdır.

Beowulf üzerinden Kıta Avrupası’nın materyalizme nereden geldiğini özetleyebiliriz. Rama üzerinden ise Brahmanizm’in uğradığı dönüşümleri okuruz. İki destanda da ‘Tanrılar’ vardır. Yani ikisi de ‘çok tanrılı’ inanç sistemini işler. Fakat Beowulf’ta Tanrılar geri plandadır, pek ciddiye alınmazlar, etkileri azdır. Ramayana’da Tanrılar her şeydir. Rama her şeyden önce Brahmanların, yani din adamlarının hizmetkarıdır. Kendisi de zaten sık sık inzivaya çekilir, ibadet eder, Tanrılara kurban sunar, aziz gibi giyinir.

Tanrı, Beowulf’un yalnızca dilindedir. Onun Tanrıya hizmet etmek gibi bir kaygısı yoktur. Düşünceleri sürekli devletler arası siyasettedir. Bir nevi en güçlü olmak için hareket eder. Ve ilginçtir, dünyalık eşyalara karşı müthiş bir tutkusu vardır. Bunu, Beowulf’un çevirmeni Nazmi Ağıl, destanı son kez elden geçiren kişinin Hıristiyan oluşuyla açıklar. Yoksa Beowulf ve halkı pagandır. Paganizmde ölümsüzlük; geriye bırakılan şan, şöhret ve zenginlikten ibarettir. Hıristiyanlık Beowulf’a sonradan giydirilmiş gibidir. Ramayana’nın yazarı ise bir din adamı olan Valmiki’dir. Ona sonradan eklenen veya giydirilmeye çalışılan bir unsur yoktur. Konusuyla, kahramanın söz ve hareketlerinde uyumsuzluk bulunmaz.

Rama, bir din devletinin kıralı ve kahramanı. O yüzden Ramayana derli toplu bir din kitabı olarak da okunabilir. Beowulf ise Kıta Avrupası’nın karışık inanç ve halklarını anlatır. Dağınıklığı bu yüzdendir. Avrupa’nın M.S 7. yüzyıldan beri toparlanamayışının nedenlerini içinde taşır. Farklı açılardan okumaya imkan tanıdığı için, iki destan da halen canlılık ve etkileyiciliklerini kaybetmemiştir.