Saatlerin Dilinden En İyi O Anlıyor

Saatlerin Dilinden En İyi O Anlıyor

Aile mesleği olan saat tamirciliğini 4 kuşaktır devam ettiren Nezihi Arıcı, 50 yılda sadece Türkiye’de değil, dünyada da önemli bir bilinirliğe ulaşmış.

Hayat akıp giderken, aslında zamanın ne kadar hızlı geçtiğini çoğu zaman fark edemiyoruz.

Oysa insan ömründe saniyelerin, dakikaların ve saatlerin çok büyük bir anlamı var. Saniyelerin dakikaları, dakikaların da saatleri takip ettiği günler, akreple yelkovanın birbirlerine ulaşma mücadelesi gibi hep bir tekerrür içinde. Zaman, kabulü çok zor olsa da elde avuçta tutulamayan yaramaz bir çocuk gibi hep hareket halinde… Bu noktadan yola çıkarak hayatımızı şekillendiren zamanı, farklı bir ifadeyle saatleri 4 kuşaktır tamir eden bir aileden gelen Nezihi Arıcı ile Türkiye’de artık kaybolmaya yüz tutmuş bu zanaatı nasıl hâlâ büyük bir tutku ile icra ettiği hakkında konuştuk.

Kadıköy’de Moda Caddesi üzerinde saat tamirciliği yapan Nezihi Arıcı’nın dükkânına adımımızı attığımız an, sanki hayat durdu.

Duvarda asılı olan 150 ya da 200 yıllık duvar saatleri, atalarımızdan kalma cep ve masa lambaları ile çepeçevre kuşatılmış bu sihirli dükkân, sanki bize geçmişi fısıldıyordu. 4 kuşaktır saat tamiri yapan bir aileden gelen Nezihi Arıcı, meslek hayatında 50 yılı geride bıraktığını söylüyor. Büyük dedesi, babası ve babasının kardeşlerinin de bu mesleği icra ettiğini dile getiren Arıcı, 1860’tan bu yana saatlerle iç içe geçen bir yaşamın parçası olduklarını vurguluyor. Moda Caddesi’nde 17 yıldır saat tamiri yapan Arıcı, daha öncesinde yıllarca Adapazarı Sakarya’da çalışmış. Aile bireylerinin bir kısmının Adapazarı’nda bir kısmının da Düzce’de bu zanaatı yaşatmaya çalıştığını söyleyen Arıcı, “Büyük dedemiz Kırım’dan Romanya’ya gelmiş. Sonra birkaç sene İsviçre’de saat tamiri alanda ihtisas yapmış. Sonra İstanbul’a dönmüş ve sarayda saatçilik yapmış. 1880’lerden sonra ise Düzce’ye yerleşmiş. Babamın babası ise 1920’lerde Adapazarı’na yerleşip saatçilik yapmaya başlamış. Bu işi alaylı olarak öğrendim. Evle iş yerimizin arası çok yakındı. Okuldan çıkıp babamın yanına gelir ve saatleri nasıl tamir ettiğini gözlemlerdim.” diyor.

“Gençlerin zanaat öğrenme merakı yok”

7-8 yaşından 17 yaşına kadar bu sürecin böyle devam ettiğini dile getiren Nezihi Arıcı, “Babam zamanla bana pratik yaptırmaya başladı. Önüme bir saat koyup sökmemi isterdi. Bir süre de böyle devam ettim. Lise sondayken babam kalp krizi geçirdi ve 3.5-4 ay hastanede kaldı. Ben de işlerin devam etmesi için tezgâha oturdum. O gün, bugündür aile mesleğimizi icra ediyorum. Liseyi bitirdim. Üniversiteyi de kazanmıştım. İstanbul Üniversitesi’nin hem Gazetecilik hem de İşletme Bölümü’ne puanım yetiyordu. Ama gidemedim. Askerliğimi yapıp saat tamirciliğine devam ettim. O dönemlerde esnaflar, bugünün şartlarına göre çok daha iyi para kazanıyordu. İşleriniz iyi olduğunda evinizi, barkınızı alabiliyordunuz. Bugün ise masraflarınızı çıkartabiliyor ve rahat yaşayabiliyorsunuz. Ama bir tasarruf etme şansınız olmuyor. Yaptığımız işte müşteri seçme şansınız var. Eğer müşterinin halini, tavrını beğenmezseniz o işi almama lüksüne sahipsiniz. Kol, masa ve duvar saatlerinin yanı sıra antika saatlerin tamirinde de uzmanlaştım. Günümüzde gençlerin zanaat sahibi olmaya merakı yok. Ben bu zanaatı öğretmek, gençleri meslek sahibi yapmak istiyorum. Ama gençlerin öncelikli tercihi bir şey öğrenmekten çok, para kazanmak. Saat tamiri emek isteyen bir iş. Sıfırdan başlayan kişilerin en az 4-5 sene çok iyi bir gözlemci olmaları gerekiyor.” yorumunda bulunuyor.

Türkiye’nin dört bir yanından müşterileri var

Mesleğine büyük bir tutkuyla bağlı olan Nezihi Arıcı, “Beni tanıyan müşterilerim duvar, masa ve kol saatlerinin yanı sıra antika saatlerini de büyük bir güvenle teslim ediyor.” diyor. Antika saatler geldiğinde saati komple söktüğünü, bakım ve revizyon yaptığını söyleyen Arıcı, sözlerine şöyle devam ediyor: “Yatakları bozuksa onları tamir ediyorum. Kırık varsa ya kırığını tamir ediyorum ya da değiştiriyorum. Fırçalarla temizliyorum, yağlıyor ve sonra topluyorum. Artık, elit bir kesim saate gereken özen ve önemi gösteriyor. Önceleri herkesin mekanik bir saati vardı. Saate sahip olmak bir kıymetti. Dijitalleşmenin etkisiyle Bulgari, Cartier, Rolex, Omega, Patek Philippe ya da Vacheron Constantin marka saat kullanan kişi sayısında bir azalma gözlemliyoruz. Köklü aileler, evlerindeki 100-150 yıllık duvar ve masa üstü saatlerinin tamiri için de bana geliyor. Dolayısıyla emeğinizin karşılığını da fazlasıyla alıyorsunuz. Mekanik olmayan saatlerin tamirini de yapmıyorum. Her işi almam mümkün değil, bu nedenle seçici olmak zorundayım. Bir duvar saatini ortalama 3-4 günde tamir ediyorum. Ama hemen gelip almaları gerekiyor çünkü yerim çok geniş değil. Adana, Mersin, İzmir, Bursa’dan kısacası Türkiye’nin dört bir yanından müşterilerim var. Uzun yıllardır bu mesleği icra ettiğim için yurt dışından da beni bulup gelen müşterilerim de bulunuyor.”

48 köklü saat tamircisinden biri

Özellikle markalı saatleri tamir ederken, çok dikkatli olunması gerektiğini ifade eden Nezihi Arıcı, şu açıklamada bulunuyor: “Başka bir saatçinin ellediği bir saati tamir edebilmek son derece zor. Marka saat sahipleri, saatlerini bu işte gerçekten uzmanlaşmış kişilere emanet etmeli. Antika duvar saatlerinin tamiri de oldukça zahmetli. Bakım işleminin ücreti 250 TL. Marka kol saatlerinin tamiri ortalama bir hafta sürüyor. Bakım ücreti ise ortalama 100 TL’den başlıyor. Saat tamirinde en çok lup, tornavida, çift ve çakı kullanılıyor. Yaptığım işi gerçekten çok seviyorum. Çünkü bu iş sevmeden yapılmaz. Her saat aynı arıza ile gelmiyor. Bu nedenle her gün farklı bir arızayı çözmeye çalışıyorum. Müşterilerimin hepsi de seçkin insanlar. 50 yılda bu mesleği icra ederek pek çok dost kazandım. Hafta içi 5 gün çalışıyorum. 09.30-18.00 arası hizmet veriyorum. İş hayatım boyunca yapmak istediğim her şeyi gerçekleştirdim. Bu meslekte önemli bir konuma geldim. Beni hâlâ çok heyecanlandıran işler de geliyor. Türkiye’de bu alanda ustalaşmış 48 saat tamircisi var. Bu tamircilerden biri de benim. Ülkemizde farklı zanaat dallarının geleceğe taşınabilmesi adına alternatif meslek okullarının hayata geçmesi gerektiğini düşünüyorum.”