ŞAİR NEFİ NİÇİN ÖLDÜRÜLDÜ?

ŞAİR NEFİ NİÇİN ÖLDÜRÜLDÜ?

İntihar eden şairler hakkında çok şey yazılıp söylendi Türkçede. Bunda her on yıllık dönemde giderek artan sayıda şairin intihar etmesinin rolü var elbette. Yazan insanların intiharı Batı için daha tanıdık olsa da, Türkiye de özellikle 1980’lerden itibaren yazı ile intihar arasında yer yer somutlaşan bir korelasyon kurulur oldu. İntihar Türkiye yazarları arasında henüz Batı’daki gibi bulaşıcı bir davranışa dönüşmemiş durumda şükür ki. Ama her kuşaktan bir veya birkaç şairin, yazarın intihar ettiği de gözden kaçmıyor.

Öldürülen şairler hakkında ise genel bir suskunluk hâkim. Şairin yoksulluğu, muhalifliği, hapis yatması nerdeyse birer klişe durumundayken öldürülmesinden söz eden metinler iki elin parmaklarını geçmez. Nadir rastlanan bir durum desek, bu da doğru değil. Zira 14. yüzyıldan bugüne kadar öldürülen şairlerimizin sayısı 137.

Maktul şairler arasında Nefi’nin çok özel bir yeri var. Zira Nefi, erken modern dönem Osmanlı Devleti içindeki kargaşayı, tek kutupluluktan çok kutupluluğa giden siyasi ve toplumsal durumu eserinde ve hayatında dolaylı olarak yansıtmış bir şair olmasının yanı sıra,şiiri de kendisine kadar gelen Türkçe ve Farsça şiirin bir zirvesi kabul edilir.

Nefi’nin karakteri ve şiiri Tanzimat döneminden başlamak üzere modern Türk şairlerinin önünde bir örnek, bir arketip olmuştur. Kestirmeden söylemek gerekirse, Cemil Meriç’in Namık Kemal için söylediği, “O bütün şairlerimizin cedd-i ekberidir.” sözünü Nefi için söylemek daha yerinde olur.

Hayatı
Şiirlerini Nef’î mahlasıyla imzalayan şairin asıl adı Ömer’dir. Edebiyat tarihçilerine göre 1572 tarihinde, bir başka deyişle II. Selim döneminde Erzurum’un Pasinler ilçesinde dünyaya gelmiştir. Babası Mehmet Bey, dedesi Mirza Ali Paşa olup ailesi köken itibariyle Şirvanlıdır.

Taşrada dünyaya gelmesine rağmen, bürokrat bir aileye mensup olması sayesinde Nefi iyi bir medrese eğitimi aldı ve iyi derecede Arapça ve Farsça öğrenme şansı buldu. Şiir yazmaya okul yıllarında başladı.

Nefi’nin kullandığı ilk mahlas ‘zarara mensup, zararla ilgili’ anlamındaki “Darri”dir. Bu ayrıntı oldukça önemli, çünkü Nefi’nin karakterine ait bir özelliği; kavgacı, tatminsiz ve küstah tarafını belli ediyor. Huy canın altındaymış; şair mahlasını büyük tarihçi ve eleştirmen Gelibolulu Mustafa Ali’nin tavsiyesiyle ‘yarara mensup, yararla ilgili’ anlamındaki “Nef’î” olarak değiştirmiştir, ama mahlas karakteri değiştirmediği için şiir-zarar ilişkisi hayatının son anına kadar ona eşlik etmiştir.

Travmatik bir baba-oğul ilişkisi
Nefi’nin hayatına babasının etkisi büyüktür. Mehmet Bey, Ömer Nefi henüz büyüyüp İstanbul’a gelmemişken ailesini bırakıp Han Nedimi olarak vazife ifa etmek üzere Kırım’a gitmiştir. Nefi ise, ailesi yoksulluk içinde yaşarken kendisi müreffeh bir hayat süren Mehmet Bey’den intikamını onu ağır sözlerle yargıladığı mısralarla alacaktır daha sonraki yıllarda. Nefi’nin “kaza okları” anlamındaki “Siham-ı Kaza”da topladığı hicviyeleri arasında en meşhur olanlarından birinde babası için “bela-yı siyah” diyecek kadar ileri gider.

Baba ile oğul arasındaki bu trajik ve travmatik ilişki, oğulun derin öfkesine kısmen ışık tutar. Nefi’nin yaşadığı 16. yüzyıl sonu ile 17. yüzyıl başının hem Osmanlı Devleti hem Avrupa için kargaşa dönemi olduğunu, halkı da seçkinleri de derinden etkileyen büyük ekonomik ve siyasi değişimlerin bu dönemde gerçekleştiğini ve kuşaklar arasında çatışmaya da neden olan farkın ilk defa bu dönemde açıldığını da hatırlamakta yarar var. 17. yüzyıl yazarları arasında Evliya Çelebi gibi babasına yaranamayanlar veya Nefi gibi babasını yargılayanlar az değildir. Bunun bir diğer veçhesi de devletle entelektüeller arasında her zamanki uyumu bozan ayrılıktır.

İstanbul: Bir başarı hikâyesi
Kendisi de kısmen memnuniyetsiz bir adam olan, zira dehasının karşılığını devletten alamadığını düşünen Mustafa Ali, Anadolu’da görev yaptığı sırada genç Nefi’yi tanır ve yeteneğini fark ederek onu kendi yanında İstanbul’a getirir. Nefi böylece I. Ahmet, I. Mustafa, II. Osman ve IV. Murat dönemlerini İstanbul’da geçirecek ve başkentin en anarşik döneminin bir parçası da olacaktır; bilhassa hicviyeleri ve idam edilişiyle.

Nefi gördüğü padişahlar arasında en çok IV. Murat’a yaklaşabilmiştir. I. Ahmet döneminden itibaren bürokrasi içinde ikinci dereceden görevler alan Nefi’nin asıl işi elbette şiirdi. Başta IV. Murat olmak üzere padişahlar ve vezirler için yazdığı çok sayıda kaside şiirlerinin en parlakları kabul edilir. Özellikle IV. Murat kasidelerini zevk, samimiyet ve inançla yazdığı sıradan bir okuyucunun bile fark edeceği kadar açıktır.

Nefi’nin I. Mustafa için hiçbir şey yazmaması ilginç ve öğreticidir. Bu, büyük şairin sadece caize yani ücret almak için yazmadığının ispatı gibidir. Nefi gerçekten de düşüncesini sakınmayan, içinden geldiği gibi hareket eden, baskı çağında yaşamış özgür ruhlu bir adamdır.

Nefi’nin hayatının en mutlu yılları da acı sonu tadacağı gün de IV. Murat döneminde gerçekleşir. Padişahla şaire dair pek çok rivayet vardır. Bunların bir kısmı uydurma ve abartı da olsa, bazıları gerçektir. Padişaha yakınlığı Nefi için bir mutluluk sebebiydi; ama aynı zamanda onu çekemeyenlerin çoğalmasına da neden oluyordu. Bilhassa bürokratlar şair aleyhinde sürekli dedikodu çıkardılar. Yetenekli olmadığını, ukala olduğunu, padişaha saygı duymadığını anlatıp durdular.

Acı son: Şair bürokratın elinde can veriyor
Bir noktaya kadar IV. Murat’ın, Nefi aleyhindeki dedikodulara prim vermediği, fakat bir yerden sonra büyük bürokratların ağırlığını tanıyarak onu kaderiyle baş başka bırakıp çekildiği görülüyor. Padişaha yakınlığını da kullanan Nefi, kasidelerini sultanın yanı sıra sevdiği, değer verdiği, devlete ve millete yararına inandığı bürokratlara yöneltirken, hicviyelerini de sevmediği şair, âlim, bürokrat insanlara yöneltmekten hiç çekinmiyordu.

Bunları topladığı kitaba Siham-ı Kaza demiş olması da ironiktir. Siham-ı Kaza kaza okları demek. Hicivli şiirleri kaza okları gibi gören şair, aynı kaza oklarının kurbanı olmuştur. Hicvettiği bürokratlardan Bayram Paşa onu padişahtan istemiş, IV. Murat da şairi Bayram Paşa’nın ellerine teslim etmiştir.

27 Ocak 1635 tarihinde büyük Türk şairi Nefi, Bayram Paşa’nın cellatları tarafından kementle boğulduktan sonra aziz naaşı denize atılmıştır.

Tarihin bir ironisi olmak üzere; Nefi kaside ve hicviyede ulaştığı yüksek seviye ile Bayram Paşa ise şair Nefi’yi boğduran bürokrat hüviyetiyle anılıyor bugün. Başka deyişle zulmün intikamını şair yüzyıllardır eseriyle almaya devam ediyor.