ŞAİRANE YAZILMIŞ PORTRELER

ŞAİRANE YAZILMIŞ PORTRELER

Mehmet Aycı şairdir. Bununla birlikte ona denemeci diyebileceğimiz kadar kendine özgü bir düzyazı üslubu ve tarzı geliştirmiştir. Mehmet Aycı yeni kitabı İki Yüz’de (2015, Cümle Yayınları) sanki bu iki yönünü birleştirmek ister. Kişileri, yalnızca bir denemecinin kıvırabileceği kadar şümullü ve toparlayıcı ve yalnızca bir şairin yakalayabileceği kadar imgesel, kısa ve öz ele alır.

İki Yüz’de 246 adet portre yazısı vardır. Mehmet Aycı spektrumunu geniş tutar. Hayatta olanlar, olmayanlar, şairler, yazarlar, yayımcılar, dergi editörleri, kitapçılar veya türkücüler… Onun kamerasından kaçmaz. O, hayat odaklı, sevgi ve saygıya dayanan bir bakış yakalar. Değişik açılardan ele aldığı kişiye dönük ardı ardına flaş patlatır. Portresini yazdığı kişilerin belki hiç kimsenin dikkatini çekmeyen ya da herkesin bildiği, gördüğü ama ifade edemediği yönlerini aydınlatır. Birkaç kelime veya tamlamayla, karşısındakinin karakter çizgilerini ortaya çıkarır. Onları tanıyan, tanımayan herkes için, ilginç, zihinde hemen canlanan tasvirlerdir bunlar. Bunlar, bir biyografi, roman veya hikayedeki tasvirlere benzemez. Yalnızca bir şiirde karşılaşabileceğimiz cinsten benzetme ve betimlemelerdir. Aycı, bu noktada şairliğini kullanır. Onları işleyip, ayrıntılarıyla aktarırken, konuyu derleyip toparlarken denemeciliğini konuşturur.

İnsanların iyi yönleri
İki Yüz’de Aycı’nın hüsnü zannıyla karşılaşırız. O insanları iyi yönleriyle ele almaya çalışır. Sanki onda, insanı insan yapanın, yalnızca iyi yönleri olduğu ya da insanı en iyi şekilde tanımanın sadece ona dönük iyi bir bakışla mümkün olacağına dönük bir inanç vardır. Bunun hem bakan hem de bakılan kişide olumlu etkileri olabilir. İyi yönleri görüp ön plana çıkardığımız kişiye karşı sevgi ve saygımızda artış olduğunu, belki onu daha yakından tanıdığımızı fark ederiz. İyi yönlerini ortaya çıkardığınız kişide, o yönlerin daha da geliştiğini, serpildiğini, belki takdir edilmediği için sönmeye yüz tutan özelliklerinin yeniden güçlendiğini görebiliriz. Bu, aslında Müslümanca bir bakıştır. Çünkü Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV), kişilerin şahsını değil fiillerini eleştirmek gerektiğini söyler. Bundan şahsa ait iyi yönlerin dile getirilebileceği, hatta getirilmesi gerektiği anlaşılabilir. Kötü denilen sıfatlar ise şahsa değil, onun eylemlerine yüklenilmelidir. Ele alınan kişi ancak bu şekilde daha iyiye yönlendirilebilir, teşvik edilebilir. Diğer türlüsü karşıdaki kişinin nefretini doğurabilir.

Duygu yoğunlaşması
İki Yüz’de bir de Aycı’nın portresini yazdığı her kişiyle ayrı bir duygu ve düşünce yoğunlaşması içine girdiğini söyleyebiliriz. Bazı kişileri anlatırken özlem, bazılarında ayrılık acısı, bazılarında hürmet, hüzün… Yani sanki Aycı her kişide ayrı bir düşünceyle birlikte yaşadığı bir duyguyu yazmıştır. Çünkü bir insan, diğer bir insanı anlatırken ister istemez kendinden, yaşadıklarından bir şeyler katar. Karşıdakini anlamlandırması, anlaması, tanıması ve tanımlaması da buna bağlıdır. Başka bir ifadeyle insanları kendimizden yola çıkarak, onlarla aramızdaki benzer veya farklı yönleri dikkate alarak konumlandırır, belirli bir anlam dünyası içinde değerlendiririz. Bu yüzden İki Yüz’de okuyucuları bekleyen şeylerden bir tanesi de; bütünlüklü bir anlam dünyasından parçalardır.