SAN FRANCİSCO: SAÇINIZA ÇİÇEK TAKIP GEZİN

Amerika’nın gözbebeği New York kadar kaotik ve heyecan verici olmayabilir belki ama San Francisco, sisli ya da güneşli, bakmaya, gezmeye doyamayacağınız kadar güzel bir şehir. Sokaklardan, evlerden, müzelerden, manzaralardan gözlerinizi alamıyorsunuz. Yazın soğuğun iliklerinize işlediği günler az değil. Sonbahar ayları ise iklimiyle olduğu kadar kentin uyanışıyla da burada olmak için en doğru mevsim… Bu çok yüzlü kenti, her türlü tanımak, festivallerine katılmak, uzun yürüyüşler yapmak, parklarında yayılmak, konserlerini izlemek, galerileri gezmek için daha iyi bir zaman düşünülemez. Atmosfer ve tadlara gelince kafe ve restoranlar şehrin gerçek ruhuna ve kültürüne dair sizi bambaşka deneyimlerle yüz yüze getiriyor. Bu güzel kenti görmek için ne kadar zamanınız var? Bir gün, üç gün ya da bir hafta? Kaç gün olursa olsun, işte size San Francisco’yu gezme rehberi…

Çiçek takmalısın…
1967’de çıkan “San Francisco (Be Sure to Wear Flowers in Your Hair)” şarkısı, Amerika ve Avrupa listelerinde müthiş bir başarı elde ederken, binlerce gencin bu kente akın etmesini sağlamıştı. “Eğer San Francisco’ya gidersen, saçına mutlaka çiçek takmalısın” diyordu şarkı. Kentin en ünlü mahallelerinden biri olan Haight’de hala o zamanların havası hissediliyor. Buradaki Red Victorian Bed, Breakfast & Art’da konaklamak ve sahibi Sami Sunchild ile tanışmaksa 60’ların etkisini birebir yaşamak için yeterli. Kendini barış, ekoloji ve evrensel dostluk kavramlarına adamış olan Sami’nin 1904 tarihli binada açtığı konukevindeki odalar, bu kendine özgü karakterin geçmişini ve felsefesini yansıtan isimler taşıyor: Çiçek Çocuk Odası, Günışığı Odası, Gökkuşağı Odası, Barış Odası, Aşk Yazı Odası… Burada kalmasanız da bir ara Peace Cafe’ye uğrayabilirsiniz. Eğer kentteki ilk gününüzde gerçek bir Amerikan kahvaltısında ısrar ediyorsanız o zaman köklü bir mekan olan Pork Store Cafe’nin size fazlasıyla enerji verecek kahvaltısına buyrun. Haight Caddesi’nden yukarı doğru yürüyünce kentin en çok nefes alan ve nefes aldıran bölgesine, Golden Gate Park’a geleceksiniz. Burada sadece yürüyüş parkurları, bahçeler, göller ve spor alanları değil aynı zamanda müzeler ve farklı aktivitelere imkan tanıyan kapalı alanlar da var. Bisiklete binebilir, patenle gezebilir, golf, tennis ya da çim bowlingi oynayabilirsiniz. At binmek de mümkün. California Academy of Sciences, MH de Young Memorial Museum ve Japanese Tea Garden gibi sergi alanları ve bahçeler görmeye değer.

İtalyan mahallesine uğrayın
Sırada İtalyan mahallesi North Beach var. Mario’s Bohemian Cigar Store her ne kadar adını aldığı purolardan artık satmıyorsa da North Beach atmosferinin en iyi hissedildiği mekanlardan. Mario’nun kafesi, Washington Square civarındaki canlılığı seyretmek için en ideal nokta. Mahallenin bir başka klasik mekanında daha vakit geçirmek isterseniz, kahve keyfinizi Caffe Trieste’ye saklayın. Buranın da kahvesi rakipsiz sayılabilir. Bu tarihi mekan, 1956’dan bu yana ayakta. Grant Avenue’yu izleyerek, North Beach’te ve Chinatown’da (Çin Mahallesi) gezinin. Çin Mahallesi’nde dumanı ve kokusuyla yemeklerin sokağa taştığı restoranlar, turistik eşya, ipek giysi, masa örtüsü, hatıra eşyası satan ve şifa dağıtan dükkanlar arasında dolaşın ve ana caddeden ayrılarak mahallenin daha otantik sokaklarına sapın.

Bisiklet kiralayın
İkinci gün kente bir de bisikletin üzerinden bakın. Avenue Cyclery’den bisiklet kiralayın ve Golden Gate Park’ın sonuna, Pasifik Okyanusu’na ulaştığı yere kadar pedal çevirin. Kentin en iyi sanat müzelerinden biri olan Palace of the Legion of Honor’ı gezmelisiniz. Lincoln Park’ın ağaçlarının ve golf sahalarının arasındaki, 1924 tarihli müze ortaçağdan 20. yüzyıla, empresyonistler ve Rodin dahil olmak üzere, Avrupa sanatı üzerine etkileyici bir koleksiyona sahip. Kentteki 14 kilometrelik yürüyüş parkurunun bir kısmı da Golden Gate köprüsünün en güzel görüntülerini görebileceğiniz Lincoln Park’tan geçiyor. Bisikleti bırakmak için geri dönüşe geçin. Öğle yemeği tavsiyesi; organik hamburgerden risotto keklere leziz yemekleriyle Magnolia Pub & Brewery…

Açık hava sanat galerisi: Mission
Üçüncü gününüze Mission’da başlayın. Organik unla pasta ve hamur işlerinin yapıldığı bir fırın/ kafe olan Tartine’in önünden müdavim kuyruğu hiç eksik olmaz. Masalar az sayıdadır ancak kuyruk çabuk ilerler. Ekmek, tart, sandviç, kek ve kruasanları tatmak için beklemenin sonunda ödül oldukça büyüktür. Sırlarını paylaştıkları yemek kitabı Amazon’da satılıyor. Mission duvar resimleriyle kentin en renkli mahallesi kuşkusuz. Mission’da dolaşmak, gününüzü bir açık hava sanat galerisinde geçirmeye benzer. Binaların ön yüzleri, bazen yan duvarları silme resim ve graffitiyle kaplanmıştır. Mahalle bu renkli görüntüsüyle güçlü Latin mirasının ve burayı adeta bir mabed haline getiren farklı kültürlerden sanatçıların hakkını verir. 1,5 saatlik bir yürüyüşle Mission’ın en güzel duvar resimlerini görmek mümkün.

Gözünüz arkada kalmasın…
Üç günü bir haftaya çıkarabilirseniz, o zaman San Francisco’dan ayrılırken gözünüz arkada kalmayacak demektir. Liste uzayıp gidiyor; ürpertici Alcatraz Adası (Hapishanesi) turu, kentin ünlü dik yokuşlarında Cable Car (tramvay) gezintisi, turistik de olsa Fisherman’s Wharf ‘ın 39. iskelesindeki denizaslanları, kumsalında köpeklerin ve çocukların birbirini kovaladığı, sörfçülerin kendilerini soğuk sularına bıraktığı Ocean Beach, zevkli yürüyüşlerin klasik adresleri Telegraph Hill, Russian Hill ve Filbert merdivenleri, Palace of Fine Arts, Berkeley Üniversitesi kampüsü, dünyanın en virajlı yolu olarak bilinen Lombard Street, bilet bulmak zor da olsa bir Giants beyzbol maçı, 1852’den beri ağız sulandıran Ghirardelli çikolataları, mayalı ekmeğin içinde Clam Chowder çorbası ve dahası…

Programınız ne olursa olsun, saçınıza çiçek takmayı unutmayın…