ŞAŞIRTICI BİR ROMAN

ŞAŞIRTICI BİR ROMAN

HASAN ALİ TOPTAŞ MASAL HAVASINDA GERÇEKLERİ ANLATMAKTADIR. ONUN ÇIKIŞ NOKTASI GERÇEKLERDİR. GERÇEKLERİ ANLATMAK İÇİN ELİNE KALEMİ ALMIŞTIR DA DİYEBİLİRİZ.

Kayıp Hayaller Kitabı (Everest Yayınları, 2017); Hasan ile onun dedesinin hikâyesinden oluşmaktadır. Fakat roman bu şekilde tekdüze değildir. Hasan özelinde onun ailesi; ailesi özelinde kasaba, daha da önemlisi kasaba insanlarının hayalleri, kaygıları, aşkları ve trajedileri anlatılmaktadır. Dede özelinde ise romanda iki farklı zaman dilimi oluşturulmuştur. Roman boyunca Hasan’ı ve onun dedesini dinleriz. Bunlar diyalog değil de iç konuşma şeklinde olduğu için anlatıma psikolojik bir boyut da katılmıştır.

Hasan Ali Toptaş masal havasında gerçekleri anlatmaktadır. Onun çıkış noktası gerçeklerdir. Gerçekleri anlatmak için eline kalemi almıştır da diyebiliriz. Fakat Hasan Ali Toptaş’a göre gerçekleri anlatmak için gerçekçi anlatım yeterli olmamaktadır. Bu yüzden Toptaş sıradan bir manzarayı anlatırken bile çok somut verilerden bir anda masallar alemine geçiş yapar. Gerçekçiliğini bu şekilde sıkılaştırır. Çünkü manzarada bir derinlik yoktur. Derinlik, ona bakan kişidedir. Ve kişi, yani roman özelinde kahraman, sadece dış dünyadan meydana gelmemektedir. Onun bir de iç dünyası, geçmişi, geçmişin zihin yoluyla değiştirilmesi, yorumlanması vardır. Toptaş, Kayıp Hayaller Kitabı’nda bu derinlik ve kompleksi de yansıtmak ister.

Bunda başarılı da olur. Hasan’ın çocuk gözüyle kasaba hayatını, ailesini, dedesini, izlediği filmleri yansıtması; dedenin bir ihtiyar gözüyle aynı noktaları izleyip, sürekli geçmişine gitmesi ve içinden çıkamadığı hesaplaşmalara dalması; özlemlerini, öfkelerini, pişmanlıklarını kasaba hayatıyla anlatması sıradan diye gördüğümüz hayat ve insanların aslında nasıl bir derinliğin içinden hayata baktıklarını göstermesi açısından çok manidardır.

Toptaş’ın bu romanındaki diğer bir başarısı ise, dedeyle torun arasındaki kader bağlantısını sağlam bir şekilde kurmasında yatar. Dede ile torun farklı zamanları yaşamaktadır. Fakat temelde düştükleri hatalar neredeyse aynıdır. Bu da sanki, her kasabanın bir kaderi vardır ve insanlar orada yaşadıkları sürece aynı kaderden paylarına düşeni almaktadır, düşüncesini doğurur okuyucuda. Kevser’in trajedisi, Hasan’ın iki dayısının başına gelenler, dedenin kendini ateşe atışı, Hasan’ın kasabadan kaçmak istemesi ve teşebbüsleri, anne ve babanın sürekli kavgaları, yapılamayan ev ve sonunda Hasan’ın arkadaşı Hamdi’nin durumu… Hepsi de delirmeyle, trajediyle sonlanmaktadır. Toptaş adım adım bu delirmeyi anlatmaktadır. Herkeste benzer vakıaların görülmesiyse, kasabayla, kasabanın ruhuyla açıklanabilecek bir durumdur.

Toptaş okuyucusunu şaşırtmayı başarabiliyor. Bunu hem olay örgüsüyle, hem iç konuşma ve bilinç akışıyla, hem de tasvirlerle gerçekleştiriyor. Toptaş için roman boyunca okuyucusuyla bakıştığı söylenebilir. Okuyucu genelde onun acı dolu yüzüyle karşılaşır. Arada sırada ise zekice gülümseyen gözleriyle… Her halükarda Toptaş’la okuyucusu arasında eğlendirici, öğretici, başka ifadeyle hoş bir sohbetin geçtiğini söyleyebiliriz.

Yazarın Kitaplığı:
– Kendine Ait Bir Roma, Cemal Kafadar, 2017, Metis Yayınları
– Tek Vuruşta Ölmek, Tuba Kaplan, 2017, Profil Kitap
– Bir Kitabın Kırk Yılı, İsmail Kara, 2017, Dergâh Yayınları
– Üçleme, Samuel Beckett, 2015, Ayrıntı Yayınları