SERMAYENİZ YOKSA CROWDFUNDING VAR

SERMAYENİZ YOKSA CROWDFUNDING VAR

Crowdsourcing’den yani online dünyadaki kalabalıkların gücünden destek alan markalar, yepyeni bir iş modeli yarattı. Özellikle Amerika, Almanya, İngiltere gibi ülkelerde kullanılan ve Crowdfunding olarak şekillenen bu konsept; yeni kurulan ve finansman arayışı içinde olan şirket ve girişimcilere farklı bir seçenek vaat ediyor. Amerika’da Kickstarter, Indiegogo gibi platformların şekillendirdiği bu yapı, 2-3 yıldır hızlı bir yükseliş performansı sergiliyor. Şirketler, bu yeni iş modeline yönelerek, sıfır yatırım ve maliyetle Ar-Ge departmanları kurabiliyor, yeni ürünlerinin testini yapabiliyor, ücretsiz içerik yaratabiliyor ve bu işleri gönüllüler ordusu olarak öne çıkan kalabalıklara yaptırıyor.

BÜYÜK GRUPTAN DÜŞÜK MEBLAĞ TEMİNİ
Türkiye’de teknoloji bazlı girişimcilik, klasik sermayenin çekingen ve risk yatırım kuruluşlarının tecrübe ve fon yetersizliğinden dolayı arzu edilen seviyede ilerleyemiyor. Dünyada hızla yaygınlaşmakta olan ‘crowdfunding’ yani girişimcilere yönelik kitlesel fonlama platformları artık Türkiye’nin de yakın markajında… Crowdfunding, bir diğer tanımıyla ‘kitle fonlaması’, az sayıda bir gruptan yatırım almak yerine sayıca fazla olan bir gruptan düşük meblağlar temin etmeyi hedefleyen bir yöntem. Kickstartes, Indiegogo, Rockethub, Peerbackers, SoMoLend, Angel List, Circle Up, Micro Ventures gibi platformlar aracılığıyla şimdiye kadar dünyada 4 milyar doların üzerinde fon toplandığı tahmin ediliyor. Henüz emekleme aşamasında olsa da, Türkiye’de 2013’ten bu yana kitlesel fonlama alanında, crowdFon.com, biayda.com ve fonlabeni.com gibi internet portalları faaliyet gösteriyor. Bu portallarda daha çok film, video, müzik, sanat, tasarım ve teknoloji odaklı girişimler öne çıkıyor. Yurtdışında bu konuya dair verilebilecek en başarılı örneklerden biri de ABD’li şarkıcı Amanda Palmer’ın müzik albümü için gereken 100 bin doları, kitlesel fonlama yöntemi ile bir günde toplaması… Aynı şekilde Pebble adlı girişim, e-ink yani gün ışığında ekranı yüzde 100 görünecek olan bir ekran teknolojisiyle üretilecek olan akıllı saat projesi için kickstarter.com platformunda 10 milyon dolar topladı.

KALABALIKLARIN GÜCÜNE KULAK VERİN
Ürün tasarımından ambalaja, slogandan tat kombinasyonuna, yaratıcı reklam kampanyasından PR aktivitesine, kârlılığı artıracak stratejilerden sürdürülebilir büyümeye kadar pek çok konuda sosyal medya platformu kullanıcılarının görüşlerine odaklanan markalar, crowdsourcing temasından, farklı bir ifadeyle ‘kalabalıkların gücü’ olarak öne çıkan dinamik bir katılımcı kültürden besleniyor. Yeni markasının adını tüketicilerden gelen geri dönüşlere göre belirleyen, ürün tasarımlarında müşterilerinin önerilerine kulak veren, hedef kitlenin önerilerinden faydalanmak için web sitelerinde dinamik bir fikir havuzu oluşturan, ödüllü fikir yarışmalarına başvuran marka sayısı hızla artıyor. Crowd (kalabalık) ve outsourcing (belli işlerin konuyla ilgili uzmanlaşmış farklı bir şirkete yaptırılması) kelimelerinden türeyen ve dünyada yoğun bir biçimde kullanılan bu yöntem sayesinde bir işi herhangi bir firmanın yapabileceğinden çok daha verimli bir şekilde örgütleyen online topluluklar, geleneksel işgücünü altüst ederek yepyeni oluşumların önünü açıyor. Bu kavramın yaratıcısı ise ‘Crowdsourcing: Why The Power Of The Crowd Is Driving The Future Business?’ (Kalabalıkların Gücü, Bir İşin Geleceğine Nasıl Şekil Verebilir)  kitabının yazarı ve Wired Dergisi’nin editörü Jeff Howe…

İÇERİĞİ AMATÖRLER YARATIYOR  
Jeff Howe crowdsourcing’i, bir zamanlar profesyonellere özgü işleri başararak, geleneksel işgücünün yerini alan kalabalıklar’ olarak ifade ediyor. Crowdsourcing’i oluşturan faaliyetlerin kalabalığın kendisi kadar çeşitlilik gösterdiğine dikkat çeken Howe, amatörler tarafından yaratılan içeriklere yatırım yapan marka sayısının hızla arttığını vurguluyor. Howe’a göre bu yönetimi başarıyla uygulayan ilk markalardan biri de Converse oldu. Howe, “Converse’in reklam ajansı, Converse Gallery kampanyası çerçevesinde kamera kullanmayı bilen herkesi 24 saniyelik kısa reklam filmi çekmeye çağırdı. Üç hafta içinde şirkete 750 kısa film gönderildi ve bu sayı, Converse’in 2007’nin başında kampanyaya son verinceye kadar binlere tırmandı. Kampanya hem şirket hem de reklam dünyası tarafından büyük bir başarı olarak görüldü. Aynı zamanda kullanıcı tarafından yaratılan içeriğin tohumlarını attı. Bu yepyeni bir mecraydı. Amatörler tarafından yaratılan içerik… Kalabalığın sizin için neler yapabileceğini değil, sizin kalabalık için neler yapabileceğinizi sorun. Başarılı bir crowdsourcing, Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde en tepedeki ihtiyaçları karşılar. Eğer bu ihtiyaç karşılanmamışsa, katılım olmaz.” diyor

FUTBOL TAKIMI SATIN ALAN BİLE VAR
Artık Pepsi’den P&G’ye, Unilever’den Starbucks’a kadar pek çok dünya devi pazarlama aktivitelerine ve yönetim süreçlerine bu metodolojiyle yön veriyor. Unilever, Idea Bounty isimli crowdsourcing projesini kullanarak TV reklam kampanyası için binlerce fikir topladı ve MoFilm’i kullanarak 10 bine yakın kısa filmin çekilmesini sağladı. Starbucks’ın ‘My Starbucks Idea’ isimli crowdsourcing’e özel web sitesine kahve ve diğer içeceklere yönelik yeni fikirler yağıyor. General Electric ise Ecoimagination isimli crowdsourcing projesinde kurumların, girişimcilerin, araştırmacıların ve öğrencilerin yatırım yapılabilir kalitede yeni nesil elektrik üretim teknolojileri ile ilgili en iyi fikirleri üretmeyi ve paylaşmayı hedefledi. GE, yaklaşık 200 milyon dolarlık bir finansman yaratarak pek çok girişimin hayata geçmesini sağladı. P&G, ‘Connect & Develop’ isimli programıyla kurum dışı kaynakları kullanarak ürün ve hizmet geliştirmeyi amaçlıyor. P&G’nin dışarıdan aldığı bu fikir önerileriyle bu kaynaklarını bir araya getirme mantığıyla yola çıktığı bu projesine yüzlerce yeni fikir geldi ve birçoğu hayata geçirildi. Nisan 2007’de İngiltere’de 36 yaşında bir reklam yazarı olan William Brooks, profesyonel bir futbol takımı satın almak için 50 bin kişinin her birinden 35 Avro toplamak amacıyla Myfootballclub’ı başlattı. Kasım 2007’ye kadar Brooks, 700 bin Avro’dan fazla para topladı ve Ebbsfleet United Football Club’ı devralmayı başardı.