SIRADIŞI BİR YOLCULUK HİKÂYESİ

SIRADIŞI BİR YOLCULUK HİKÂYESİ

Mustafa Kutlu kötülüğü ve kötü karakterleri kullanmadan merak uyandırıcı hikâyeler yazabiliyor. Bunlardan bir tanesi de 2014’te yayımladığı Nur.

Mustafa Kutlu son hikâye kitaplarında kadın kahramanı öne çıkarır. Sıradışı Bir Ödül Töreni’nin Nezaket’i ve Nur’un Nur’u… Bunlar genellikle genç kızdır. İçlerinde belli bir sıkıntıyı taşırlar. Sıkıntıyı hayat davası haline getirirler. Çok çalışkan ve tuttuğunu koparan özelliktedirler. Çevrelerine hayat aşılarlar. Umut doludurlar, fedakârdırlar.

Kutlu, bu şekilde yeni hikâyelerinde aslında olmayan bir şeyi oldurmak için anlatır. Nezaket ve Nur’da öne çıkan özellik; sürekli ileriye doğru atılım, arayış ve mücadeledir. O zaman Kutlu, kadın kahramanları üzerinden kendi ütopyasını oluşturmaya çalışır diyebiliriz.

Nur, çok zengin bir ailenin kızıdır. Annesi kendini sanatçı sanır ve kapağı Avrupa’ya atar. Kızıyla neredeyse hiç ilgilenmez. Nur’un babası İskender bir iş adamıdır ve işi dışında onun ilgisini çeken bir şey yoktur. Nur babaannesinin yanında, eğitiminde büyür. Ve en önemlisi babaannesinden İslamiyet’i öğrenir. Mimarlık okur, edebi ve dini kitaplarla haşir neşir olur, kafasında oluşan sorulara yanıt arar. Nur sorularına doğru kitap ve yerlerde cevap arar. Buralar cami ve tekkelerdir. Sürekli dönüp dolaşıp geldiği kitaplar Kur’an-ı Kerim, Hadis-i Şerifler, Yunus Emre Divanı, Kuşeyri Risalesi ve Beş Şehir’dir. Kutlu, Nur’da bir kadın kahramanı şeyh arayışına sokarak, onu tekkeye kapatarak, ilginç bir konuyu işler.

Yine aşk vardır. Nur’la mimar Sinan birbirine âşıktır. Fakat Nur beşeri aşktan ziyade ilahi aşkla kavrulmaktadır. Yollara düşer. Bursa, Tire, Kütahya, Seydişehir, Konya demeden dolaşır. Anlarız ki Kutlu, Nur üzerinden tasavvufu yeniden ele almak ister. Çünkü mutasavvıfların yolculukları çok meşhurdur. Hatta bir yerde uzun süre durmayan, sürekli yolculuk halinde olanları dahi vardır. Kutlu, Nur’la tasavvufun yer ve zamanla mukayyet olmadığını söylemek ister. O, 11. yüzyılda yaşanabildiği gibi 21. yüzyılda da yaşanabilir. Çünkü insanın arayışı ve sonsuzluğa doğru atılım ve yolculuk ihtiyacı, aşkı ve mücadelesi bitmemiştir.

SANATÇILIKLA BİRLİKTE BİLGELİK
Aslında George Orwell’in Hayvan Çiftliği ve Dino Buzzati’nin Yaşlı Ormanın Gizemi devam edip gelen bir La Fontaine’in Masalları geleneğidir. Hayvan, bitki ve eşyalar bu hikâyelerde konuşturulur, hareket ettirilir. Bunlar normal hayatta karşılaşılmayacak ilginç olaylardır. İlginç oldukları için ilgi çekicidirler. Hem anlatılması hem de dinlenmesi zevklidir. Fakat asıl mesele bu ilginçlikte değil bunlar üzerinden verilen derste, güdülen siyasette, oluşturulmaya çalışılan mantıktadır. Yaşlı Ormanın Gizemi sanki İkinci Dünya Savaşı öncesinde diktatörlüğün nasıl oluştuğunu araştırır. Bir masal kitabıdır ama aslında konusu bu kadar ağır ve girifttir. Daha sonra da kitapta diktatörlüğün nasıl bir çözüme kavuşturulacağı düşünülür. Bu şekilde Dino Buzzati Yaşlı Ormanın Gizemi’nde sanatçılığıyla birlikte bilgeliğini konuşturur.