Sırların Dağı ve Büyük Keşif: Nemrut Dağı

Sırların Dağı ve Büyük Keşif: Nemrut Dağı

2 bin yıl boyunca, bellekleri kurcalayan büyük bir gizem… 2150 m rakımda, etrafında dağlar ve Fırat Nehri olan anıtsal heykeller, atalara ait kabartmalar… Başka coğrafyalarda kolay kolay rastlanmayan bir dağ anıt… Adıyaman’ın Kahta ilçesinde, 2150 m yüksekliğindeki Nemrut Dağı ve yamaçlarındaki heykeller, sırlarıyla yıllar boyu, araştırmacıları ve arkeologları kendine çekmiştir.

Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek için yaptırdığı bu mezar anıt, devasa heykelleri ve gerek gündoğumu gerekse günbatımındaki manzarasıyla, benzersiz bir atmosfere sahiptir. Sırlar ve muammalarla dolu bu alanın keşif serüveni de, Helenistik dönemin en görkemli kalıntılarından birisi olması kadar dikkate değerdir.

İlk heyecan ve ipuçları

Nemrut Dağı’ndaki bu kutsal kült merkezinin antik dönem kaynaklarında adı geçmemekle birlikte, 1881 yılındaki keşfine kadar, Anadolu’ya özgü bir krallık olan Kommagene Krallığı araştırmacıların pek de ilgisini çekmez. İlk olarak, burasından Alman demiryolu mühendisi Karl Sester bahseder. Berlin’deki Prusya Bilimler Akademisi’ne, İzmir’deki Alman konsolosundan bir mektup gelir. Bu mektupta Sester, Anadolu’nun doğusundaki bir dağın tepesinde, bazı heykellerden bahsetmektedir. Sester’e göre, heykeller Asurlular dönemine aittir. Daha önceki araştırmalarda hiç yapılmamış olan bu tespit, akademinin ilgisini çeker.  Akademi, saygın ve başarılı üyesi, arkeolog Otto Puchstein’ı Sester’le buluşması ve daha detaylı bir araştırma yapması için gönderir. İki kişilik bu ekip, Fırat Nehri boyunca keşfe çıkar. 30 Nisan 1882 günü Adıyaman’a, yola çıkışlarının ikinci ayında da zirveye ulaşırlar.

Antiochos ile tanışma

Kesin olan bir şey varsa o da, bunun basit bir mezar anıt olmadığıydı… Oturur pozisyonda beş devasa tanrı heykeli, sırtlarını mezar tepesine yaslamışlar, gövdesiz başlar 2 metreden yüksek, arkalarında eski Yunanca yazıtlar, gövdeler 10 metreden daha yüksek… Puchstein ve Sester, doğu, batı ve kuzey teraslarına yayılmış anıtsal heykellerin civarında araştırma yaparlar. En önemli heykel ve mimari kalıntılar, kutsal merkez olan Doğu Terası’ndadır. Kireçtaşı bloklarından yapılmış, 8-10 m yüksekliğindeki heykellerin Asurlular’a ait olmadığı kesinleşir. Varlığı bilinmekle beraber kral mezarı henüz keşfedilememiştir. Heykellerin üzerindeki yazılar tam okunamamaktadır ancak batı terasında da aynı yazıt ve heykeller vardır. Puchstein, bu iki teras sayesinde eski yazıtları deşifre eden bir ipucuna ulaşır; “Pers ülkesinin, Makedonya’nın ve kendi ülkemiz Kommagene’nin bütün tanrıları, çocuklarını ve torunlarını kutsamaya devam edecekler…” Bunu yazdıranın, kim olduğuna ulaşmak üzeredir. Yazıt, hem Persler’in hem de Makedonyalılar’ın varisi olduğunu iddia eden ve tarihte az bilinen Kommagene Krallığı’nın üyesi, “Muzaffer Büyük Kral Antiochos” tarafından imzalanmıştır.

Helenistik dünyanın en önemli keşfi

Puchstein’ın, 1882’de deşifre ettiği 237 satırlık bu edebi kitabe, Helenistik dünyanın en önemli keşiflerinden biri kabul edilir ve I. Antiochos’un Nemrut Dağı’nda yaptırdığı bu kutsal alanın tarihini ve niteliğini ayrıntılı olarak anlatır. O güne dek ne Kommagene bölgesi ne de Fırat Nehri’nin bu tarafında kalan bölge hakkında fazla bir şey bilinmiyordur. Heykeller kadar çarpıcı bir şey daha vardır: 50 m yüksekliğinde ve milyonlarca kireçtaşından oluşan tümülüs… İki terasın arasında yer alan ve araziye hakim olan tümülüs, Puchtein’a göre bu dünya üzerinde bilinen en yüksek tümülüstür. Burası o güne dek bilinmeyen ve ilk kez bu yazıtlarda ortaya çıkan bir sözcükle tanımlanır; Hierothesion yani kutsal mezar… 1883’te akademiden bir keşif gezisi için daha izin çıkar ve bu kez ekibe liderlik yapacak kişi Karl Humann’dır. Nemrut Dağı’ndaki bu alan ve heykeller, Helenistik dönemin en iddialı yapılarından biri kabul ediliyor. Mabedin çok kültürlülüğü bunun nedenlerinden biri. Soy ağacı, ünlü Yunan ve Pers atalarına kadar ulaşan bu krallığın, ikili kültürü son derece kaydadeğer bir sentez olarak karşımıza çıkıyor. Bununla ilintili olarak, Karl Humann ve ekibi, Antiochos’un soyuna ait, Pers ve Makedon atalarını tasvir eden 70 küsur kabartma bulur. Hava şartları zorlayıcıdır ve ikinci keşif yarım kalır.

Aslandan yıldızlara

Humann ile aynı yıl, Müze-i Hümayun’a (Osmanlı İmparatorluk Müzesi) 1881’de müdür olarak atanan Osman Hamdi Bey ile Sanayi-i Nefise Mektebi öğretim üyesi heykeltraş Osgan Efendi, Osmanlı misyonu olarak, Nemrut Dağı anıtlarını incelemek, bu konudaki çeşitli soruları aydınlatmak üzere görevlendirilir. Nemrut Dağı Tümülüsü’nün Batı Terası’ndaki Kral I. Antiochos’un tanrılarla tokalaşma sahnelerinin betimlendiği, kumtaşı steller arasında kaydadeğer bir parça bulunur; Aslanlı Horoskop… 1881’de alana ilk geldiğinde, tümülüs üzerinden kayan çakılların altında kaldığı için Puchstein’in ortaya çıkaramadığı steller ve Aslanlı Horoskop, 1882 yılında Osman Hamdi Bey tarafından yapılan kazı sırasında ortaya çıkarılmış ve bugüne dek bilinen en erken Grek horoskopu olarak tanımlanmıştır. Aslanın gövdesinde ve çevresinde toplam 19 yıldız, boynunda ise bir hilal bulunur. Aslanın sırtında yer alan daha büyük boyuttaki üç yıldızın üzerinde Grekçe Mars, Merkür ve Jüpiter yazılmıştır. Birçok araştırmacının ilgisini çeken Aslanlı Horoskop’ta yer alan tarihin, tümülüsün kesin inşa tarihi üzerine bir ipucu olabileceği öne sürülürken, uzmanlar astronomi alanından destek alarak bu konuda çeşitli sonuçlara ulaşmaya çalışmışlar.

Kendini Nemrut’a adayan kadın

Nemrut Dağı ile özdeşleşen bir başka isim de, Theresa Goell’dir. New Yorklu arkeolog, ailesinin ve dönemin önyargılarına karşı gelerek Anadolu’ya gider ve kendini Nemrut’a adar. Eski çağ sanatı ve tarihi üzerine de eğitimli olan Goell, 1939’dan itibaren Nemrut’la ilgilenmektedir ve Türkiye’nin doğusunda bir kazı çalışmasındadır. Puchstein ve Humann’ın kitabını okumuştur. 1947 Temmuz’unda, ilk kez yolculuk yapmaya karar verir ve bölgeye gelir. Bölge halkı onu uyarır ama o vazgeçmez. 1953 yılında, 52 yaşında ve işitme yeteneğini yitirmekteyken Nemrut’a çıkar. Bölge halkının dışında Nemrut’a çıkan ilk kadındır. Ayrıca Amerikan Doğu Araştırma Okulu’nun sponsorluğunda, Türkiye’nin doğusunda bir kazıya liderlik eden ilk kadın arkeolog olur. Goell ile birlikte çalışan, eski çağ tarihçisi Frederich Karl Dörner, II. Dünya Savaşı’nın ardından 1951 yılında, Kommagene ve özellikle Nemrut Dağı ile ilgili gerekli çalışmaları tanımlamak amacıyla tekrar bölgeye gelir. Dörner’in önceliği Kâhta Çayı kıyısındaki Arsemia’da kazı yapmak olmakla birlikte Nemrut’a ilgisi de devam etmektedir. Antiochos’un babası Mithradates Kalinikos’un Kahta Çayı üzerindeki Arsemia’daki mezar anıtını keşfeder. Sonra Goell ile birlikte kazı yapmaya başlarlar. Biri mimaride diğeri yazıtlarda birbirine yararlı olur. Goell, ilk yıllarda daha çok kazı ve belgeleme çalışmalarına ağırlık verirken, 1954-56 arasında Antiochos’un mezarını bulmak için tümülüste kazılar yapar ancak bunlar sonuçsuz kalır. 1984’te Dörner, Nemrut’ta Alman araştırma grubu ile Kültür ve Turizm Bakanlığı uzmanlarından oluşan bir ekiple onarım çalışmaları yapar. Nemrut ve Arsemia’daki çalışmalarını farklı makale ve yayınlarla anlatan Dörner’in sağlığının bozulmasıyla, 1984 Nemrut’taki son yılı olur. 84 yaşında, ölümüne dek Nemrut’la ilgili bazı makaleler dışında araştırmalarının yayınlanma fırsatını pek elde edemeyen Goell, 1983’te Donald H. Sanders’den kazı çalışmalarını derlemesini ister. Sanders’in 13 yıllık uğraşı sonucunda, Goell’in çalışmaları, 1996 yılında, oldukça kapsamlı olarak, iki cilt halinde, “Nemrud Dağı: The Hierothesion of Antiochus I of Commagene” adıyla, basılır.

Prestijli coğrafya

Kommagene Kralı I. Antiochos’un (MÖ 69-34) anıt mezarı, sentezle oluşturulan yeni bir kültürün, köklü bir geleneğin ürünü olarak kabul ediliyor. UNESCO Dünya Miras Listesi’nde yer alan Nemrut Dağı Tümülüsü’nün, bu listede yer almasını sağlayan özellikleri, dünyanın gözlerinin neden bu dağın zirvesine çevrildiğini bize bir kez daha hatırlatıyor: “Mimarlık ve heykeltraşlık alanında Pers, Helenistik ve Anadolu geleneklerinin birleştirilerek sergilendiği mükemmel bir örnek oluşu, kompleks tasarımı ve devasa ölçeği ile antik dünyada eşi olmayan bir proje oluşturması, o çağda eşi olmayan yüksek bir inşaat tekniği kullanılmış olması…”