Sonsuz Bir Döngünün Parçası

Sonsuz Bir Döngünün Parçası

Özgün, düşündüren ve sorgulatan eserlere imza atan Heykeltıraş Bilal Hakan Karakaya, tasarım sürecinde tema odaklı ilerlemekten çok, hedef kitlesine farklı mesajlar vermeyi tercih ediyor.

Alüminyumdan bronza, taştan ahşaba kadar farklı formlarla çalışan ve zihninde tasarladığı üç boyutlu esere yüzde 100 ulaşana kadar tasarım sürecini sonlandırmayan Karakaya; seri üretimden uzak, duyguların öne çıktığı çalışmalara imza atarak ilerliyor.

Farklı malzeme gruplarıyla çalışıyor

Gazi Üniversitesi Resim-İş Öğretmenliği Heykel Ana Sanatları Bölümü’nden 2004 yılında mezun olan Bilal Hakan Karakaya, 2005’te İstanbul’a geldi ve yedi yıl boyunca ressam Hanefi Yeter’in asistanlığını yaptı. Ağabeyi Kazım Karakaya’nın de heykeltıraş olduğunu, çocukluğundan bu yana ister istemez el becerisi gerektiren konulara karşı da özel bir ilgisinin olduğunu söyleyen Karakaya, “Heykel alanında uzmanlaşma nedenim ise bu sanat dalına kendimi çok daha yakın hissetmem. Ben, üniversitede de hep heykel atölyesinde olmayı tercih ettim. Kille olan ilk temasımdan sonra, bu alanda ilerlemem gerektiğini hissetmiştim. Farklı malzemelerle yani metal ya da ahşap odaklı malzemelerle çalışmaktan büyük keyif alıyorum. Form olayının daha elzem olduğunu, üç boyutlu formlar oluşturmanın beni çok daha fazla etkilediğini zaman içinde net bir şekilde gözlemledim. Resim, bana çok daha zor geliyor. İki boyutta o derinliği, o imgeyi oluşturabilmek oldukça güçmüş gibi geliyor. Resmin çok da farklı bir yapısı var. Ben, daha çok üç boyutlu formlarla çalışıyorum.” diyor. İstanbul, Kadıköy’deki atölyesinde temel anlamda döküm teknikleri ile çalışan Karakaya; alüminyum ve bronz başta olmak üzere taş, ahşap yontular, strafor, kum ve farklı araç-gereçlerle çalışıyor. Malzeme gruplarını ise yapacağı projeye göre özel olarak belirliyor. Malzemelerini ise farklı dökümhanelerden ve metalcilerden temin ediyor.

Kentleşme unsuruna atıfta bulunuyor

Uzun süredir Anna Laudel Galerisi ile çalışan Bilal Hakan Karakaya, kendisine daha çok yaptığı işleri yakından takip eden kişilerin ulaştığını belirtiyor. Satış maksatlı düşünerek üretim yapan bir yapıya ya da kaygıya sahip olmadığını dile getiren Karakaya, “Kendi ürettiğim tasarımlarla yol almak ve bu felsefeyle gelir modeli oluşturmak beni daha çok mutlu ediyor. Anna Laudel bünyesinde bir portföyüm var. Bu çerçevede zaman zaman fuarlara, zaman zaman da karma etkinliklere dahil oluyorum. Ocak 2020’de solo bir sergim olacak. Şu an net bir temam yok. Bir temaya kapılıp çalışmıyorum. Daha duygusal modlarda iş yapıyorum. Tasarım nesnesi olacak işler üzerinde durmuyorum. Kentleşme unsuruna, insanın doğa ve çevreyle uyumuna odaklanarak ilerlemek istiyorum. Bireylerin barınma ve mülk problemleri var. Toplumlarda bu sorunların doğurduğu bilinçsiz bir hareketlilik ve yaşama hükmetmek kaygısı yaşanıyor. Konularım biraz daha düşünsel, biraz daha karamsar. Olabildiğince sert hatlar üzerinde çalışıyorum. Düşündüğüm şeyleri gerçekleştirebilmekten de büyük mutluluk duyuyorum. Biraz daha geniş bir atölyede çalışabilmek ve aklımdan geçen tasarımları nesneleştirebilmek gibi farklı isteklerim var. Haftada 7 gün çalışıyorum, çünkü eser üretimi hep devam ediyor.” diyor.

İlhamını gözlem gücüne borçlu

Fiber optik kabloya alternatif bir malzeme arayan Karakaya, şu an aklındaki objeyi gerçekleştirebilmek için misinalarla çalıştığını ve sonsuz malzeme birikiminden faydalanabilmenin kendisini heyecanlandırdığını ifade ediyor. Kaya mezarlarından esinlenen, özellikle de Palmira apartman mezarlarından aldığı ilhamla, değişik eserlere yönelen Karakaya, sıra dışı bir tarz yakalıyor. Bazen başladığı bir eserin yüzde 100 tamamlanmadığını, aynı eser üstünde 5-6 yıl sonra yeniden çalışabildiğini söyleyen Karakaya, tasarım sürecinin sonsuz bir döngü olduğunu vurguluyor. Karakaya’ya Türkiye’de sanata yönelik bakış açısının nasıl evrildiğini sorduk ve şu yanıtı aldık: “Türkiye’de sanat piyasası vizyon değiştirmiş durumda. 8-10 yıl önce farklı ustalar ve büyük sanatçılar vardı. Şimdi ise genç sanatçılar ön planda… Usta sanatçılara gereken önem verilmeli. Arada bilgi alışverişi olmalı. Farklı bir sanat kültürü oluşmalı. Bu konuda nitelikli bir kurumsallaşma şart. Sonuçta sanat, gerçekten de toplumsal bir eylem. Herkesin elini taşın altına koyabilmesi gerekiyor. Özellikle genç kuşak sanatçılar, saman alevi gibi parlıyor ve sonra bir anda sessizleşiyor. Her şey çok çabuk tüketiliyor. Sanat camiasında çok fazla taklit eser var. Bu noktada özgünlüğü yakalayabilmenin çok önemli olduğunu düşünüyorum.”

*Fotoğraf Sanatçısı: Ferhat MAKASÇI