SOSYAL MEDYA OBEZİTEYİ ARTTIRIYOR

SOSYAL MEDYA OBEZİTEYİ ARTTIRIYOR

Obezite, küresel sağlığı tehdit eden salgın hastalıkların başında geliyor. Tüm dünyada olduğu gibi ülkemiz için de ciddi bir sağlık sorunu. Üstelik giderek artıyor. Öyle ki 1970’lerden itibaren obezite oranları dünyanın her ülkesinde artış gösterdi. Bugün fazla kilolu ve obez sayısı 2 milyarı geçmiş durumda. Türkiye’de ise her üç kişiden biri fazla kilolu biri obez.

Obezite aynı zamanda başka hastalıkları da beraberinde getiriyor. Kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kanser, iskelet ve kas sistemi bozukluklarına yol açıyor. Bu nedenle obezite “kompleks” bir hastalık olarak değerlendiriliyor. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı Öğretim Üyesi, Avrupa Endokrinoloji Derneği Yöneticisi ve EndoBridge® Kurucu Başkanı Prof. Dr. Okan Bülent Yıldız,  Türkiye’de ve dünyada obezitenin halen hastalıktan ziyade kozmetik bir sorun olarak algılanabildiğini ve bunun da önemli bir problem olduğunu belirtiyor. Hastalığın kadınlar ve çocuklar arasında da giderek arttığına dikkat çeken Yıldız, nedenlerini ise şöyle sıralıyor: “Beslenme, hareketsiz yaşam, uyku ve bağırsaktaki mikroplar.”

Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla giderek artan yeme-içme paylaşımlarının yeme alışkanlığını değiştirdiğini ve iştahı tetiklediğini öne süren Yıldız’a göre dijital ortam da obeziteyi arttıran etkenler arasında.

Dünya Sağlık Örgütü obeziteyi “Sağlığı bozacak ölçüde vücutta aşırı yağ birikmesi” şeklinde tanımlıyor. Siz nasıl tanımlıyorsunuz, obezite tam anlamıyla nedir?
Obeziteyi vücudumuzdaki yağ miktarının artışı yani adipozite olarak tanımlıyoruz. Bunu belirlemek için birtakım kriterler var. Bu kriterler içerisinde en sık kullanılan vücut kitle indeksi. Erişkin bireylerde, kg cinsinden vücut ağırlığını metre cinsinden boyun karesine böldüğünüzde ortaya çıkan rakam vücut kitle endeksi değeri oluyor. Bu değer 18,5-25 arasında ise normal, 25-30 arasında ise fazla kiloluluk, 30’un üzerinde ise obezite olarak değerlendiriyoruz. Vücut yağının miktarının yanında dağılımı da önemli. Karın çevresi ve karın içi organların etrafında yağlanma erkek tipi ya da elma şekilli obezite ismini alıyor. Bel çevresi ölçümünün kadınlarda 80, erkeklerde 94 santimetre üzerinde olması kalp-damar hastalığı, diyabet ve metabolik hastalık riskini artırıyor.

Ülkemizde obezite oranları ne ölçüde?
Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de obezite salgın hastalık olarak karşımıza çıkıyor. Bu anlamda dünyada 1970’lerden beri çok ciddi bir artış görüyoruz. Halen 500 milyonun üzerinde obez, 1.5 milyar fazla kilolu insan var. Türkiye’de ise son 10 yıl içerisinde yüzde 40’tan fazla bir artış var. Her 3 erişkinden biri obez, biri fazla kilolu, biri normal ağırlığa sahip.

Kadınlarda mı erkeklerde mi oran daha fazla?
Hem bel çevresi hem de vücut kitle indeksi ölçümü ile baktığımızda kadınlarda obezite yüzde 40’lara varan şekilde daha fazla. Kadınların enerji ihtiyacı daha fazla olan erkeklerle birlikte aynı sofraya oturup yemek yemeye başladıktan sonra fazla kilo almaya başladıklarını biliyoruz. Bizim sofralarımızda enerji ihtiyacı erkeğe göre hazırlandığı için kadınlar da alması gerekenden fazla kalori alıyor. Bunun yanında tekrarlayan gebelikler de kilo alma eğilimi yaratıyor.

Dünyada obezite hangi ülkelerde daha fazla görülüyor?
Dünyadaki tüm obez bireylerin yüzde 13’ü ABD’de, yüzde 15’i Çin ve Hindistan’da yaşıyor. ABD’deki erişkin obez sayısı, Türkiye nüfusundan daha fazla.

Hastalık çocuklarda da giderek artıyor? Çocuklardaki obezite artışını neye bağlıyorsunuz? 
Hem küçük yaşlardan hem de ergenlikten itibaren obezite ciddi anlamda artıyor. Günümüzde gelişmiş ülkelerde her dört çocuk ve ergenden birisi, gelişmekte olan ülkelerde her yedi çocuk ve ergenden birisi fazla kilolu ya da obez. Vücut ağırlığımızı yüzde 70’e varan oranda genetiğimiz etkiliyor. Ama 1970’lerden beri genlerimizin değişmediğini düşünürsek çevresel faktörler obezitenin gelişmesinde daha etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bunların en önemlileri beslenme alışkanlıkları, hareketsizlik, uyku, bağırsaklardaki mikroplar.

Obezite beraberinde hangi hastalıkları tetikliyor? 
Obezite bütün organ sistemlerini olumsuz etkiliyor ve aklınıza gelebilecek hemen her hastalığın hem görülme sıklığını hem de şiddetini arttırıyor. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre obezite, tip 2 diyabetin yüzde 44’ü, kalp damar hastalıklarının yüzde 23’ü ve çeşitli kanserlerin yüzde 7-41’inin gelişiminden sorumlu.

Obezite hastaları hangi noktada size başvuruyor?
Bize gelen hastalar uzun yıllardır obeziteyle mücadele etmiş, çok farklı diyetler denemiş insanlar oluyor. Hastalarımızın çoğunun geçmişte kısa süre içinde bir şekilde kilo vermiş ancak daha sonrasında fazlasıyla geri almış olduklarını görüyoruz. Obeziteyi fiziksel olarak kendine dert eden hastalarımız olduğu gibi başta diyabet olmak üzere obezite ilişkili diğer hastalıklarına çözüm arayan hastalarımız var.

Sosyal medya artık hayatımızda çok önemli bir yere sahip. İnsanlar özellikle gittiği mekânları, yeme-içme fotoğraflarını bu mecralardan paylaşıyor. Bu paylaşımların iştahı tetiklediğine dair söylemler var. Bu anlamda sosyal medyanın obezite üzerindeki etkisi nedir? 

Çok önemli ölçüde var. Sosyal medya bize sosyo-kültürel alışkanlıklarımızı paylaşma imkânı veriyor. Sosyal medya çok sık kullanılıyor; ama gerçek hayatla pek bağdaşmıyor. Orada herkes en mutlu, en keyifli anlarını paylaşıyor. Sofraların başındaki fotoğraflar en fazla paylaşılanlar arasında. İnsanlar sofraların başında uzun zaman geçiriyorlar ve bundan keyif alıyorlar ama sosyal medya üzerinden sağlıksız beslenme ilişkili paylaşımlar bu davranışın yayılmasına katkıda bulunuyor. Bu tip paylaşımları, televizyonlardaki benzeri reklamların özellikle çocuk ve ergenlerde sağlıksız yeme davranışını tetiklediğine dair çalışmalar var. Yani obezite dijital ortamdan da bulaştırılıyor diyebiliriz. Bunun sonucunda bizim yemek yeme alışkanlığı açısından en çok mücadele ettiğimiz durumlardan biri olan ve acıkma ile ilişkisiz şekilde özellikle belirli tatlı ve karbonhidratlara aşırı istek duyma, emosyonel yani duygusal beslenme ve besin bağımlılığı da artıyor.

Sosyal medyada geçirilen zaman ile hareketsiz bir yaşamın tetiklendiğini vurgulamak gerekli mi?
İnsanlar sosyal medyayı koşarken ya da egzersiz yaparken kullanmıyor. Türkiye’de hareketsizlik oranı yüzde 80’lerin üzerinde. Bugün Avrupa Birliği’ne girsek AB şampiyonuyuz! Malta şu an birinci sırada ama Türkiye daha da hareketsiz. Bunun en önemli etkenlerinden biri de ekran zamanı. Çocuklar 18 yaşına kadar yaklaşık 2.5 senelerini ekran karşısında geçiriyor. Bilgisayar ve akıllı telefonların uzun süre kullanımı obezite ve ilişkili hastalıklar yönünden olumsuz etki yapıyor. Buna karşılık bazı yeni çalışmalar sosyal medyayı obezite ile mücadelede kullanabilir miyiz sorusuna cevap arıyor.

Başında bulunduğunuz Endobridge® projesinden bahseder misiniz?
Aralarında obezite, diyabet ve tiroid problemlerinin bulunduğu hormon hastalıkları gerek ülkemizde ve çevre coğrafyamızda gerekse dünyada toplam hastalık yükünün çok önemli bir kısmını oluşturmakta. EndoBridge® hormon dünyasının köprüsünü Türkiye’de kurmak vizyonuyla “Bridging the World of Endocrinology” sloganıyla yola çıktığımız bir uluslararası kapasite geliştirme projesi. EndoBridge® projesi fikrimi 2011’de Türkiye’de endokrinoloji alanında çalışan tüm doktorların üyesi olduğu ve benim de genel sekreter olarak görev yaptığım Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği (TEMD) yönetimi ile paylaştım. Sonrasında hormon hastalıkları konusunda dünyanın en güçlü sivil toplum kuruluşu olan ve 18 binden fazla üyeye sahip Amerikan Endokrin Derneği (Endocrine Society-ES) yönetimi ile proje ortaklığı görüşmelerimiz başladı. Yaklaşık iki yıllık bir hazırlık ve planlama süreci sonrası 2013 yılında TEMD ve Amerikan Endokrin Derneği ile birlikte Antalya’da EndoBridge® ilk yıllık toplantısını gerçekleştirildi. Bugün artık hormon hastalıkları alanında tüm dünyada bilinen uluslararası bir Türkiye markası olan EndoBridge® beş yılda 60’dan fazla ülkeden 2000’in üzerinde doktor ve bilim insanını Türkiye’de buluşturdu.

Projenin amacı nedir?
Dünyanın endokrinoloji alanında en önde gelen tıp doktoru ve bilim insanlarını, ülkemiz ve çevre coğrafyadaki tıp doktoru ve bilim insanları ile Türkiye’de bir araya getirerek insan vücudunun sağlıklı işleyişinde çok önemli rol oynayan hormonların dünyasında ortak çözümler için bilgi paylaşımında bulunmalarını ve işbirliği geliştirmelerini sağlamaktır.