SÜLEYMAN: ÜÇ KITANIN HÂKİMİ

SÜLEYMAN: ÜÇ KITANIN HÂKİMİ

İslam geleneğinde sultan arketipi Hz. Süleyman’dır (as). Türk, Arap ve Fars edebiyatı ve tarihi Hz. Süleyman’ın (as) ihtişam, adalet ve yeteneklerine dair anlatılarla doludur. Kur’an-ı Kerim’e göre Süleyman, Allah’ın yeryüzünde kendisine saltanat bahşettiği bir peygamberdir; bundan dolayı da Allah’ın yarattığı kader sayesinde tahta oturduğunu iddia eden her emir Hz. Süleyman’ı bir meşruiyet modeli olarak almıştır. Kendi sultanlarının propagandasını yapan kâtip ve tarihçiler onlardan daima, “Allah’ın yeryüzündeki gölgesi” olarak bahsetmiştir.

Hal böyle olunca Osmanlı sınırlarını neredeyse üç katı büyüklüğe ulaştıran ve bunun için Safeviler ve Memluklarla yoğun bir harbe tutuşan Yavuz Sultan Selim’in tek oğluna Süleyman ismini vermesi manidardır. Selim Han oğlu Süleyman o sıralar Anadolu göklerinden Asya, Afrika ve Avrupa üzerine bir güneş gibi doğan Osmanlı Devleti’nin ihtişam, adalet ve kabiliyet sahibi sultanı olmak üzere dünyaya geldi dersek abartmış olmayız.

Kanuni mi muhteşem mi?
Süleyman Han, kanunname çıkarıp Osmanlı hukuk sistemini düzene soktuğu için Orta Doğu’da “kanuni” olarak, döneminde Osmanlı Devleti’nin ulaştığı zenginlik ve güçten dolayı ise Avrupa’da “muhteşem” sıfatıyla tanınıyor.

Muhteşem Kanuni’nin doğum tarihiyle ilgili olarak tarihçiler bir tartışma içinde. Kimileri doğum tarihini 4 Kasım 1494 olarak verirken kimileri de sultanın gerçek doğum tarihinin 29 Nisan 1495 olduğunda ısrarlı. Hangisi doğru bilemeyiz ama Süleyman Han’ın doğum yerini kesin olarak biliyoruz. Süleyman babası şehzade Selim’in sancakbeyi olduğu Trabzon’da dünyaya geldi.

Süleyman’ın annesi ise Kırım hâkimi Menli Han’ın kızı Ayşe Hafsa Sultan’dır. Hem anne hem baba tarafından han sülalesine mensup Süleyman aynı zamanda Selim’in tek oğlu olduğu için babası tahta geçer geçmez Osmanlı tahtının tek varisi konumuna gelecekti. Özetle, adının kaderini yaşıyordu şehzade; adeta taht için dünyaya gelmişti.

Altın zincirin muhteşem halkası
Şehzade Süleyman yedi yaşındayken mutat üzere Topkapı Sarayı dâhilindeki Enderun mektebine gönderildi. Bir nevi devlet koleji hüviyetini haiz olan Enderun’da padişahlar, vezirler ve komutanlar yetişiyordu. Süleyman’ın Enderun’da nakli ve akli ilimler öğrendiğine kuşku yok. Biraz ayrıntıya girmek gerekirse mantık, matematik, hadis, fıkıh, edebiyat ve şiir, tarih ve strateji okuduğunu görüyoruz. Şehzade bu ilimlerin yanında çok ciddi bir dil eğitimi de aldı. Beş dil biliyordu: Arapça, Sırpça, Çağatayca, Farsça ve Urduca. Doğu dillerinin ağırlığı dönemin ruhuna uygundur. Süleyman’ın babası Selim doğu fatihiydi zira.

Süleyman döneminin en iyi eğitim almış kişilerinden biriydi. Strateji hünerini savaşta gösterirken barış zamanlarında da çok iyi bir şairdi; Muhibbi mahlasıyla şiirler yazıyordu. “Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi” mısra-ı bercestesi onundur. Süleyman’ın uzun süren hükümdarlığı esnasında Osmanlı saray çevresi âlimler, sanatçılar ve şairlerle dolup taşıyordu.

Sultanın her biri kendi dalında birer zirve olan çağdaşlarıyla da samimi ilişkileri vardı. Bu yetenekler arasında şair Baki, şeyhülislam Ebussud, kaptan-ı derya Piri Reis, mimarbaşı Sinan ve sadrazam İbrahim anılmaya değer.

Fetih çağı
Yavuz Sultan Selim 1520’de öldüğünde oğlu Süleyman’a çok geniş topraklara sahip bir devlet bırakmıştı. Taht üzerinde hak iddia eden kimse olmadığı için genç sultanın devlet içindeki siyasi pozisyonu gayet net ve güvenliydi. Sınırların ötesinde ise Memluklar ve Safeviler dize getirilmiş olduğu için Avrupa içlerine yönelik fetih stratejisi için Süleyman’ın önü sonuna kadar açıktı. Ayrıca Selim oğluna çok güçlü bir donanma bırakmıştı ki bu Osmanlı tarihinde bir ilkti.

Kanuni, 46 senelik hükümdarlığı sırasında 13 büyük sefer düzenledi ve aşağı yukarı 10 sene süreyle savaştı. Belgrad’ın fethini müteakip Hospitalye Şövalyeleri’ni önüne kattı. Hospitalye Şövalyeleri Türkiye’de bazen Rodos bazen Malta Şövalyeleri olarak anılıyor. Bunlar Haçlı Seferleri sırasında doğan savaşçı bir Hıristiyan tarikatıydı ve haçlı ruhunu yaşatıyorlardı. Ki Hospitalye Şövalyeleri’nin siyasi varlıkları bugün bile devam ediyor; kendilerine ait toprakları olmadığı halde Birleşmiş Milletler’de temsil ediliyorlar ve yüzden fazla ülkede siyasi dokunulmazlığa sahipler.

Kanuni’nin 1522 tarihli Rodos fethine bir de bu pencereden bakmak lazım. Hospitalye Şövalyeleri’nin merkezi olan Ege adasının fethiyle, genç sultan kim olduğunu tüm dünyaya duyurmak için Batı’nın haçlı ruhunun kalbine Osmanlı kılıcıyla darbe vuruyordu.

Savaş ve strateji
Kanuni dört yıl sonra Mohaç’ta bir darbe de Macaristan’a vurdu ve Macar tahtına kral atayacak kadar etkili bir pozisyona geldi. Hapsburglar tehlikeyi gördükleri için hemen Macaristan’a girip kralı değiştirdiler gerçi. Bu da Osmanlı-Hapsburg strateji savaşlarının başlangıcı oldu.

1529’da Kanuni Hapsburglara asıl büyük darbeyi indirmek için Macaristan’ı önemli oranda fethedip Viyana’yı muhasara altına aldı. Hapsburglar var güçleriyle dayandılar ve muhasara neticesiz kaldı. İki taraf arasındaki strateji savaşı yıllar boyu devam edecekti. Hapsburg tarafı bu savaşta Avrupa’nın kalkanı rolünü üstlenmek dışında pek önemli başarılar elde edemedi. Osmanlı tarafı ise yeni topraklar kazanamadıysa da Fransa, İngiltere ve ayrıca dinî azınlık durumundaki Protestanlara destek vererek Avrupa siyaseti üzerindeki etkisini artırdı.

Irakeyn seferi ve trajediler
Batı sınırları güvenli hale gelince Kanuni yönünü bir kere daha doğuya döndü ve meşhur Irakeyn Seferi’ne çıktı, yani bugünkü İran ve Irak üzerine savaş açtı. Üç yıl süren bu seferin meyvesi olarak Tebriz ve Bağdat ele geçirilerek Safevilere karşı muhakkak bir galibiyet kazanıldı. Aynı sıralarda deniz seferleri de devam ediyordu. Kanuni döneminde Osmanlı donanması Endonezya’dan Tunus’a kadar muazzam genişlikte bir coğrafyaya hükmediyordu.

Ne yazık ki Kanuni hükümdarlığının son on senesinde birçoğu kendinden kaynaklanan trajedilere tanık oldu. Büyük strateji tek lider tanıdığı için, Muhteşem Sultan, büyük oğlu Mustafa’yı idam ettirerek derin bir acıya neden olacaktı. Yeniçeri şair Taşlıcalı Yahya’nın mısralarında ölümsüzleşen Şehzade Mustafa hadisesi tarihin acı olayları arasında ön safta yer alır. Kanuni dönemindeki idamlar ayrı bir yazı konusu olacak kadar derin bir konudur.

Yaşadığı dönemin en büyük hükümdarı Kanuni Sultan Süleyman yine bir askeri sefer esnasında 5 Eylül 1566’da bugünkü Macaristan’da vefat etti. 2015 yılında Kanuni’nin iç organlarının defnedildiği saha Türk ve Macar araştırmacıların gayretleriyle Zigatvar şehri yakınlarında tespit edildi.