Suyun Peşinden Medeniyete: Nehirler

Suyun Peşinden Medeniyete: Nehirler

Medeniyete giden yol nehirlerden geçer… Topraklara bereket veren, kıyılarını görkemli manzaralarla bezeyen, kültürel mirası koruyan, uygarlıkların anası nehirler, bu coğrafyada her adımda karşımıza çıkar. Bazıları hızlı akar, bazıları kızıl, bazıları medeniyetin beşiğidir bazıları turizmin incisi… Hangi özelliğiyle öne çıkarsa çıksın, hepsi bu coğrafyanın gözdesidir.

İşte suyun yolundan medeniyetin yoluna…

Can damarı: Seyhan

Çukurova’nın bereketli topraklarını sulayan ve kendine Adana’nın ortasından yol açan Seyhan Nehri, adeta can damarı gibi akar. Türkiye’nin Akdeniz’e dökülen en büyük nehri olan Seyhan’ın üzerinden kıvrılan Roma İmparatorluğu dönemine ait, tarihi Taş Köprü ve bu manzaraya hakim Merkez Sabancı Camii, kentin sembolleşmiş kartpostal görüntüsüdür. Özellikle geceleri caminin nehre vuran yansımasını seyretmeye doyum olmaz. Camiyi gezmek, Taş Köprü’yü yürüyerek geçmek ve pazar sabahları kurulan Kuş Pazarı’nda dolaşmak kentin keyiflerindendir. Önemli bir su kaynağı olan nehrin üzerinde Seyhan Barajı’nın dışında Yedigöze ve Çatalan adlı iki baraj daha bulunuyor. Bu barajlar nehrin debisini azaltsa da, nehir her daim Çukurova için hayati önem taşıyor. Seyhan, Çukurova’dan geçerek tarlalara bol ürün müjdesi verdikten sonra, Adana’ya ulaşır. Kenti taşkınlardan korumak amacıyla yapılan barajın önünde büyük bir göl oluşturur. Seyhan Nehri Baraj Gölü, özellikle yaz aylarında kentlilerin nefes almak ve serinlemek için önemli bir alternatifidir. Baraj gölünde, yelken, sörf ve kano gibi birçok su sporu imkanı bulunur. Baraj kenarında piknik yapabilir, mevsimiyse Adana’ya özgü tatlı Bici Bici’yi tadabilir, Kayıkhane’de günbatımını izleyebilir, Dilberler Sekisi’nde çayınızı yudumlayabilir, sabahları Adana Gençlik Köprüsü’nde jogging yapan sağlıklı Adanalılar’a katılabilir, Çukurova Üniversite’sinden Seyhan Baraj Gölü’nü seyredebilirsiniz. Hep Seyhan’ın serinliğinin eşliğinde…

Medeniyetin suyu: Fırat

Medeniyetin beşiğidir Mezopotamya; yani “iki ırmak arasındaki ülke”. Dicle ve Fırat nehirlerinin Türkiye, Suriye ve Irak’tan geçerek, Şattülarab’da birleşip Basra Körfezi’ne dökülmeden önce oluşturduğu alüvyonlu havzadır. Türkiye’nin sekiz kentine hayat veren Fırat Nehri, Suriye ve Irak’tan geçerken denize yakın bir mesafede Dicle Nehri’yle birleşip Basra Körfezi’ne dökülür. Tarihin başlangıcı sayılan çivi yazısı Mezopotamya topraklarında bulunmuş, Fırat kıyılarıysa, tarih boyunca kent kurmaya elverişli yerler olmuş. Fırat, birçok medeniyette, bir set, bir sınır görevini görmüş. Doğu Anadolu’nun çıplak dağlarına rağmen, Fırat Nehri ve kolları boyunca yapılan, vahalarla dolu bu yolculuk, Kuzeydoğu Türkiye’nin en manzaralı rotasıdır. Toplam 2.800 km boyunca akan Fırat’ın binbir kıvrımında, Erzincan- Elazığ yolu üzerinde, farklı bir coğrafya, bölgeye özgü yaşamlar ve kıyıda köşede kalmış, etkileyici bir tarih vardır. Fırat Nehri üzerindeki barajların yapımı sırasında sular altında kalan ve ancak 76’da kurtarma çalışmaları yapılabilmiş 820 arkeolojik bölge arasında en ünlüsü, kuşkusuz Zeugma. Nehrin en çarpıcı görüntülerine Şanlıurfa Birecik, Adıyaman Nemrut ve Erzincan Kemaliye’de rastlanır. 2001’de Birecik Barajı’nın faaliyete geçmesiyle Fırat taştı. Halfeti’de yapılan tekne turları, bunun sonuçlarını, sular altında kalmış mahalleleri ve tarihi mirasıyla gözler önüne seriyor. Temmuzdan mayısa, suyun en yüksek olduğu aylarda, Erzincan ve Kemah arasında, nehirde su kayağı ve rafting yapmak mümkün. Bu güzergahın en önemli özelliği de, trenle yapılabilen en keyifli yolculuklardan biri olması.

Dur durak bilmeden: Çoruh

O kadar hızlı ve dur durak bilmeden akıyor ki, rafting denince, sadece Türkiye’de değil dünyada ilk 10 arasına giriyor… Türkiye’nin en hızlı akan nehri Çoruh, 169 km’lik bir parkura sahip. Nehrin Yusufeli ile İspir arasındaki bölümü, Türkiye’nin en iyi rafting parkurlarından biri. Özellikle Bayburt-Yusufeli/Oltu arasında kalan kesiminde uluslararası yarışmalar düzenleniyor. Nehrin bir başka çarpıcı özelliği de, içinden geçtiği coğrafyanın muhteşem manzaralara sahip olması. Nehrin ülke sınırları içindeki uzunluğu 442 km. İspir ile Erzurum arasında yer alan Mescit Dağı’ndan başlıyor, Kaçkar Dağları Milli Parkı’ndan gelen derelerin katılmasıyla büyüyor. Milli parkın içindeki buzul göllerinden gelen temiz sularla besleniyor, Yusufeli’ye varıncaya kadar görkemli vadilerden gelen derelerle güçleniyor. Bu güzergah boyunca vadilerdeki görüntüler oldukça etkileyici. Türkiye sınırlarını terkederken, Gürcistan’ın Batum şehrinden Karadeniz’e karışan Çoruh’un havzası, doğa sporları için olduğu kadar kültürel miras açısından da biçilmiş kaftan. Artvin’den Erzurum’a devam eden yol, Çoruh Nehri kenarından, 105 km boyunca, muhteşem bir boğazın içinden geçerek, Yusufeli’ne varıyor. Sarı-kırmızı çıplak kayalıklarla nehrin kenarından fışkıran yeşil, çarpıcı bir tezat. Nehrin bir yakasından diğerine derme çatma, ahşap, asma köprüler, yük ya da insan taşımak için teleferikler uzanıyor. Bölge turizminin merkezi Yusufeli. Sulak, bereketli toprağında, ahşap evlerin bahçelerinde, muz hariç, incir, üzüm, kızılcık, nar neredeyse bütün ürünler yetişiyor. İspir’e doğru pirinç tarlaları var. Barhal ve Trans Kaçkar turları, sırt çantalı genç turistlerin trekking ve kamp için rağbet gösterdikleri güzergahlar arasında. Bölgede birçok tarihi Gürcü kilisesi bulunuyor.

Hem dert hem deva: Büyük Menderes

Kıvrımlar çizerek akarken geçtiği toprakları taşıyarak denizi doldurur… Bu, Batı Anadolu’nun en büyük nehri Büyük Menderes’in en belirgin özelliğidir. 584 metre uzunluğundaki nehir, zikzaklar çizerek Denizli ve Aydın’dan geçer ve MÖ 6. yüzyılda kurulan Milet Antik Kenti’nin yanı başında Ege Denizi’ne dökülür. Büyük Menderes, birçok önemli antik kentin kaderini çizmiştir. Antik dönemde, denizi doldurmuş, Efes ve Milet gibi liman kentlerinin kıyıdan uzaklaşmasına ve yaşamların sıtmayla altüst olmasına neden olmuştur. Nehir, Milet’i limanından 6 km, Efes’i ise 9 km uzaklaştırmış. Hem sıtma hem de limanların uzaklaşması ticareti olumsuz etkilemiş, bu ünlü kentlerin terkedilmesine ve fakirleşmesine neden olmuştur. Oysa Sarayköy, Nazilli, Aydın ve Söke ovalarını sulayan Büyük Menderes Nehri, asırlar boyu özellikle pamuk tarımına elverişli bereketli topraklar oluşturmuştur. Bu nehrin en önemli balık türü yılan balığı. Meksika’da başlayan ve aylar süren bir yolculuktan sonra yılan balığı Bafa Gölü’ne giriyor ve burada yağlanıyor. Ardından tekrar aynı yoldan Meksika’ya dönüyor. Büyük Menderes’in Aydın’daki Priene Antik Kenti’nde oluşturduğu güzel manzarayı seyredin, Milet Tiyatrosu’nun en üzerine çıkıp, Menderes’in çağlar boyu oluşturduğu değişiminin daha net bir şekilde farkına varın, Menderes Deltası’nın flamingolarını dürbünle izleyin, Priene’nin doğal kayaya oyulmuş basamaklarından Akropol’e çıkın, balıkçı barınaklarında, yalnızlığa alışkın, hoş sohbet balıkçılarla çay için, eski Doğanbey köyünün tepesine çıkıp zeytin ağaçlarının üzerinden deltayı seyredin, Milet’in görkemli Faustina Hamamları’nı gezip, Romalılar’a, günlerinin büyük bir bölümünü burada geçirdikleri için hak verin…

Kızılın yolculuğu: Kızılırmak

Özellikle donduğunda, benzersiz manzaralarla karşınıza çıkar. 1.355 km uzunluğuyla, Türkiye’nin en uzun nehri Kızılırmak’ın, kışın çok çetin yaşandığı, doğduğu yer Sivas’ta yüzeyinin buzla kaplandığı da görülmüştür. Yolculuğu Samsun Bafra’da Karadeniz’de sona eren Kızılırmak, kuşkusuz bu efsanevi ismini renginden alır. Her anında olmasa da, uzun mesafeler boyunca kırmızı akar. Irmağın rengi, doğduğu İmranlı Kızıldağ’daki toprak yapısından kaynaklanıyor. Erozyonla getirdiği malzeme, kırmızı toprak vasıtasıyla suya karışınca, su kızıllaşıyor. Ankara, Kayseri ve Kırşehir dahil 10 kentten geçen ırmak, Kapadokya’ya yaklaştıkça, Avanos’un içinde görkemli bir hal alıyor. Avanos’un karakteri çömleklerde ırmağın imzası var. Ne demişler: “Herkes bilir Meryem oğlu İsa’yı elindeki sırığından bellidir, kör de bulur Avanos’un yolunu, testi çömlek kırığından bellidir.” Avanos’un tepelerinden, Kızılırmak’a bakarak inin, arnavut kaldırımı yollarda eski Osmanlı, Ermeni ve Rum evlerini görün, Kızılırmak’ın üzerindeki eski ahşap, asma köprüden yürüyüp geçin…

Kızılırmak, döküldüğü yerde, özellikle sulanabilir alan bakımından, bu coğrafyanın en önemli ovasını oluşturur. Kızılırmak Deltası olarak bilinen Bafra Ovası’nda pek çok göl bulunuyor. Antikçağda Halys olarak anılan Kızılırmak’ın çevresi Hititler’in yanı sıra birçok medeniyete ev sahipliği yapmış.

Son yıllarda sanayi atıkları nedeniyle kirlenen Kızılırmak, iyi zamanlarında yayınbalığı ve kadifebalığı gibi türlerle anılırdı. Kızılırmak üzerinde Samsun’da bulunan Altınkaya Barajı’ndan sonra Paflagonya kaya mezarları ve Asar Kalesi görmeye değer. Ayrıca delta önemli kuş yaşam alanlarından.