TANZANYA’DA ‘HAKUNA MATATA’

Tanzanya seyahati hiç aklımda yokken nasıl aniden ortaya çıktıysa ayak basar basmaz kara kıtanın kanıma girmesi de o hızda oldu. “Bir defa gördükten sonra Afrika hep geri çağırır.” sözü doğruymuş.

Afrika’nın büyüsüne kapılmamak mümkün değil. Orada zaman sanki yavaşlıyor, kalp atışlarınız doğa ile uyumlu atmaya başlıyor. Doğayı dinlemeyi ve gözlemlemeyi öğrenirken adeta unuttuğunuz ama içinizde bir yerlere kodlanmış olan kadim bilgileri ‘hatırlamaya’ başlıyorsunuz.

Tanzanya’ya varış
Gecenin bir yarısı indiğim Kilimanjaro Havalimanı’nın ışıklarını arkamda bıraktıktan sonra gecenin kalan birkaç saatini geçireceğim otele giden karanlık yolları, aracın farlarının yardımı ile geçiyoruz. Uzaktan otelin cılız ışıkları görünüyor. Sabaha dinlenmiş ve safariye hazır bir şekilde kalkmak isteğiyle bahçe içindeki odaya hızlı bir şekilde yerleşiyorum.

Afrika güneşinin, odanın kalın perdelerinin iyi kapatılmamış bir yerinden sızmasıyla uyanıyorum. Perdeyi tamamen açtığımda, gece karanlığında tam olarak anlamadığım muhteşem bir doğanın içinde uyandığımı fark ediyorum. Mutlulukla Afrika sabahını ve Afrika güneşini selamlıyorum. Kahvaltı zengin olmayabilir ancak Tanzanya’nın aromatik kahveleri yeter.

Lake Manyara’da ilk safari ve fillerle tanışma
Tanzanya’daki günlerimde eşlik edecek rehber-şoför, ilk safari heyecanını yaşayan benim kadar heyecanlı… İşini severek yapan ve bunu karşısındakine hissettirebilen insanlara bir kez daha hayran kaldığımı fark ediyorum.

Tanzanya’ya gitmeden mutlaka farklı bütçe ve uzunlukta safari programları sunan yerel bir acente ile iletişime geçmek gerekiyor. Konaklanabilecek oteller ve localar her yerde olduğu gibi farklı fiyat ve kategorilerde. Mesafelerin birbirinden uzak olduğu kadar yollar da konfordan uzak ve yorucu. Ancak tüm bunlara değecek bir deneyim…

Lake Manyara’daki safaride öğle sıcağında birbirlerinin bitlerini ayıklayan babunlar dışında ortalık sakin. ‘İlk gün şansım bu kadar demek’ diye düşünürken birden karşımıza bir fil ailesi çıkıyor. Dev cüsseleriyle yanımızdan geçerken nefesimi tutuyorum. Cüsselerine rağmen aracımızın yanından zarif hareketlerle geçerlerken kalbimin atışı duyuluyor gibi geliyor. ‘Beş büyükler’den ilki ile doğal ortamında tanışmanın heyecanı içinde, geceyi geçireceğim Ngorongoro Krateri’ndeki otele sarsıntılı ve yorucu bir 2 saatlik yolculuk sonrası varıyoruz. Tozlu, yorgun ama mutluyum.

Ngorongoro Krateri’nde bir gece
3 milyon yaşındaki kraterden gelen uğultulu sesler, gecenin sessizliğinde kaldığım 6 numaralı odaya ulaşıyor. Perdeyi aralayıp baktığımda odanın ışığıyla camdaki aksimi görebiliyorum sadece. Gerisi kahveler kadar koyu bir karanlık. İnsanın vahşi doğa karşısındaki acizliğini ve küçüklüğünü hissederek yarınki safarinin hayaliyle uzanıyorum. Kraterin derinliklerinden gelen sesler rüyaya geçerken daha da uzaklaşıyor.

Dev kraterde safari
Ngorongoro Krateri’nde, Lake Manyara’dan farklı olarak daha fazla hayvan türü bulunuyor. Safarinin ruhuna ve doğanın muhteşem büyüsüne kapılmamak mümkün değil. Günün en ilginç görüntüsü, rehber-şoför Harlequin’in tahminine göre 2 gün önce avlamış oldukları bir bufalonun sadece iskeleti kalmış olmasına rağmen hala başında oturup, kalan ufak tefek etleri de acıktıkça yiyen, karınları şiş aslanlar. Zavallı bufalonun kalan parçalarına talip çok. Çeşitli seslerle yaygara çıkararak yaklaşmaya çalışan sırtlanlara ve onların hemen çevresinde daha atik hareketlerle koşuşturarak uygun bir anı yakalamaya çalışan çakallara, aslanlar hiç taviz vermiyor. Belli bir mesafeyi geçen bir sırtlan olduğunda aslanın ayağa kalkmasıyla sırtlanlar ve çakallar kaçışıyor. Hayvanların kendi içlerindeki diyalogları ve dengeleri hayranlık verici…

Tanzanya’nın en büyük kozu: Serengeti
Ngorongoro Krateri’ndeki safari sonrası yine yollara düşüyoruz. Serengeti Milli Park’ının içindeki otele vardığımda animasyon grubu, Tanzanyalıların neredeyse milli marşı olmuş yerel şarkıları ‘Hakuna Matata’yı neşe içinde söyleyerek ve dans ederek karşılıyorlar. ‘Boşver, takma kafana ‘ anlamına gelen bu sözler Tanzanya’lıların hayat felsefesi…

Bu eğlenceli karşılama ve dans sonrası yerli halk olan Masai’lerin renkli boncuklardan yapılmış yerel takısı şeklindeki anahtarımı alıyorum. Ancak otelin çevresinde çit gibi hayvanları engelleyebilecek bir şey olmadığından odalardan restorana ya da diğer alanlara ‘ranger’ (silahlı korucu) eşliğinde gitmek gerekiyor. Hayvanlar bizim değil, biz onların doğal yaşam alanlarındayız. Odamın kapısının hemen yanındaki ağacın yapraklarına uzanmış zürafayı görünce sevinçten çığlık atmamak için kendimi zor tutuyorum. Gece odama dönerken havuzun başındaki dev karaltının su içmekte olan bir bufalo olduğunu fark etmek, gece odanın dışından gelen sesin büyük bir file ait olduğunu düşünmek, restoranın hemen önünde zebraların çimenleri afiyetle yemelerini izlemek, doğada deneyimlenebilecek en güzel anlardan. Serengeti’deki bu anlara doyamıyorum.

Veda günü
Sabah gün henüz aydınlanmamışken yaptığım kahvaltıdan sonra Tanzanya’daki son safari için Serengeti’nin eşsiz ve huzurlu sabah saatlerinde yola çıkıyoruz. Nehrin içinde yanyana uyuyan yüzlerce hipopotam, zaman zaman karşımıza çıkan devekuşları, zarif adımlarıyla yürüyen zürafalar, karınlarını doyurmakla meşgul filler, ağaçta uyuklayan yalnız bir leopar, korkak antiloplar, öğle saatlerinde gölgede yavrularıyla birlikte serinleyen aslanlar, su içerken bile her an tedirgin zebralar ve aracımızı kovalayan bir bufalo sürüsü zihnime kaydettiğim güzel anlar arasında…

Safari alanından çıktıktan sonra uçsuz bucaksız tozlu yollar boyunca gördüğüm Massai köylerinden, yol kenarına kurulan pazarlardan, bomboş, tozlu yollarda sonsuza kadar yürüyecekmiş gibi görünen Masai’lerin turuncu giysilerinin bozkır tonlar üzerindeki kontrastından ve çocukların siyah, delici bakışları arasından geçerek havaalanına gidiyoruz.

Afrika’da gerçekten bir başka batan güneşi, dalların, ağaçların kararan gökyüzündeki siluetlerini, uzaklarda bir yerlerden kulağıma kadar ulaştığını hayal ettiğim hayvanların seslerini sonsuza kadar hatırlamak için iyice belleğime kazıyorum.

Havaalanına giden karanlık yolda ilerlerken, Afrika’ya tekrar geleceğim günü şimdiden beklemeye başladığı fark ediyorum. Üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin, her şeye rağmen ‘Hakuna Matata’ diyebilen Tanzanyalıların sesinin beni geri çağıracağına eminim.

KAÇIRMAYIN
Gün doğmadan önce doğanın büyüleyici seslerine kulak verin.

ALIŞVERİŞ
Yol boyunca göreceğiniz Masai köylerine uğrayıp yaptıkları takılardan alın.

EĞLENCE
Hakuna Matata dansını kolaylıkla öğrenebilirsiniz.

LEZZET MOLASI
Afrika’nın enfes kahvelerinden bol bol için.

LEZZET MOLASI
Tropikal meyvelerden yemeyi unutmayın.