TARİHTEKİ İLK SULTAN: GAZNELİ MAHMUT

TARİHTEKİ İLK SULTAN: GAZNELİ MAHMUT

Devletlerin yönetim şekillerine bakılarak İslam tarihini, dolayısıyla Türk tarihini de üç kısma bölmek mümkün görünüyor. Birincisi, halifeler dönemidir ki adı üstünde Medine, Şam veya Bağdat yahut Dört Büyük Halife ile onlardan sonra gelen Emevi veya Abbasi halifelerinin bütün İslam dünyasına hükmetmesi anlamı taşır. Bu dönemde oluşan kurumsal yapı daha sonraki İslam devletlerine de model olacaktır.

İkinci dönem Gazneliler Devleti ile başlayan sultanlık dönemidir. Bu dönemde Haçlı Seferleri İslam dünyasını tahrip etmiş, Abbasi halifeliği iyice güçten düşmüş, Kuzey Afrika’da ortaya çıkan Şii Fatımi Hanedanı halifeliğini ilan etmiş; böylece bir merkez kaybı olmuş, dağınıklık ortaya çıkmıştır. Sultanlığın toparlayıcı etkisi kendini çok çabuk gösterdi. Önce İslam toprakları belli büyük devletlerin hâkimiyetini tanıdı; daha sonra ise Haçlılar sökülüp atılarak fetihler kaldığı yerden devam etti. Bundan dolayıdır ki sultanlık dönemi bin seneden uzun sürebilmiştir.

Üçüncü dönemse Osmanlı saltanatının lağvedildiği 1923’te başlayan ve bugün de içinde olduğumuz ulus-devlet dönemidir.

Asalet sahibi bir köle
Gazneli Mahmut, 2 Kasım 971’de bugünkü Afganistan’da, Kabil’in güneyine düşen Gazne şehrinde dünyaya geldi. Tam adı Abdülkasım Mahmud, resmi unvanı sultan, sıfatı Yeminü’d-Devle, aile ismi veya soyadı İbn Sebük Tegin’dir. Babası Ebu Mansur Sebük Tegin, Samaniler Devleti’ne bağlı bir memluk komutanıydı, yani köle askerdi. Mahmut’un annesi ise asil bir Fars ailesine mensup bir prensesti.

Buhara merkezli Samani Devleti zayıflayınca, Sebük Tegin 977 yılında kendi memleketi Gazne’de hâkimiyeti ele geçirip fiili olarak bölgeyi idare etmeye başladı.

Burayı biraz açmak gerekir. Sebük Tegin adından da anlaşılacağı gibi Türk ırkından bir kölemen, yani profesyonel askerdi. Arapların Asya içlerine yaptığı seferlerde ele geçirilen kabilelerin güçlü kuvvetli erkek çocukları Müslüman mücahitler olarak yetiştirilmek üzere alınıyordu. Tıpkı Osmanlı Devleti’nin Yeniçerileri gibi… Bir fark varsa o da Yeniçeriler bazen isyan etseler bile daima Osmanlı sultanının kapıkulu olmaya devam ettikleri halde, Osmanlılardan yüzyıllar önce ortaya çıkan Asyalı kölemenlerin zayıf hanedanları yıkarak birçok defa devlet kurmuş olmalarıdır. Gazneliler de işte bu kölemen devletlerinden biriydi.

Sultan olacak çocuk
Kendisi için kaleme alınan pendnameye göre Sebük Tegin, “Barsahlılar” boyundan bir Türk olup Samaniler ülkesine gulam yani kölemen olarak geldiğinde Müslüman olmuştur. Sebük Tegin Samanilerin hâkimiyetinden çıkıp Gazne ve çevresinde kendi devletini kurunca oğlu Mahmut’u varis olarak yetiştirecekti. Mahmut, iyi yetişmiş sultanların ilk örneği kabul edilebilir. Savaşta gösterdiği cesaret, ülkesini yönetme becerisi gibi siyasi üstünlüklerinin yanı sıra, Mahmut oldukça dindar bir yöneticiydi ve sanat ve kültüre de büyük önem veriyordu.

Sebük Tegin’in Gazne’de fiili bir bağımsızlık ele geçirmesine rağmen Mahmut’un başarılarına kadar Gazneliler Devleti resmiyette Samanilere bağlı bir devletçik mesabesindeydi. Mahmut henüz babası hayattayken hem babası hem Samaniler adına birçok savaş kazandı. Samani emiri, Horasan’ı yani bugünkü Batı İran’ı kontrol altına almayı başardığı için Mahmut’a “Seyfü’d-Devle” (Devletin Kılıcı) sıfatını verdi.

Kılıç, gül ve seccade
Mahmut, asil bir aileye mensup olduğu ve iyi ellerde yetiştirildiği halde başarılarını buna borçlu sayılmaz pek. Babaları 997’de öldüğünde tahta önce kardeşi İsmail geçmişti mesela. Mahmut her yönden İsmail’e üstün olduğu için ona önce ülkeyi ikiye bölüp birlikte yönetmeyi teklif etti. İsmail kabul etmeyince de iki kardeş savaştılar ve Mahmut bu savaştan galip çıkarak babasının yerine Gazze emiri oldu.

Bazı yöneticiler için tahtı veya koltuğu ele geçirmek siyasetin başlıca amacıdır. Bazıları içinse sadece bir araç…Gazneli Mahmut’un asıl hikâyesi de kardeşini alt edip Gazne emiri olmayı başardığı zaman başladı. Önce, tahta çıkmadan ettiği yemini yerine getirip Müslüman Karahanlılarla barış yapma, İslam’a karşı çıkan Hindistanlılarla ise savaşma yönünde bir politika benimsedi. Hayatı boyunca az çok sadık kalacağı bu politika, Gazneli Mahmut’u hem çok başarılı kıldı hem de sonraki yüzyılların model yöneticisi olmasını sağladı.

Karahanlılarla savaşmayıp Hindistan’a sefere çıkma fikri fazlasıyla işe yaradı ve hem geniş topraklar Gazne’ye katıldı hem de Mahmut’un emir olarak şöhret ve meşruiyeti güçlendi. Müslümanlar 10. yüzyılın sonu ile 11. yüzyılın başında hem bir düşünce bunalımı içindeydiler hem de maddi olarak da yoğun bir çatışmaya maruz kalmışlardı. Çoğunlukla sadece belli büyük şehirler ile bu şehirlerin çevresini elinde tutabilecek kadar bir güce sahip olan emirler, birleşip düşmana karşı savaşacaklarına yer yer düşmanla da iş birliği yapıp birbirlerini, dolayısıyla da masum halkı vuruyorlardı. Mahmut gibi dindar, incelik sahibi, aynı zamanda gözünü budaktan sakınmayan kabiliyetli bir emirin Müslümanların lehine siyaset yürütmesi takdirle karşılanıyordu.

İslam, Hindistan’da
Mahmut, Hindistan’a otuz yıl süresince on yedi sefer düzenleyerek bölgenin kuzey ve batı kısımlarını ele geçirmeyi başardı. Bu hem askeri hem dinî bir başarıydı. Zira Mahmut buraları ele geçirmekle kalmayıp İslam’ın yerleşmesini de sağlıyordu. Direniş gösteren racalara karşı seferlere devam ederek Hindistan’ın batısında Hinduluğun ve raca hâkimiyetinin zayıflayıp İslam ve Gazne idaresinin güçlenmesini teminat altına aldı.

Mahmut mecbur kaldıkça Karahanlılar, Harezmliler gibi diğer Müslüman Türk hanedanlarla da savaşıyordu ama birinci tercihi Müslümanlarla mümkünse sulh, Müslüman olmayanlarla mümkünse harpti diyebiliriz. Bu politika, sonraki yüzyılların birçok başarılı devletini de etkileyecekti. Osmanlıların da Hıristiyan topraklarını karşı daima savaş, Müslüman topraklarını ise mümkünse barış yoluyla ele geçirerek büyüdüklerini ve mevzi kazandıklarını hatırlamak lazım.

Sultan ve şair
Gazneli Mahmut 30 Nisan 1030’da vefat ettiğinde İslam’ın o tarihteki en büyük devletini miras olarak bırakıyordu. Bir diğer ve içkin mirası ise putperestlere ve batınilere karşı Ehl-i Sünnet anlayışı merkezindeki İslam’ı yayma azmi ve başarısıydı. Son olarak, Mahmut’u miğferli zırhlı bir başkomutan olduğu kadar sanatı himaye eden zevk sahibi bir sultan olarak resmetmek gerekir.

İslam edebiyatlarının en büyük destanı olan Şehname’yi meşhur şair Firdevsi’ye sipariş edip yazdıran Gazneli Mahmut’tur. Sultanla şair arasındaki ilişkiye dair birçok menkıbe var. Bunların hangisi doğru, hangisi uydurma bilinmez; ama Mahmut’un himayesinde Firdevsi’nin kaleme aldığı Şehname çok önemli bir yazılı miras olarak ortadadır.