TASAVVUFTA BULUŞMAK

TASAVVUFTA BULUŞMAK

Mahmud Erol Kılıç’ın yeni kitabı olan Hayatın Satır Araları (Sufi Kitap, 2013) üç bölümden oluşur: Kendini Bulmak, Modern Zamanlar, Anadolu’nun Ruhu. Kitabın diğer ismi Modern Zamanda Kendini Bulmak.

Kitap sade bir Türkçeyle yazılmış. Mahmud Erol Kılıç’ın akıcı bir üslubu var. Denemelerde çok ağır konu ve sorular işlenir, buna rağmen okuyucuyu hiç sıkmaz ve bunaltmaz. Bu kadar ağır konuların sade, akıcı, adeta sohbet havasında işlenmesi Kılıç’ın bir yazar olarak başarısı. Sadelik ve akıcılıkta Kılıç’ın açık, net ve bilen biri olarak düşünmesinin de etkisi büyük. O, modern insanın kafa karışıklığından söz eder, fakat okuyucusunun kafa karışıklığını bir nebze de olsa giderecek şekilde. Okuyucu Hayatın Satır Araları’nda birçok sorunun cevabını nerede ve nasıl bulacağına dair işaretlerle karşılaşır.

Kitabın ilk iki bölümü tartışmalara ayrılmış. Tartışmadan kasıt kesinlikle polemik yapmak değil düşünmek, meselelere değişik açılardan bakmak; onların aslını ve gayesini bulmaktır. Kılıç özellikle tasavvufla ilgili kavramların yanlış kullanımına ve bilgiye dayanmayan, aşırı yorumların tehlikelerine dikkat çeker. Önce konuya dair yanlış bilgileri giderir, daha sonra da bunlar üzerinden kendi düşüncelerini geliştirir.

Üçüncü bölüm Kılıç’ın tezidir. ‘Modernleşmenin yol açtığı yabancılaşmayı nasıl aşabiliriz, nasıl yeniden kendimiz olabiliriz?’ sorularına verdiği cevap. Günümüz problemlerine karşı Kılıç, ananeye bakmamız, oradan istifade etmemiz gerektiğini söyler. Çünkü modernizm Türkiye’de reddi miras olarak anlaşıldı. Bu yanlıştan biran önce dönülmeli, özellikle Selçuklu-Osmanlı pratiğinden yararlanılmalıdır. Çünkü Türkiye’nin aslını meydana getiren hamur o dönemlerde yoğrulmuş. Doğru biçimde düşünmemizi sağlayacak, sıkıntılarımıza çözüm olacak örnekler Selçuklu-Osmanlı’da bulunabilir. Öyle ya Batılılar halen bir soruna çözüm bulmak için Aristoteles’e kadar gitmektedir.

Ananelere bakmak, geleneği yeniden düşünmek nasıl olacak? Kılıç’ın en çok karşı çıktığı nokta, şekle bağlı kalmaktır. Şekil tabii ki önemli; aslın korunmasında ve gösterilmesinde etkilidir. Fakat ruhu olmayan bir şeklin, içi boş bir kabuktan farkı yok. Aslını kaybetmeden ve şekle takılıp kalmadan geleneği yeniden üretmeli, oradan dersler çıkarmalıyız. Örneğin dervişlik meselesi. Kılıç dervişliğin yalnızca tekkede, sarık takılarak veya bir dağ köşesinde inzivaya çekilerek yapılmadığını söyler. Bunlar şekilden ibaret. Dervişliğin bu şekilde anlaşılması, sarığa ve inzivaya indirgenmesi yanlıştır. Onun anlamı, hayata bakışı, insana yaklaşımı benimsenmeli ve anlaşılmalıdır. Bunlar her zaman ve yerde yaşanabilir. Çünkü insandan söz etmekteyiz. Ve dervişlik insan özünün, fıtratının bir gereği, tekamülü, huzura erişidir.

Anadolu’nun Ruhu tasavvuftur. “Çok’lukta bir’lik, bir’likte çok’luk müşahedesi.” Diğer deyişle İbn Arabi, Hz. Mevlâna, Yunus Emre, Niyazî-i Mısrî, Hacı Bektaşi Veli, Erzurumlu İbrahim Hakkı gibi mutasavvıfların eserlerinde yakalanabilecek işaret ve anlam.