Tatilin Huzur Hali

Tatilin Huzur Hali

Her yorgun kafanın bir tatil anlayışı vardır. Tatilciler farklı kategorilere ayrılırlar. Eğlencenin de huzurun da dibine vurmak bir seçimdir.

Kiminin ambiyans dediği, dolup taşan mekanlar, ite kaka yürünen sokaklar, göz kamaştıran dükkanlar ve sohbetten pes ettirecek denli yüksek müziklerse de kimileri sadece ama sadece “huzur” arar. İşte sükunetle hazırlanmış bir liste; kafa dinlemek, arınmak ve yeni başlangıçlar yapmak isteyenler için…

Doğal yenilenme: Bozcaada

Poyraz bu… Güneş bir taraftan yakarken, o da bir taraftan bağbozumuna dek sancılanan üzümleri serinletir… Adasından çıkmaya hiç gerek duymamış balıkçının yüzünü okşar geçer… Terkedilmiş Polente Feneri, poyrazın uğultusuyla, yalnızlığın ve huzurun en saf halidir. Bozcaada’da huzur bir vaat değil bünyeye katılacak en doğal yenilenmedir. Hele “güneşli bahçe”deyseniz… Sabah daha yataktan bile kalkmadan denizi görebileceğiniz odalarıyla Güneşli Bahçe (eski adıyla Denizhan Bağevi) Bozcaada’nın tepelerinde, 5 dönümlük bir arazide, yeşillikler içinde kaybolmuş, manzaralı, huzurlu, sakin, tamamen adaya özgü bir bağ evi. Elektriği güneş enerjisinden, suyu kendi kuyusundan, geri kalan her şey ise doğa ne verirse. Adanın ritmine ayak uyduran Güneşli Bahçe’de televizyon yok, ama çok daha mutlu edecek bir haber; Yıldız Terası var. Gökyüzünün ne kadar muhteşem ve aslında o kadar da uzak olmadığına burada tanık olabilirsiniz. Ziyafetleri de cabası… Temiz havanın ne denli iştah açıcı olduğu göz önüne alınarak, sabah kahvaltısı özenle hazırlanıyor. Bağ evinin kendi reçel ve salçası, bahçeden koparılan kekik ve komşulardan gelen yumurtalarla, güne güzel bir başlangıç. Denizden döndüğünüzde, atıştırmalıkların yanında akşamüstü limonataları kaçırılmaz. İsteyenler adaya özel Kuntra, Karalahna ve Vasilaki üzümlerini bağdan toplayıp tadına varabiliyor. Mönüler günübirlik belirlenip en taze ve mümkün olduğu kadar yerel olan tercih ediliyor. Bağ evinin verandalı odalarından ikisinin kendine özel mutfağı var. Burada hem tüm karmaşadan uzak hem de merkeze 2 km, en yakın plaja ise 1 km mesafedesiniz.

Bereketli doğa, sıcak deniz: Selimiye Köyü

Popüler belde Marmaris’e 45 km mesafede olup da huzurlu kalabilmek kolay değil. Küçük aile pansiyonlarının olduğu, ruhu ve bozulmamış doğasıyla ayakta kalabilmiş yerler arıyorsanız, badem ve zeytin ağaçlarıyla kaplı Selimiye köyü güzergahınızda olmalı. Burası, yapılaşmanın insanı boğmadığı, otellerin istilasına uğramamış Ege kasabalarının sakin, huzurlu atmosferini yaşatan ender yerlerden. Selimiye’nin denizi doğal bir göl gibi; açık deniz olmadığından su oldukça sıcak, hatta “hamam gibi”. Deniz sezonu erken başlıyor, Nisan sonu… Selimiye’nin girişinden 2.5 km mesafede yol, köyün sonuna doğru, lodosta teknelerin sığındığı Sığliman Koyu’ndan yaklaşık 500 metre önce dağlarla çevrili Akkum Koyu’na varır. Selimiye köyünden 20 dakikalık bir yürüyüş mesafesinde, denize sıfır pansiyonlar arasında, kiremit ve ahşabın sıcaklığıyla ve bahçesindeki salıncak hamaklarıyla Büşra Pansiyon dikkat çekicidir. Bu doğayla alabildiğine uyumlu, küçük aile işletmesi, bahçesindeki nar, portakal, yeni dünya ağaçları ve sabah kahvaltılarında misafirlerin kopardığı biberleri ve zambaklarıyla, tam bir sığınak. Deniz her zaman temiz ve berrak, su yavaş yavaş derinleştiğinden çocuklu aileler için güvenli. Koyun sahili taşlı olsa da pansiyon sahipleri her yıl kıyıya yuvarlak çakıl taşları döktürüyorlar. Koy, tam kafa dinlemek için birebir ancak biraz bu havadan çıkmak isteyenler için, Turgutköyü, Bozburun, Söğüt gibi birçok yer 15-20 dakikalık mesafede. Selimiye köyündeki dalış okulunun da meraklıları oldukça fazla.

 

Mutlu carettalar, huzurlu insanlar: Dalyan

Birçokları Dalyan’a, “dünyanın en iyi korunan ikinci kumsalı” ünvanına sahip, Türkiye’de caretta carettalar’ın 17 üreme alanından en önemlisi olan İztuzu’nun ince, sarı kumunun keyfini çıkarmaya gelir. Bir kıyısında Akdeniz, diğer kıyısında tatlı suyun bulunduğu bu şöhretli kumsal, yaz kalabalığında, 5.5 km uzunluğuyla bu dezavantajını bir nebze unutturur. Ancak gerçek bir Dalyan deneyimi için, dağ yamaçlarındaki M.Ö. 4. yüzyıla ait, heybetli tapınakvari kaya mezarlarının taçlandırdığı sazlıklarda yapılacak bir tekne turu kadar konaklama mekanı da önemli. Bu popüler tatil beldesinde er geç arayacağınız şey huzurdur çünkü. Buradaki hayat, Köyceğiz Gölü’nü Akdeniz’e bağlayan kanalın iki yakasında süregelir. Gerçek anlamda, tiryakilik yapan bir mekan da bu kıyılarda yer alıyor. Dalyan’da ender rastlanan, sade bir estetikle inşa edilmiş Happy Caretta adım adım tasarlanmış ve tutkuyla yaşatılan bir aile işletmesi. Evet burası bir pansiyon ancak beyaz güvercinlerin uçuştuğu bahçesi, mis kokulu narenciye ağaçları ve yüzünü kaya mezarlarına dönmüş iskelesiyle, konumu ve peyzajıyla, Dalyan’ın gündüz karmaşasından fersah fersah uzakta, adeta bir ormanın içindeymişsiniz hissi veriyor. Huzurun dozu fazla gelirse, alternatif çok; sazlıkların arasında kuşları izleyin, ot toplayın, ay ışığında yakamozların içinde kürek çekin, yıldızların altında tenha çamur banyolarına uğrayın, bir akşamüstü Kaunos antik kentinde yürüyün…

 

Bodrum’un sakin sığınağı: Şeytan Yalısı

Bütün koyu kaplamış zeytin ağaçları ve masmavi deniz, “böyle yerler kaldı mı?” dedirtiyor insana. Burası Şeytan Yalısı… Bodrum’un diğer koylarına göre Şeytan Yalısı nispeten bakir. Küçük misket taneleri gibi çakıldan oluşan kumsal şezlongunuz, hemen kıyıda asırlık sakız ağaçları da şemsiyeniz olur. Sahilin doğusunda, en sonda, asırlık çam ağacı altında küçük bir kilise yıkıntısı var. Hemen kilisenin olduğu yerden kayalıklara doğru uzanan patikayı yürürseniz, 400 m sonra Çamlık Koyu’na ulaşırsınız. Muhtemelen burada mavi yolculuğa çıkmış birkaç yat vardır. Çam ağaçları kumsal boyunca uzanır. Patikayı takip ederek Kisebükü’ne, oradan da Yalıçiftlik’e kadar yaklaşık 15 km yürüyebilirsiniz. Şeytan Yalısı ve Çamlık Koyu’nda herhangi bir yerleşim yok. En yakın konaklama yerleri Mazı’nın Hurma Sahili, İnce Yalı ve Çakıllı Yalı koylarında bulunan, köylülerin işlettiği, bazıları sahilde, bazıları narenciye bahçeleri içindeki ev pansiyonları. Araçla gidilebildiği gibi balıkçı teknesiyle de 30 dakikalık yolculukla Şeytan Yalısı’na ulaşmak mümkün. Köyün ilk restoranı ve en iyi restoranlarından biri Hurma Sahili’ndeki, deniz manzaralı Mazı Restaurant. Burada Mazı’nın turizm elçisi Önder Akkaş, isteyenlere bölge hakkında her türlü bilgiyi veriyor. Yemekleri leziz; taze balıklar, orfoz, lagos buğulama, sirken otu gibi bölge otları ve kabak çiçeği dolması ve köy kahvaltısı… Şeytan Yalısı’na ve diğer koylara tekne gezileri ve trekking turları düzenliyor. Mazı’nın Hurma Sahili, İnce Yalı ve Çakıllı Yalı koylarında bulunan pansiyonlardan birinde kalırsanız Hurma Sahili ile İnce Yalı arasında bulunan patikayı özellikle güneşin batmasına yakın mutlaka yürüyün. Yaklaşık 30 dakika sürer ve güneş dağların arkasından kaybolur.

Batı Karadeniz’in sürprizi: Gideros Koyu

Batı Karadeniz boyunca yapılacak bir yolculuğun en güzel sürprizi kuşkusuz ki Gideros Koyu’dur. Cide’ye 13 km kala yolun tepesinden kendini gösteren Gideros’a önce yüksekten bakmak gerek. Her türlü havada dalgaya korunaklı bu limanda zamanında korsan gemileri demirlermiş. Gideros, bir boğazdan girince oval şeklinde, iki dağ arasında bir koy. Aşağıda kestane, ıhlamur, beydin ve çam ağaçlarının arasında bir pansiyon ve koruma altına alınmış bir taş cami var. Gideros’un plajı pek yok, sahil taşlı ve çakıllı. Biraz serin olsa da denizi berrak ve kapalı bir koy olduğundan dingin. Sandalla koyun dışına açılabilir, denize girebilir, balık tutabilirsiniz. Ahşap masa ve sandalyeleriyle koyun mütevazılığına ayak uyduran, Gündoğdu Pansiyon’un sahibi Nurcan Ünal, doğma büyüme buralı. Misafirlerini koyda sandalla gezdiriyor, Hamam isimli mağaraya götürüyor. Altı odalı 15 yataklı pansiyon, koyun sessizliğiyle uyum içinde, televizyon yok, internet var. Pansiyonun önünden denize girmek mümkün. Akşamüstleri taksiyle ya da yukarı yoldan geçen otobüslerle sarı yazması ve aynalı sandığıyla ünlü, Rıfat Ilgaz’ın kenti Cide’nin çarşısına gidebilir ya da patika yollarda gezinti yapabilirsiniz. Sit alanı olduğu için koydaki spor aktiviteleri kısıtlı. Bazen trekking için dışarıdan gelen turlar oluyor. Nurcan Hanım dalış yapmak isteyen misafirlerine sandalını ödünç veriyor, gerek duyan olursa da profesyonel dalgıç yeğenini yolluyor. Pansiyonun restoranındaki sebzeler, Ünal ailesinin tarlasında yetişiyor. Balıkları kendileri tutup pişiriyorlar. Ortam öyle samimi ki, konaklamakta olan misafirler yeni gelenleri pansiyona buyur ediyorlar. Nurcan Hanım’ın bahçeden topladığı ısırgan, ebegümeci ve pazı gibi otlarla yaptığı bulgurlu köy yemeğini ve ekmeklerini tadın… Ve mutlaka dolunayda ayaklarınız denizin içindeyken bu keskin sessizliği yaşayın.