TREN BİR HALK ÜNİVERSİTESİDİR

TREN BİR HALK ÜNİVERSİTESİDİR

Tren bizi yalnızca hayallerimize götürmez, ayrıca hayal ederek, hayal içinde götürür. Bu yazıyı trende okurken şöyle bir bakın yol arkadaşlarınıza. Hepsi aslında başka şeylerle ilgiliymiş gibi görünseler de, sanki ders kitabının arasında gizlice çizgi roman okuyan öğrenci gibi, hayallerine çalışmaktadırlar. Tamam, kimi gönlünü bozkıra kaptırmıştır, kimi küçük istasyonların nasıl da şiirsel olduğunu düşünmektedir, kimi ‘yolculukta roman gider’ diye hayli kallavi bir kitabın sayfalarını çevirmektedir, kimi yanındakiyle yurttaşlık bilgisi kitabından öğrenmiş olduğu üzere; adap ile muaşeret kuralları çerçevesinde söyleşmektedir…

İşte tam bu sırada genç bir çocuk incecik ama dopdolu bir kitap çıkarır cebinden ve vagondaki yolcuların halet-i ruhiyelerini derinden anlatan bir şiirin ilk dizelerini sessizce okur: “Çocuk ders çalışıyor görünüşte/Sayfaları yavaş yavaş çeviriyor/Çocuk deniz çalışıyor gerçekte/Gözlerini ufuklara dikiyor/Durup durup adını anıyor/Aşkın sözlüğünü ezberlemekte/Bütün nöbetçilerle yarışıyor/Gözleriyle gelişini beklemekte…”

Şiirin adı “Değişim”, şairi ise ünlü şair ve felsefeci Afşar Timuçin. Ya da benim ilk tanıştığım şairlerden, Felsefe Dergisi’nde de ilk şiirlerimi yayımlayanlardan. İnsan ve doğanın hallerini şaşırtıcı bir dikkat ve gözlemle ve incelikli anlatımıyla şiirleştirmede üstüne olmayan bir şair. Öykülerini, romanlarını okuduğunuzda da şiirin, inceliğin onlarda da sürdüğünü görürsünüz. Bu güzel şiirin devamını da siz bulur okursunuz.

Trende bir hayal… Bir hayal dükkânı gibi tren… Vapurlar beyazdır, sular mavidir, çaylar dalgalıdır, liriktir, şiirlidir vapurlar ama fazla hayal kuramazsınız onlarda. Çünkü hele eski vapurlar, denizin sevdiği, suyun beklediği, inanların yolunu gözlediği vapurlar. Şirket-i Hayriye’nin ilk günlerine kadar gitmeye de gerek yok. Daha dün şuramızdan geçiyordu, dalgacı bir arkadaş gibi, eh bir de havada martı varsa, şakacı dostumuzu da görmüşüz demekti. Kaçınılmaz, çay-simit. Umarım şimdi bu yazıda da kokusu duyulur.

Vapurlar somuttur. Trenlerse epik görünmelerine, şiirden çok roman kahramanı olmalarına karşın, yine de şiir düşüncesi taşırlar, hayal yüklü oldukları için de şiir düşü yaşatırlar. Tren bir yaşam çizgisi duygusu verir ve geçmiş, şimdi, gelecek birlikte yolculuk ederler onda. Vapur şimdidir, sabahtır sözgelimi, Haydarpaşa Garı’nın durmuş saatinin ‘tam vaktinde’ olduğunu görmektir, vapur şimdiden gelir şimdiye gider, iskelesinin adı da şimdidir.

Tren insanı filozof yapar, evet, artık bundan hiç kuşkum yok, felsefe bölümü gibidir, yol üniversitesinin felsefe bölümü trendir, isterseniz açık kalmış bir felsefe kitabı da diyebilirsiniz. İnsan yol denen duyguyu, çizgiyi, hatta felsefeyi de trenle daha iyi tanır, sezer ve kıymet verir. Trendekiler alaydan felsefeciymiş, felsefenin soru sormak olduğundan bile haberleri yokmuş, hem de söyledikleri, konuştukları da pek naif şeylermiş… Olsun.

Tren insanı uzun uzun, derin derin, güzel güzel düşüncelere salar, düşlere yol açar, gönül açar, hayaller küçük istasyonlar gibi birdenbire karşınıza çıkar. Hem insanın çocukluğunu, gençliğini, olgunluğunu aynı anda yaşadığı, aynı yolda hepsiyle birden karşılaştığı kaç vasıta var ki? Trenden başka yok. Öyleyse tren yolculuğu başlı başına disiplinler arası bir tür: İçinde roman var, sinema, müzik, tiyatro, resim, şiir, sosyoloji, tarih, psikoloji, felsefe, hepsi var. Demek ki treni sevmek için bir nedenimiz daha var. Tren bir halk üniversitesidir.