TREN; BİR HATIRA DEFTERİ

TREN; BİR HATIRA DEFTERİ

Tren bir defter. Yalnızlığa da yeter, beraberliğe de. “Açılmış bir defter kolay kapanmaz ki”, Akif Kurtuluş’un bir dizesiydi, yalnızlığın defterinin kolay dolmayacağını da Oktay Rifat söylemişti. Trenin kendisi bir defter… Bazen çizgisiz. Upuzun yolculuklara çıkanların yazıldığı bir defter… O yolculuğun anılarını yalnızca yolcu yazmaz, yalnızca yolcuyla dolmaz uzun süreceği hep açıklığından belli olan bir hatıra defteri. Yol da ona yazılır, tren de hem bir defter gibi açılır hem de her yolcuyla birlikte anılara yazılır.

Tren, bazen bir kareli defterdir. Bu bana nedense hep banliyö trenlerini hatırlatır. ‘Onlardan da hatıra defteri mi olurmuş?’ demeyin, asıl hatıralar, unutulmaz aşklar onlarda yaşanır, onlarda kalır, onlarda aranır. Yaz gibi bir şey. Yaz da öyle değil midir, kısacıktır, bir banliyö treni kadardır, yani bir kelebekten biraz daha fazla, uzun, büyük, her neyse… Hem hatıra defteri de önce kime açılır, elbette yaza. Sanki hatıra defteri de bir yaz defteri değil midir? Yazın defteri. Çocukluğun defteri.

Tren, bazen bir kareli deftere sığacak bir şiirdir. “Basit bir yalnızlık da yeterdi…” adıyla başlayan ve galiba basit, sıradan, herkesinki gibi bir hayatı özleten ve özetleyen bir şiir. Şiirinin şairine en çok benzediği haller içinde, şairi Egemen Berköz’ün tevazuuna hem benzeyen hem de yakışan bir şiir: “Basit bir kareli defter de yeterdi/Samatya istasyonunu anlatmak için/akşamı beklerken/beklerken parçalanmış umutları/biraz önce yağmur yağmış o istasyon/hüzün dağıtırken/uzaktan bakanlara bile/ kıyı yolundan geçenlere/ve yolculara ki hüznün kendisidir/biraz şairdir akşama doğru/anlayışla bakar istasyon şefi/hafif gülümseyerek/ve aldırmaz bile/ve birden gün geçer/aldırmaz/tirenlerle yolcularla yüklerle/biletlerle pasolarla geçer gün/ve Egemen Berköz evine döner/…/”

Hatıra defterinin bir hayat defteri olduğu haller. Hayat da bir hatıra değil midir zaten? Basit bir kareli deftere sığan hayatlar. Yazlar. Küçük sevinçler, büyük acılar, sonsuz ayrılıklar, avunulmaz zamanlar, yeri doldurulmaz kayıplar, gidenler dönmeyenler, bir daha gelmeyenler… Hayat bazen bir tren yolunun mesafesinden de kısa olabilir. Bazen bu kadarı yeter, bazen fazlası bilinmez, bazen istenmez, bazen de düşlenmez. Basit ve kareli bir defter işte, sınırlı, çevrili, sonlu…

Tren bazen de bir çizgili defterdir, düz bir çizgi üzerinde akıp giden, düz bir hat izleyen, insanın en sıkıntılı günlerine dek düşen, çizgilerin düz olduğu, hayatın da düzlüklerle ölçüldüğü zamanlarda açılan bir defter. Belki de en koyu anılar en kapalı sözcüklerle yer alıyordur bu defterde. Kapağı açık olsa da içi kilitlidir, sözcükler kilitlenmiştir. Defterine bile açılamaz insan. Açık defterine bile. Tren yola koyulur, acılar da yola koyulur ve deftere düşen koyu sözcüklerle birlikte trenin rengi de koyulur:-Bak, der yoldan geçen biri raydan geçen treni gösterip, kime, belki kendine, bu tren yazdan, çocukluktan, güneşten, ikindiden, parkların sevincinden, arkadaşlığın neşesinden geriye kalanları toplamış gidiyor. Yolcusu ağırdır bazı trenlerin, yüklüdür, gam dolusudur, herkes kimsesizliğiyle kalabalıktır orada, yalnızlığıyla doludur, yalnızlığından kendisine yer kalmadığı olur insanın. Yalnızlığıyla dolu olan bir insana yer kalmaz kendisinde.

Ben hatıra defterimi açmak için açmıştım bu yazıyı. Trenle açılacaktım defterime doğru. Defterimin çocukluğuna, gençliğine, sonrasına… Çocukluğumun, gençliğimin istasyonlarında beni bekleyen hatıra defterimin yapraklarını toplamaya… Sonrası mı? Sonrası tren bir hatıra defteri, hayat bir hatıradır.