TREN ŞİİRLERİ YARIŞMASI

TREN ŞİİRLERİ YARIŞMASI

Trene bindim de…” Türkünün devamı malum: “Tren salladı.” Bazen trenin, vapurun ve dahi uçağın şöyle hafiften sallaması iyidir, yani insanı kendisine getirir. Yazmışımdır. Niye ‘yazmışımdır’ diyorum? ‘Her zaman söylediğim gibi’ dememek için. ‘Daha önce de sık sık dile getirdiğim gibi’ diye hiç dememek için. ‘Yazılarımı izleyenler bu konudaki görüşümü iyi bilir’ diye de önem/değer katsayısını artırmamak için. Neyse işte. Ben her seferinde ilk kez yazı yazıyormuş duygusu ve heyecanı içinde yazdığım için, okuyan da ilk kez okuyormuş duygusuyla okusun isterim. Bu nedenle de öyle yıllanmış gazeteci, meşhur köşe yazarı, çoksatar romancı ağzıyla ‘dediğim gibi’ diye tutturmam, ‘dediğim dedik’ demem, ya ne derim?

Diyeceğim az ve öz olmak itibariyle şudur, maruzatım da budur: TCDD Genel Müdürlüğü’ne ve pek sevdiğimiz şair ve yazar, basın danışmanı arkadaşımız Mehmet Aycı’ya açık çağrıda bulunuyorum. Uçağa da olabilir ama şiir en çok vapura ve trene yakışır. Ve dahi vapurlar, trenler üstüne Türkçede ve dünya dillerinde yüzlerce yıldır diyebiliriz, ne şiirler, öyküler, romanlar kaleme alınmış, ne şarkılar yazılmış, ne filmler çekilmiştir. Öyle ya ikisi de birbirinden ‘hisli’ vasıtalardır, biriyle dünyayı dolaşırken biriyle yedi deryalar geçersiniz. Dolaşırsınız, geçersiniz, gezersiniz ama yine de bitiremezsiniz. Hem bitmesin de! Zira yolun bitmesi değildir insanı bitiren, yoldur biter. Ama yolculuk biterse insan da biter! Yol bitse de yolculuk sürmeli, insan gitmeli. Yolun yarısı trenle, vapurla, otobüsle, uçakla, bisikletle, yayan gidilir gidilmesine de, kalan yarısı neyle gidilir? Neyle olacak, elbette insanın hayaliyle, düşüyle, gözüyle, gönlüyle, kalbiyle ve en çok da duygusuyla. Hem yolcu dediğin kişinin yarısı da ‘gönül gezdiren’ değil midir? Gönül gezdirmezsen o yoldan da, yolculuktan da ne anlarsın, ne kalır ki geriye? O yüzden ‘gönül gezdiriyorum’ diyen kişiye, ‘boş gezenin boş kalfası’ diye değil, tam tersine ‘hoş gezenin hoş kalfası’ diye bakmak zannımca pek yerinde bir iltifat olacaktır.

Tren hızlandı, yüksek hızlı oldu olmasına da, ben hala eski yolcu alışkanlıklarımı terk edemedim. Öyle ya, artık lafı da uzatmamalı meramı da. Yoksa YHT Eskişehir’e varıp durur da, ben daha cümleyi yarılayamamış olurum. Şimdi diyeceksiniz ki, ‘trenler hızlandığına göre artık roman çağı da geçmişte kalmıştır!’ Belki de trenle beraber roman da hızlanmıştır, anlatım daha hızlanmış, cümleler daha kısalmıştır. Kim bilir belki böylece okurun hayal gücüne bırakılan pay da çoğalmıştır.

Neyse bu yazının konusu ve ana fikrini yazayım da, diğer meseleleri sonra konuşur, tartışırız. Açık çağrım şudur: Trenle ilgili şiir, öykü, roman, deneme, senaryo ve şarkı ödülleri düzenlenmesini talep ediyorum bir yolcu olarak. Dönüşümlü olarak her yıl bir dalda yapılır yarışma, doğal olarak da, yani şiir hepimizden, dilden, edebiyattan, yazıdan da önce olduğu için demek istiyorum, hatta üzümden de önce olduğu söyleniyor, ama buna pek inanasım gelmiyor, ilk yıl ‘içinden tren geçen şiirler’ yarışması yapılır. Yapılsa, katılırım sanırım, yani şairlik iddiasında olduğum için değil, ama kendimde bir yolcu, özellikle de bir tren yolcusu ruhu bulduğum için yazmak ve katılmak isterim. Aslolan kazanmak değil, tren yolcusu olmak. Eh bu da her şeye değer! Neyse, şiir yazıp katılmasam da, bu yarışmada seçici kurul üyesi olmaya da razıyım!

Sevgili kardeşim Mehmet Aycı, bu yazıyı okuduğuna göre, teklifimi değerlendirmeni ve mümkünse olumlu yanıtını da dört gözle, ‘tren postası’yla bekliyorum.