TREN SÖZLÜĞÜ-2

TREN SÖZLÜĞÜ-2

Rast: Rast makamından bir hayat… Rastgele diye selamlanan bir sabah. Rastlantı dediğimiz bir şiir. Bunların hepsi de tesadüf olabilirmiş, olsun, insan böyle bir tesadüfe hayatta kaç kere rastlar?
Saudade: Şu Portekizce sözcüğü bir de buraya yazayım, belki anlamını merak eden çıkar, açıp sözlüğe bakmadan önce hayatında biraz gezdirir sözcüğü, sonra… Sonra saudade.
Şehir: Şehir benim için haziran, günlerden cumartesi, aylardan o güzel ay. ‘Haziran şehrine vardım’ diye bir yazıya, belki de yaza başlamıştım bir zamanlar. Haziran, şehrin ışığıdır.
Tren: Bir tren trenden fazla bir şeydir. Şimdi böyle fiyakalı cümleler var ya, ‘eh tren için de niye kurmayayım?’ dedim, hem de öyledir, tren evimizin içidir, oturma odamız…
Uyku: İnsanın en yakını olabilir mi, gözbebeği, sırdaşı, dert ortağı, yoldaşı, gece nöbeti, yolu, kuyusu. Kuyusu, uykusu. İnsan bazen uykuya öyle düşmez mi? Derin kuyu, uyku…
Üzüm: Bir mevsim… İki gözüm diye bir uyağı olması da tabii. Bir gözü yaz rüyasında, bir gözü güz uykusunda zira. İçi dolu, besbelli göze değil yalnızca ruha da yakın, ruhla serbest uyak.
Vadi: Trenin denizi… Trenler uzun vadilerden geçerken nedense sonsuzluk duygusu veren bir ummana dalmışlar da oradan yüzerek geçiyorlarmış gibi bir his uyandırırlar.
Yavaşlık: Tren hızlı gidebilir, gitsin, sen o kadar hızlı gitme, hem senin o kadar hızlı olmanı gerektirecek ne var, onlara de ki: Yavaş biraz, ruhumu geride bırakamam! Bırakma.
Zarf: Zarif diyecekken zarf demiş gibiyim. Öyleyse içindeki mektup nasıl olursa olsun zarf katlanır, kanatlanır, kuş olur gidersin bir zarfla da denmiş midir? Zarifoğlu bir şair gibi.

Alfabe burada bitmiyor elbette, şiirlerin kardeşliği gibi, trenlerin kardeşliği gibi, gurbet kardeşliği gibi bir de harflerin kardeşliği var ki, onlarla sürüyor. Ne yapalım bazı harfler alfabeye, sözlüğe, bazı harflerse şiire dâhildir.
Buğday: Niye buğday, çünkü içinde ‘yumuşak g’ var. Niye buğday, çünkü ekmeğin içinde var, öyleyse ekmeğe dair her şeyin içinde var, şiirin, yaşamın, çocukların içinde buğday başağı.
Qırık: Kürtçe bir dergi adıydı yanılmıyorsam, ‘kırık’ okuyoruz ve çok anlama yoruyoruz. O kadar yormasak mı? Bir anlama yorsak da o da kırılmasa!
Exik: Bir kelime yerine harfi yazdım, serbest harf, özgür harf diye, isteyen başında, sonunda, içinde kullansın dilediği kelimenin, böylece başlı başına bir sözlük çıkar. Eksiğimiz kalmaz belki.
W: Ve sözcüğe su verildi. Hep çeliğe verilecek değil ya. Böylece suyun aynasında ‘v’ kendini gördü, iki ‘v’ oldular, nergis gibi suretine hayran oldu mu bilinmez ama utku kazanmışçasına sevindi ikisi de.

Herkesin kişisel bir alfabesi olsun
Harflerin de yetmediği oluyor bazen. O zaman kimi kabilelerin, kültürlerin, dillerin kendilerine özgü simgeler, nesneler, şekillerle yaptıkları alfabeleri hatırlıyor insan ve düşünüyor: Neden herkesin kişisel bir alfabesi olmasın? Hatta ‘alametifarika’ dedikleri cinsten, kendine özgü harfleri de olmalı insanın, kimi sesleri ya da kimi sessizlikleri, boşlukları tanımlamak, yazmak, anlatmak için.

Enis Batur’un “Bir Demiryolu Alfabesi” adlı bir yazısı var, ben de Trenler de Ahşaptır kitabımda bir tren sözlüğü yazmıştım yine. O yazıda tren aşktan kalkıyor, bahtiyar istasyonuna uğruyor, yolda bir cem kuruyor, dünyadan geçiyor, Eskişehir’de mutlaka mola veriyor, bir zaman sonra rayların üzerinde adeta bir Flamenko ritmiyle gidiyor, derken, ‘rast’lantı bu ya, yine gelip zarfta duruyordu: “Tren de bir zarftır, onunla güzel mektup yollanır.” diye yazmışım orada.

Umarım bu yazı da güzel mektup yerine geçer.