TREN: YENİ BİR ŞİİR

TREN: YENİ BİR ŞİİR

Yeni trene daha binmedim. Eskisi yenisi tren ya şiire gider, ya şiirle gider ya da geçtiği yollarda şiir vardır. ‘Hiçbir yerde şiire benzer bir şey göremedik’ mi diyorsunuz, öyleyse kendinize bakın, yanınızda oturan yolcuya bakın, dikkatle bakın. Bir yerden tanıyorsunuz değil mi? Tabii tanıyorsunuz, çünkü onu bir şiirden hatırlıyorsunuz. İnsan insanı en çok şiirden hatırlar, şiirle hatırlar.

Hep öyle olur, ilk kez gittiğiniz bir yeri, ilk kez gördüğünüz birini daha önce görmüşsünüz gibi bir hisse kapılırsınız. His deyip geçmeyin, önemlidir. Hem hisler de geçip giderse, geriye ne kalır ki? O yüzden hislere ‘dur’ demekte fayda vardır, belki bir-iki söz edersiniz, eski anıları yâd edersiniz, ortak dostları ve geçen günleri özlemle anarsınız.

Hatırlayın, unutmamak da güzeldir ama hatırlamak şahanedir, zira içinde ‘hatır’ vardır, kıymet vardır, titizlik, incelik vardır. Eh bunların olduğu yerde de eksik yoktur. Fazlalık hiç yoktur. Unutmak kötü müdür peki? Unutmasak iyidir elbette, unutulanın da unutanın da iyilikten payına düşen azalır, bir daha da yerine konması zor olur. Bazen de unutmak gerekir, iyilik için gerekir, unutanın iyiliği için de önemlidir ama daha çok da unutulanın iyiliği için gerekebilir.

Ne zaman bir tren yazısına başlasam, ayda bir yazdığıma bakılırsa sık sık yeni bir yazıya başlıyorum demektir, dalar giderim. Kendime geldiğimde ise çoktan yazının da sonuna gelmiş olurum ki, arada geçen zamanı doğru dürüst hatırlayamam. Aradaki zaman, belki de şiir zamanıdır. Şiiri yazmanın, okumanın değil, onu duymanın, yaşamanın, taşımanın, birlikte yolculuk etmenin, buluşmanın, geçmişe dalmanın, geleceğe çıkmanın zamanıdır. Öyle ya şiir yalnızca geçmişin anılarının değil, aynı zamanda geleceğin anılarının da zamanıdır. Picasso’nun çok sevdiğim cümlesi gibi tıpkı: “Geleceği anımsıyorum.” Bunu söylediğini duyduğumda, gözümde bir kez daha renklenmişti Picasso.

Neyse yeni trene de bu yazının ardından bineceğime göre, yeni şeylerin var olduğunu söyleyebilirim hayatımda. Yeni ne olabilir? Ancak şiir gibi, yeni demek anlatabilir bunu bana. Şiir yenidir. Şiir her zaman yeni olmalıdır. Şiir henüz bilmediğimiz geleceği bize hissettirmeli, öylesine yenilikle dopdolu olmalıdır. Yeşil kırların içinde önce sesiyle, duygusuyla duyulan, hissedilen bir tren gibi tıpkı… Doğa da etkilenmeli, coşmalı onun gelişinden insanlar da, ‘şiir geliyor, yeni şiir geliyor, duyuyor musun?’ diye birbirine müjde vermeli insanla doğa.

Şiire yalnızca insanın ihtiyacı mı var sanıyorsunuz? Olur mu? Yeni bir şiir geldiği zaman, dünyanın daha güzel bir yer olacağını, hayvanların dünyada evleri gibi yaşayacağını ve elbette insanların da kâinattaki birlik içinde birbirlerine kardeşlikle yaklaşacağını, yakınlaşacağını, ne başkalarını, ne doğayı, ne hayvanları inciteceklerini… Bunlar olur mu yoksa bir düş olarak mı kalır bilmiyorum ama şiir böyle bir şey olsun istiyor insan. Şiire kâinattaki tüm varlıklar ihtiyaç duysun ve bir çiçek şiirle açsın, bir ağaç şiirle büyüsün, bir hayvan ninni gibi şiirle uyusun ve bir insan şiirle iyileşsin istiyor. Eh insan bu, istedikçe de daha çok istiyor. Ben de şiirden bunu istiyorum, daha çok şey istiyorum.

Yeni trene bineceğim, yeni şiirle sevineceğim, adı eski olan yeni bir şehre gideceğim, ‘ben geldim, yeni geldim’ diyeceğim, eski arkadaşlarımı, ama hep arkadaşım oldukları için yeni olan arkadaşlarımı çok özleyeceğim, belki onların en sevgililerinden olan Ahmet Erhan gibi, “Anne ben geldim, oğlun, hayırsızın…” diyeceğim, belki de demeyeceğim.