TRENDE YAŞAMAK

Gazetede gördüm. Şükürler olsun ki ben hala gazete okuyanlardanım. Hala gazete okuyanlar trene de binerler, belki de en çok trene binenler onlardır, en çok çay içenler, çayı artık çoooook zamandır şekersiz içenler… ‘Kategorize’ etmeyelim şimdi, öyle ya kahveyi sade içenler gibi orta ya da az şekerli içenlere de yakışır doğrusu tren yolculuğu.

Tren yolcusu olmak güzel elbette, peki ya hiç trende yaşamayı düşündünüz mü? Nasıl olurdu acaba?

Trende yaşayan öğrenci
Gazetede gördüm işte, oluyormuş. Genç bir kadın, Almanya’da, hem ev kirasından bıkmış hem de ev sahibiyle yaşadığı gerilimden. Artık bu fikir nereden geldiyse aklına, trende yaşamaya karar vermiş. Haberi okuduğumda 1 aydır yaşıyordu trende. Leonie Müller, önce ülkedeki tüm trenlerde konaklamaya izin veren 1 aylık bir bilet almış, sonra da ver elini…

‘Ver elini’ dedim ama onun derdi bir yere ulaşmak değil, tam tersine orada yaşamak. Böylece başlamış tren serüveni. Okul ödevlerini kompartımanda yapıyormuş, duşunu trende alıyormuş, akşam yemeğini de 190 km hızla giden aynı trende yiyormuş. Evinden çıktığından beri, daha önce hiç hissetmediği bir özgürlük duygusu yaşadığını da söylüyor Müller. Hem trende kendisini sahiden evindeymiş gibi hissediyor, hem böylece pek çok şehir görebiliyor, arkadaşlarını da daha sık ziyaret edebiliyormuş.

“İnsanların alışkanlıklarını ve normal olarak gördükleri şeyleri sorgulamalarını istiyorum. Her zaman sanılandan daha çok olanak var. Bir sonraki serüven bizi bir yerde bekliyor, tabii bulmak istiyorsanız.” diyor. Kendini bir tür sosyal deneye tabi tuttuğunu da belirten üniversiteli öğrenci, bu yaşama biçimini akademik çalışmasında da konu olarak işleyecekmiş.

Trendeyken giysilerinin ve gerekli eşyasının bulunduğu küçük bir sırt çantası taşıyor, giysilerini annesinin ve erkek arkadaşının evinde yıkıyor. Trende yaşamaya başladıktan sonra para biriktirmeye de başlamış. 23 yaşındaki öğrenci 1 yıl bu şekilde yaşamayı düşünüyormuş.

Transsibirya seferi
Ona hem iyi yolculuklar hem de iyi yaşamalar diyelim. Ömür boyu olur mu bilmiyorum ama zaman zaman trenlerde yaşamak iyi bir düşünce. Böylece trenle insanın doğal yakınlığı da kendiliğinden ortaya çıkmış oluyor. Herhalde uçaklarda yaşamayı düşünen yoktur. Otobüslerde de öyle. Belki bu konuda trene en yakın araç ya da ev diyelim, gemidir. Tabii kuşetli, yataklı trenler de var, Çin’den, Moğolistan çöllerinden Sibirya’nın soğuğuna ve neredeyse bilinmeyen şehirlerine kadar sızan Transsibirya Ekspresi’ni de unutmamak gerek. İnsana, ‘ah o gemide ben de olsaydım!’ duygusunun aynısını bu ekspres için de yaşatan bir güzergâhı var çünkü. Kim bilir belki bir gün Transsibirya seferine çıkmış bir seferi olarak öyle bir yazı da yazarım.

Göçmenleri görünce…
Ne yalan söylemeli, şimdi evi de yolu da ve ne yazık ki çoğu zaman mezarı da Akdeniz ve Ege Denizi olan göçmenleri gördükçe, duydukça, yola, yolculuğa, trene, vapura, uçağa dair yazılar yazmak da biraz lüks biraz da ağır geliyor. Can yeleği ve can simidini ellerinde oyuncak gibi sevinçle taşıyan küçücük çocukları görünce insanlığımdan ve yaşadığımdan utanıyorum.