TRENİN HALLERİ

Trenin beş hali de güzel. Trenin kendisi, duygusu, imgesi başlı başına başka bir hal zaten.

“Bir Behçet Necatigil klasiği olan…” diye başlayalım ve daha baştan bir klişeyle yola koyulalım. Klişenin güzelliği ara sıra kullanılmasındadır, bu onu sevimli de kılabilir. Hem de kimi zaman herkesin söylediğini söylemekte de komik, eğlenceli bir yan olabilir. Hiçbir şey olmasa insan kendisiyle dalga geçer! İşte bu şarttır, yoksa işler fenadır!

Sevgili ve kalender hocamız Necatigil, hocaların hocası olduğu için bize darılmaz, öğrenci halinden anlar, derse geç kalan öğrenciye kızmadığı gibi, yazıya geç giren öğrenciye de kızmaz. Behçet Hoca’nın pek çok klasik olmuş şiirinin başında da evlere dair yazdıkları gelir. O yazdığı için de evler şiir gibi gelir. Yazmasa dar gelirdi! “Evlerle Savaş” şiirini görmezden gelemeyiz ama şimdi “Evin Halleri” şiirine bakalım. Bakalım trenin halleriyle akrabalığı var mı evin hallerinin?

“Evin yalın hali/İster cüce, ister dev,/Camlarında perde yok,/Bomboş ev.” Trenin yalın hali yol hali, yolculuk hali. Bozkırda, boşlukta, adeta sonsuzlukta yol alıyormuş gibi koşar tren. Perdesi esen rüzgârdır.

Evin –i hali, sabah/Geciktiniz haydi,/Uykuların tatlandığı sularda/Bırakacaksınız evi.” Trenin –i halini en iyi kim bilir? Bir, yolcusu, iki, bekleyeni, üç deyip uzatmayalım, bunun yerine bir de diyelim, şairi bilir. Sabah duayla yola çıkılır gibi, tren de şiirle yola çıkar. Sabah, sisli bir anı gibi çıkıp gelen, sökün eden tren şiir değilse nedir? Şiirin –i hali de trenden başkası değildir.

“Evin –e hali, gün boyu/Ha gayret emektar deve!/Sırtınızda yılların yorgunluğu/Akşam erkenden eve.” Evin –e haliyle trenin –e hali aynı, galiba aynı yerde çalışıyorlar. Şiire bakılırsa ikisi de dünya diye bir yerde çalışıyor olmalı. Kuzum ne mene bir şeydir bu dünya dedikleri? Alınır mı satılır mı? Okunur mu yazılır mı? Geçilir mi kalınır mı? Şiir sorar, zira sivildir, lakin tren kamu görevlisidir, bilmezden gelmese de sormazdan gelir. Gelsin bakalım!

Evin –de hali, saadet/Isınmak ocaktaki alevde/Sönmüş yıldızlara karşı/Işıklar varsa evde.” Trenin –de hali de saadet. Trende: İşte saadetin tek kelimeyle tanımı… Benim için böyle olduğunu cümle âlem biliyor da, belki sizin için de öyledir, öyle olabilir. Bugünlerde kimi görsem Doğu Ekspresi ile Kars’a gidiyor. Sanırım saadeti trende bulanların şiiri de Kars’a gitmek. Tabii “Bir Cemal Süreya güzelliği olan” Kars şiiriyle. Lütfen okuyun, okutun, binip gidin.

“Evin –den hali, uzaksınız/Hatta içinde yaşarken/Aşkların, ölümlerin omzunda/Ayrılmak varken evden.” Trenin –den hali de uzaklık bildiren bir hal, tıpkı ev gibi. Bu demektir ki tren-den fazla uzak kalmamalı, tren-den inerken yeniden binmeyi düşlemeli, tren-den hep güzel anılarla, yeni tanışlarla ayrılmalı, tren-den dünyaya bakmalı, tren-den geçmişe dalmalı, geleceğe uzanmalı…

Trenin beş hali de güzel. Trenin kendisi, duygusu, imgesi başlı başına başka bir hal zaten… Bazen ev gibi, bazen sokak gibi, bazen yol gibi. Bazen de bahçe gibi. Ama hangi halinde olursa olsun ve biz bu hallerin hangisinde yolcu olursak olalım, kendimizi iki kere yolcu gibi hissederiz. Niye mi? Çünkü trende insanın içi ayrı gider, dışı ayrı gider. Trende hem başkalarıyla gideriz hem kendimizle, sanki bizden başka kimse yokmuş gibi. Trenin şiire en yakın olması biraz da bundandır. Tıpkı iyi şiirler gibi tren de çok anlam barındırır, birbirinden farklı anlamlar. Her okuyuşta ya da her yolculukta yepyeni güzellikler yakalamak, yepyeni anlamlara varmak. Şiire ve yolculuğa doyamamak…

Trene biraz da bu halleri yüzünden biniyoruz, en çok da trenin şiir halini seviyoruz.