TRENİN HARFLERİ

Herkes, her şey, yola alfabesiyle çıkar. İster elifba diyelim ister alfabe, o hepimizin kılavuzudur. Bazılarının alfabesi yazıyladır, bak şu A, şu da onun uykudaki hali işte, küçük a, bu mu, bu B, hayli gösterişli duruyor değil mi, küçük b ise sanırsın bir şehzade, C’ye gelince, o geceden düşmüş, aydan inmiş bir harf gibidir, küçük c ise, ayları kırpıp kırpıp yıldız yaparlar ya, onlardan biri… İyi de sen bana 29 harfi de saydıracaksın bu gidişle, hem büyüğünü hem küçüğünü! Ç diyoruz ona, çetin ceviz sayılır mı bilmem ama bir çete hali var. Anadolu’da köylerde yaman kadınlara, tuttuğunu koparan hatun kişilere ‘çete’ denildiğini çokça işittim, ne de olsa Cumhuriyet’in kurulması, Türkiye’nin bağımsızlığına kavuşması için ulusal kurtuluş mücadelesi vermiş kadınların soyundan geliyorlar, ‘çete’ de sayılırlar ‘kadın efe’ de. Küçük ç de herhalde o kadınların torunları filan olmalı…

Tren, alfabe derken D istasyonuna gelmişiz bile, burada inecekler var ama biz son harfe kadar gidelim, A garında bindik, Z garında inelim! Büyük D belki de trene seni ilk bindiren kişidir, büyük dededir, küçük d’ye gelince onun trenlerle daha çooooook yolculuk etmesi gerekir. E deyince hemen ‘efendim’ demek geliyor içimden, büyük ya, e deyince de biraz uzatmak, “eee bebeğim eee” diye ninni-şarkı arası bir şeyler mırıldanmak. Fakat sıra tam F harfine geldiğinde insan kendini biraz frenlemek gereksinimi duyuyor ve fındık fıstık kabilinden küçük bir şeyler atıştırmak istiyor. G’ye geldik, şöööyle kollarımızı açıp biraz gerinmek, sonra da vagonu boydan boya bir gidip gelmek sanırım sağlığımıza da iyi gelecek. Öyleyse büyük G ile gerinelim, küçük g ile yürüyelim.

“Yürüyelim arkadaşlar…” Fötr şapkası ve unutulmaz sözleriyle ünlü eski bir cumhurbaşkanımızın dediği gibi ‘yürümekle yollar aşınmaz!’ Yumuşak G’yi (Ğ) unutmayalım, nedense olmasa da olurmuş gibi davranıyoruz ona karşı, hiç olur mu, olmaz! Yumuşak G’siz bir alfabe, tatsız tuzsuz bir yemeğe benzer, lezzetsiz olur. Yazının lezzetini korumak istiyorsak onu ihmal etmeyelim, değil mi ufaklık ğ! Yoo, o benim ‘ufaklık’ dediğime bozulmaz, zira kendisini ne kadar sevdiğimi, koruyup kolladığımı bilir, aramızda küçük bir şaka bu! H dedim he, hem bizim trenlerde de ‘he’ diyen çoktur, küçük h’nin de üstüne yoktur! Lakin çeneyi uzun tuttuk, okuyanı uyuttuk, Z garına az kaldığını unuttuk, geldik ısrarla I’ya. Küçük ı, büyüğü kadar ısrarcı değil, yol verdi bize, iyi dedik İ’ye gelmişiz çok şükür, küçük i de halden anlar, bizi fazla tutmaz, J’ye yollar, oradan küçüğü derken alfabe de yolu yarılar!

K deyince biraz duracaksın, bitkilerden, çiçeklerden, ağaçlardan, hayvanlardan K ile başlayanları saymaya başlayacaksın, ne kadar çok olduğunu görüp şaşıracaksın, bir de küçük k var, onda da devam ediyor bu saymaca, şaşırıp da küçük dilini yutmayacaksın! L deyip geçme, insana en çok benzeyen harflerden biri, biraz yakından bak, eğil, incele istersen, küçüğünü de unutma! Melek gibi bir harf şu M… Mazlum, mağdur, mahzun, merhamet, mavi… Mağrur da var ama onu küçük m ile yazalım bari fazla mağrur olmasın diye! Ne demişler, “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var!”

İşte dünya güzeli N, benim en sevdiğim harf, Nar onunla başlıyor çünkü ve hiç bitmiyor. Küçüğü,  büyüğü nar tanesi bir harf N. O işte, hep parmakla gösterilen, kalp çarpıntılarına neden olan O, küçüğü de var, daha çok oyun yapmak, tekerleme uydurmak için, “ooooo karamela sepeti” demek için. Ö’ye de kocaman bir öpücük yollayalım ve burada biraz uykuya dalalım. Yolun da alfabenin de üçte ikisi bitti, kalanını da baharda tamamlayalım!