TÜRK FUTBOLUNUN EN RENKLİ İSMİ: YILMAZ VURAL

TÜRK FUTBOLUNUN EN RENKLİ İSMİ: YILMAZ VURAL

Türk futbolunun efsane isimlerinden Yılmaz Vural, tüm Türk halkına kendisini sevdirmiş, kendisine has özellikleri olan biri… Vural’la hayatı ve Türk futbolu üzerine konuştuk…

Çocukluk günlerinizden başlasak, çocukluğunuz top oynamakla mı geçerdi?
Sabah bir çıkardık evden akşama kadar oyun peşinde olurduk. Yakan top, çelik çomak… Futbolu erken yaşta öğrendim. Halamın oğlu futbolcuydu, bir de koyu Fenerbahçeli. Fener gol atsa evin birinci katından atlardı. O kadar çok heyecanlıydı yani. Mahalle takımı kurmuştu, orada oynardık. Kur’an kursuna giderdim. Sabah ezanlarını okurdum, birçok da hayranım vardı. Futbolu öğrenince Kur’an kursundan kaçmıştım.

Nasıl bir aileniz vardı?
Adapazarı’nın göbeğinde otururduk. Bahçeli bir evimiz vardı. Orası olduğu gibi bizimdi sonra sata sata bir ev kaldı. Dedem aileden sorumluydu, oteli vardı, o destek olurdu eve. Babaanneli, dedeli bir evde büyüdük. İkisi de enteresandı. O zamanlar uzun saç modası başlamıştı. Aileler ‘saçlarını kes, kadın mısın?’ derdi. Babaannem çok hoşgörülü bir ihtiyardı, saçımı uzatmama ses etmezdi. Annemle sürtüşsek, babaannem arayı bulurdu. Sevgi dolu büyüdük.

Babaannenize ‘Kurşuncu Bahriye’ derlermiş…
Adapazarı’nda tıbbın çözemediğini o çözerdi. Kabakulak keserdi, sarımsaklar sürerdi, bir şeyler yapardı. Enteresan bir kadındı. Öldüğünde doksan yaşındaydı. Bizim ailede doksanın altında ölene, ‘vah vah ne genç gitti’ derler. Halam yüz beş yaşında öldü. Babam da doksan üç yaşında, Allah ömür versin, taş gibidir.

Anne ve babanızla ilişkiniz nasıldı?
Annem ilkokul mezunuydu ama sonradan çok geliştirdi kendini. Okumayı severdi. Okuyalım diye çok uğraşırdı. Biz de haylazız, tembeliz tabii. Annem elinde cetveli, ‘vay bunu niye yaptın?’ der, çat vurur, ‘vay şunu niye yapmadın?’ der çat vurur. Allah rahmet eylesin, evin erkeği gibiydi. Babam daha yumuşaktı. Babamın çok az da olsa el sürdüğünü hatırlamam. Kendi halinde, geri plandaydı. Annem çekip çevirirdi işleri. Başarılıydı. Sevgi doluydu ama biz uyanıkken sevgisini belli etmez, biz uykudayken sarılır, öperdi. Çok varlıklı değildik ama gülen bir çocukluğum vardı.

Zenginlere özenir miydiniz?
Özenmezdik. Çok zengin bir komşumuz vardı; Hacı Ömer Bey. Kocaman, şato gibi bir evde yaşarlardı. Biz lastik ayakkabı giyiyorsak çocukları da aynı ayakkabıdan giyerdi. İnanılmaz kültürleri, değerleri vardı. Bizi ezmezlerdi. Evlerinde ne pişerse bütün mahalleye dağıtırlardı. Zenginliği sindirmiş, burunları havada olmayan medeni yapısı vardı.

Mahalle aşkınız var mıydı?
Platonik aşklar yaşardık. Eskiden o kadar kolay mı gidip bir kadının eline dokunmak. Mahalleli olma duygusu vardı, ‘bizim mahallenin kızı’ dediğimiz kardeşimiz gibi olurdu.

Yan mahalleden sevgili olur muydu peki?
Yan mahalleden olurdu tabii. Bildiğin mahalle çeteleri vardı. ‘Vay bizim kızı aldın, vay kızımıza yan baktın’ diye kavga ederdik. Mahalle baskısı işte o zamanlar vardı. Mahalleli büyük ağabeylerimiz, ‘oğlum, git şuradan sakız al’ dedi mi emir eriymiş gibi davranırdık. Vallahi çok güzel günlerdi. İnsanlar içten ve yardımseverdi. Kapılar açıktı, hırsız girmezdi. Akraba ilişkileri canlıydı. Sıkıntın oldu mu, el atarlardı. Şimdi kardeş kardeşe geçinemiyor.

Aile olmayı seviyor musunuz?
Tabii canım. Üç tane oğlum var. Mümkün olsa da daha çok çocuğum olsa.

Çocuğunuzu okuldan siz mi karşılıyorsunuz?
Evet, annesi okulda oluyor çünkü. Eşim Okan Üniversitesi’nde Gastronomi ve Spor Yöneticiliği okuyor. Bizim hanım on yedi sene, ‘okula gitmek istiyorum’ dedi, ‘iyi, git’ dedim. ‘Nasılsa sınavı kazanamaz’ diye düşündüm. İstediği yeri kazanmaz mı bir de.

Hep böyle esprili, güler yüzlü müsünüz? Hiç sinirlenmez misiniz?
Şimdi beraberken niye sinirleneyim ki? Sinirlenecek bir durum yok. Yeri gelirse ben de sinirlenirim. Yaşam o kadar ciddi değil ki. Güleceksin, bakacaksın keyfine.

Bir sürü engeli aşıp Almanya’da eğitim aldığınızı biliyoruz. Bunları hep tek başınıza mı yaptınız?
Babam fabrikada işçiydi. Biraz da ressamlığı vardı. Traktörlerin üzerine yazılar yazar, ürünleri çizer, tasarlardı. Ailemin ekonomik durumu çok iyi değildi ama Allah’a şükür garibanlık yaşatmadılar. Öyle Avrupalarda okutacak durumları da yoktu. Gittim, çalıştım. Diskolarda fedailik yaptım, barlarda, fabrikalarda çalıştım, temizlik yaptım. Gazete sattım derken o paralarla okudum.

Bir röportajınızda, “Almanya’da olmadık işler de yaptım.” demişsiniz. Neydi o işler?
O konuyu pek açamam, anlatamam. (Kahkahalar)

Bu sırrı öğrenemeyecek miyiz şimdi. Belki hayatınızı yazdığınızda öğreniriz…
İşte o olur. Kitapta delikanlı gibi anlatırız.

KENDİMİ BİLDİM BİLELİ TRENE BİNERİM
Trenle yolculuk yaptınız mı?
Bana mı soruyorsunuz? Kendimi bildim bileli treni kullanırım. Ankara’da okurken her yere trenle seyahat ederdim. Adapazarı’nda annemin köyüne trenle giderdik. Birkaç istasyon ötede sayfiye yeri olurdu, oraya da yine trenle giderdik. Trenle seyahat etmenin keyfi bambaşkadır. Almanya’da okudum. Avrupa’da trenle çok seyahat edildiği için orada da çok kullandım. Japonya’da da hızlı trene bindim. Saatte 300 kilometre hız yapıyordu. Ülkemizde de demiryolu ağı genişliyor ki bunun ülkemizin ekonomisine de faydası var.

Trenle yolculuk yapmak size neler hissettirir?
Beni alır geçmişe götürür, trenin bir nostaljisi vardır. Çocukluğum, gençliğim gelir gözümün önüne. Üstelik benim için rahat bir yolculuk imkânı sunar. Hem kitabımı okurum hem müzik dinlerim. Canım sıkılırsa koridorda yürürüm. Bir kere trende hareket etme şansınız var. Sıkıldığınızda yemekli vagona gider, etrafı seyrederek yemeğinizi yersiniz. Sanki hareket halinde yolculuk yapıyor gibisinizdir. Uçakta ya da arabada sınırlısınız, hareket imkânınız yok. Şahsen herkese tren yolculuğunu tavsiye ederim. Demiryolu ağının olduğu her yere trenle gitmek keyiflidir benim için.

Rüyamda Real Madrid’i görüyorum
“Genç bir çocuk ‘Hocam, ben de futbolcu olabilir miyim?’ dedi. 25 yaşında olduğunu öğrenince ‘süreni geçirmişsin’ dedim. Çocuk da ‘ama rüyamda çok iyi oynuyorum’ demez mi? ‘Ben de kendimi Real Madrid’in antrenörü olarak görüyorum, rüyalar gerçek olmaz, sen okumana devam et’ dedim.”

Oğluna tavsiyesi
“Oğluma tavsiyem onu huzursuz edecek her şeyden uzak durması olur. Kafasında şeytanlar, tilkiler olmasın. Yanındakileri hırpalamasın. Her şeyin ölçüsünü bilsin. Canının istediği yere gidebilecek kadar parası olsun.

Öbür tarafa parayla gidilmiyor
“Parayla gidilmiyor öbür tarafa. Hiçbir şey bize ait değil ki. O yüzden paraya, mala tapmanın, ihtiras yapmanın anlamı yok. Hayatın şifresini çözmek çok önemli, çözdüğün zaman bir yaşam felsefen oluşuyor.”

Seven de var sevmeyen de
“Camiada seven de olur, sevmeyen de. Bana göre en önemli jüri halk. O jürinin olumlu not verdiğini biliyorum. Halk jürisinden geçtim ki bu da çok önemli. Hakkâri’den, Edirne’ye nereye gitsem herkes sevgi gösteriyor.”

Meslekte devrimci
“Mesleğimde devrimci bir yapı sergiliyorum. Belki de iş bulamamanın nedenlerinden biri de bu. Belki öldükten sonra belki yüzyıllar sonra  ‘böyle de biri vardı, bunları söylemişti’ denecektir.”