TÜRK SİNEMASININ EFSANE İSMİ: FİLİZ AKIN

TÜRK SİNEMASININ EFSANE İSMİ: FİLİZ AKIN

Yıllarca film setlerine emek veren Yeşilçam’ın ‘Avrupai yüzlü’ oyuncusu Filiz Akın, şimdi eline geçen her fırsatı farklı ülkeleri ziyaret ederek değerlendiriyor. Gittiği her ülkenin kültürünü tanımaktan ve yeni lezzetlerini keşfetmekten keyif alan güzel oyuncuyla bir araya geldik ve yeni seyahat planlarını, projelerini konuştuk. Elbette çocukluğundan, gençlik döneminden ve evlilik hayatından da söz ettik.

Bu aralar neler yapıyorsunuz, yeni kitap projeniz var mı?
Seyahat etmeyi çok seviyorum. O yüzden özellikle farklı yerlere gidip gönlümce geziyorum. Dünya mutfaklarını araştırıyorum. Biliyorsunuz, en son ‘Lezzete Merhaba’ isimli yemek kitabım çıkmıştı. Dolayısıyla kitap projem hiç bitmiyor. Bir sinema filmim de olacak ama şimdi anlatıp da büyüsünü bozmak istemiyorum.

Aslında sonradan iyi yemek yapmayı öğrenmişsiniz…
Paris’te olduğum dönem iş başa düştü. Yoksa mutfakla arası pek iyi olan biri değildim. İş başa düşünce ister istemez öğreniyorsunuz.

Bir gezi yazınızda “Neden daha önce Maldivler’e gelmedim?” diye yazmıştınız. Orada ilginizi çeken ne olmuştu?
Merak ettiğim ve bugüne kadar görmediğim ülkelere gitmeyi seviyorum. Dünyayı dolaşmak benim için çok önemli. Oradaki insanları tanımak, farklı kültürlere bakmak çok heyecan verici. Maldivler’de de farklı insanlar tanıdım ve farklı bir doğa gördüm. Orada mavinin verdiği huzuru derinden hissettim. Tam bir cennet gibiydi.

“HER FIRSATTA SEYAHATE ÇIKARIM”
Başka bir ülkede kendinizi nasıl hissedersiniz?
Kendimi asla bir yabancı gibi hissetmem. Aksine o ülkenin geleneklerini ve kültürünü tanımaya, onları anlamaya çalışırım. Ülkeye özgü yemekleri tatmak da benim için ayrı bir zevk. Beğendiğim ve farklı gelen tatları mutlaka bir kenara not ederim. O ülkenin doğasını keşfetmek, müzelerini ve sergilerini gezmek isterim. Bulduğum her fırsatta seyahate çıkıyorum. Gitmeden önce mutlaka araştırma yaparım ama genelde gezerek tanımaya çalışırım.

Önümüzdeki günlerde yeni bir seyahat planınız var mı? Ülkemde de gitmek istediğim yerler var elbette. Mesela neolitik çağdan bile eski olduğu ortaya çıkan ilk tapınak Göbeklitepe kazısını görmek isterdim. Urfa en çok ziyaret etmeyi istediğim yerlerden biri. Yeme kültürüyle ilgilenen biri olarak da Antakya ve Gaziantep’teki ‘İmam Çağdaş’ lokantasını da merak ediyorum.

“ŞÖHRET SİZİ MUTLU BİRİ YAPMAZ”
Bugünden geçmişe baktığınızda nasıl günler kalmış geride?
Dolu dolu yaşadığım bazen üzülüp bazen sevindiğim ama hep güzel hatırladığım günler görüyorum. Ancak o günleri düşününce oğlumla çok fazla ilgilenemediğim aklıma geliyor. İşim gereği setlerde oluyordum dolayısıyla çocuğumla yeterince vakit geçiremedim. Onunla daha dolu dolu günler geçirmek isterdim.

Oğlunuza yeterince vakit ayıramadığınız için size kızgın mıdır?
Bu durum aramızda hiç sorun yaratmadı. Anne, oğul gayet iyi anlaşırız. Her çocuk gibi onun da yaramazlıkları olmuştur. İkimiz de birbirimize düşkünüz.

Filiz Hanım, şöhretli olmak sizin için ne ifade ediyor?
Manevi yönü ağır basıyor elbette. Şöhretli olmak değil de, toplum tarafından sevilmek beni daha çok mutlu ediyor. Kimilerine göre oyuncu olmak daha iyi bir hayatın, para kazanmanın ve lüks bir yaşam sürmenin garantisi gibi gelebilir. Şan, şöhret belli bir standardı garanti eder ama sizi mutlu biri yapmaz.

Peki, sizi neler mutlu eder?
Yakın arkadaşlarımla bir arada olup sohbet etmek, film seyretmek, kitap okumak, resim yapmak bunların hepsi beni mutlu etmeye yeter.

Yeni dönem Türk sinemasını nasıl buluyorsunuz? Size göre neler değişti?
Güzel projeler yapılıyor ama bizim dönemimiz de güzeldi. Galiba şimdi o kadar kolay değil artık. Çünkü sektör büyüdü, daha fazla oyuncu var bu rekabeti daha da arttırdı. Biz kendi dönemimizde farklı bir şöhret yaşadık. Televizyon olmadığı için halk bizi ulaşılmaz olarak görüyordu. Televizyonla bu büyü bozuldu. Hele internetten sonra ulaşılmaz diye bir şey kalmadı. Biz ilah muamelesi gördük. Artık böyle bir şey yaşanması çok zor.

Takip ettiğiniz diziler var mı?
Takip ettiğim özel bir dizi yok. Tek tek isim vermeyeyim ama yeni oyuncuları beğeniyorum ve gayet yetenekli buluyorum.  Elimden geldiğince, vakit oldukça bazı dizileri izliyorum.

Elinizde sihirli bir değnek olsa ve bugün oyunculuğa başlasaydınız nasıl olurdu?
Bana sık sık, ‘dünyaya tekrar gelseniz, yine oyunculuk yapar mıydınız?’diye soruyorlar. Ama benim hiç aklım kalmadı. Bugüne kadar birçok film yaptım. Öğretmenden şarkıcıya, prensesten dilenciye kadar her çeşit karakteri canlandırınca zaten doyum yaşıyorsunuz.

“SIKINTIMI KENDİM HALLEDERİM”
Mutsuzluğunuzu kiminle paylaşmayı tercih edersiniz?
Genelde bir sorunum, bir sıkıntım olduğunda kendim halletmeye çalışırım. Tek başıma halledemezsem eşimle paylaşırım. Gerektiğinde ben de eşime destek olurum. Birlikte olduğum kişinin mutlu olması beni de mutlu eder. Dolayısıyla onun mutlu olması için güzel sözler söylerim. Onunla ilgili duygularımı dile getiririm. Evlilik ilişkinizde kullandığınız üslup çok önemli. Karşınızdakinin kalbini kırmamaya dikkat etmelisiniz.

Evliliğinizden memnunsunuz o zaman…
Memnunum. Baştan nasıl bir evlilik hayatınızın olacağını tahmin etmeniz zor. Arkadaşlık ettiğiniz dönemde karşılıklı kur yapılır ama evlenince bunlar kalmaz. Bir de evlenmeden önce karşımızdaki kişinin iyi huylarını görürüz hep. Bu önemli kararı vermeden önce iyi düşünmek lazım. Benim karşıma hep iyi insanlar çıktı. Evlilik bir yerde kısmet ve şans işi. Sönmez’le de evliliğimiz arkadaşlarımız sayesinde olmuştu, görücü usulüyle evlendik.

Çocukluğunuzu düşündüğünüzde nasıl günler aklınıza geliyor?
Güzel günlerdi. Mutlu bir çocukluk geçirdim. Yaramazdım da. Bir kız çocuğundan beklenmeyecek davranışlar sergiler ağaçlara çıkardım. Benim de geleceğe dair planlarım olurdu ama bunlar her çocuk gibi sürekli değişebilen planlardı. Annem daha çok sanatla ilgiliydi ve o beni oyuncu olmam için yönlendirmişti. Çok da düşkündü bana. Sevgisini fazlasıyla verdi. Şimdi düşünüyorum da galiba onun da içinde oyunculuk sevdası vardı. Kendi gerçekleştiremediği bu isteği benimle birlikte yaşamış oldu.

“OKUL HAYATIM EĞLENCELİYDİ”
Okul yıllarınız nasıl geçti?
Okul hayatım da eğlenceliydi. Taklitler yapar, arkadaşlarımı güldürür, eğlendirirdim. Arkadaşlarımın içinde güzellik olarak dikkat çekmezdim. Arkadaşlarıma göre daha sıradandım. Zaten erkek çocuklarıyla yarışırdım.

O dönemlerde erkek arkadaşlar, flörtler olur muydu?
Şimdiki gençler gibi değildik. Tabii ki bizim de arkadaşlarımız olurdu ama bizler o kadar rahat değildik bu konuda. Bakıyorum da şimdi genç kızlar erkeklerin peşinde. Gençlik dönemimizi düşünce bizim daha romantik arkadaşlıklarımız vardı. Sevdiğini görebilmek için soğukta beklemeler, evin önünden geçmeler…

Hastalık süreci…
Geçirdiğiniz rahatsızlık hayatınızda birtakım değişikliklere neden oldu mu?
Hiçbir zaman mesleğim ya da para kazanmak ilk hedefim değildi. Hayatta en değerli olanın sevgi olduğunu anladım. Elimizdekileri göremediğimiz fark ettim. Artık daha sakin biriyim. Eskisi gibi daha telaşlı değilim. Hayata Mevlana felsefesine yakın bir bakış açısıyla bakıyorum. Olgunlaştım. Artık bir yaprağın üzerindeki çiğ tanesini bile fark edebiliyorum.

Aklınıza ölüm fikri gelmiş miydi?
Doktorum sayesinde bu düşünceyi hiç aklıma getirmedim. Çünkü o bana bu hastalıktan ölen olmadığını söylemişti. Kanser adı telaffuz edilince hemen ölümü düşünüyoruz. Bir de yakın bir arkadaşımı kanserden kaybetmiştim. Dolayısıyla neler yaşanabileceğini, o süreci biliyordum. Başkaları da hasta oluyor, ‘benim ne farkım var?’ diye düşündüm. ‘Neden benim başıma geldi?’ dememiştim. Tabii ilk duyduğunuzda çok üzülüyorsunuz. Bu dünyadaki misafirliğiniz bitiyor diye hüznün ötesinde kaygı duyuyorsunuz. Kendinize acıyor ve kendinizin yasını tutuyorsunuz.