TÜRK SİNEMASININ ROMANTİK JÖNÜ: EDİZ HUN

TÜRK SİNEMASININ ROMANTİK JÖNÜ: EDİZ HUN

Her dönemin delikanlısı Ediz Hun bu tanımlamayı sonuna kadar hak ediyor. İlerleyen yaşına rağmen hem fiziği hem de düşünceleriyle gençlere taş çıkaran usta oyuncu, “Bizde, ‘benden sonra tufan’ ya da ‘yaş yetmiş iş bitmiş’ gibi çok yanlış özdeyişler var. Hâlbuki öyle insanlar var ki 80-90 yaşına gelmiş, hayranlıkla izliyorsunuz. Türkiye’de senaryolar, gençlere endekslenmiş durumda. Haliyle de her zaman iyi bir rol çıkmıyor.” diyor.

İşte Ediz Hun’la yaptığımız keyifli söyleşimiz…

Şimdi üniversitelerde oyunculuk üzerine dersler veriyorsunuz. İlk film teklifi gelince ‘eyvah ne yapacağım?’ diyen o genç Ediz Hun bugünlere geleceğini hayal eder miydi?
Ne ilginç değil mi? Herkesin hayatı roman gibi seyreder. Benim de hayatımda değişik sürprizler vardır. 63 yılıydı, 22 yaşındaydım sinemaya girdiğimde. ‘Ses’ mecmuasının düzenlediği yarışmada seçilmiştim. Cüneyt de (Arkın) artist mecmuasından seçilmişti. Tesadüfler hayatta yönlendirici oluyor. O rastlantılar nedeniyle ben de bugünlere geldim. Hep başrollerde oynadım. Şimdi gençlerin hayatı canlandırıldığı için orta ve ileri yaştaki insanların da hayatlarının ilginç olabileceği, aşk yaşayabilecekleri düşünülmüyor. Hâlbuki insan yaşadığı müddetçe duygularıyla hareket eder. Bu duyguların içinde sevgi de vardır aşk da… Yaşı ileri de olsa aşkı yaşamak ister.

Öyleyse aşk yaşa başa bakmıyor diyebiliriz. Değil mi?
Niye olmasın pek tabii olabilir. Fonksiyonları devam eden bir insanın bütün duyguları yaşaması kadar doğal bir şey olamaz. Türkiye’de bırakın 70 yaşı, 50 yaşa gelmiş insanları anne-baba gözüyle görüyorlar. Bir de bizde çok yanlış özdeyişler var mesela, bunları hiç tutmam. Mesela, ‘benden sonra tufan’, ne demek bu? ‘Bana ne, beni ne ilgilendiriyor ki?’ demek egoistçe bir davranış ve çok yanlış. Veyahut ‘yaş yetmiş iş bitmiş’. Öyle insanlar var ki 80-90 yaşına gelmiş, hayranlıkla izliyorsunuz. Dolayısıyla Türkiye’deki senaryolar, gençlere endekslenmiş durumda. Haliyle de her zaman iyi bir rol çıkmıyor.

Şimdi gençlerle bir projedesiniz. Gençlerle çalışmak nasıl?
Sibel Hanım ben peşin hükümlüyümdür. Herhalde çok kötü oynayan oyunculara rastladım. ‘Bu iş bitmiş’ deyip peşin hükümlü oldum o zamanlar. Bu teklif gelince, ‘acaba bu çocuklar nasıl, hakikaten başarılılar mı?’ dedim. Fakat bir başladık çalışmaya hepsi müthiş. Şaşırdım kaldım. Bu çocuklar 25-30 yaşında ya var ya yoklar. Daha da küçükleri var, müthişler; ezberleri gayet kuvvetli. Bu çocukları çok sevdim, çok efendiler. Kendi kendime, ‘Ediz çok yanlış düşünmüşsün’ dedim ve kendimden özür diledim hatalı hareket ettiğim için.

Sizin çocuklarınız oyuncu olmak istemedi mi hiç?
Kızım sinema televizyon mezunu. Onunla bir dizide çalıştık. Kızımı oynuyordu. Cici bir kızdır. Oğlum da Ajda’yla (Pekkan) bir film çekmişti yıllar önce. Ben de o dönem milletvekiliydim. Oğlum da çok hoş bir çocuktur.

Nasıl bir babaydınız peki? Kız erkek ayrımı yapar mıydınız?
Hiçbir zaman ayrım yapmadım. Kim hatalıysa kim şımarıklık yapıyorsa ona, ‘sen hatalısın, haddini bil’ dedim. Serbest bıraktım. Arkadaş gibi davrandım. Hatta oğluma, ‘bak, ne güzel kız, değil mi?’ diye espri yapıyorum. Kızla da çok şakalaşırım.

Peki, bir sürü ünlü isimle aynı sahneyi paylaştınız, rol gereği sevgili oldunuz. Eşiniz sizi kıskandı mı?  
Kıskanç hanım zordur. Genç kızlara bir tavsiyede bulunmak isterim. Bir erkek de bir kız da beğendiği birine bakabilir ama bu bakış kötü niyetli bir bakış olmamalı tabii. Gözdür bu bakar. Belki hayranlıktır belki sevecen belki beğenen bir bakıştır. Bunun üzerinde durmayıp, ‘niye ona baktın, kaçta geldin, niye bu kadar geciktin?’ dememek lazım. Serbest bırakacaksınız insanları. Evlilik karşılıklı sorumluluk demekle birlikte biraz da özgürlük demektir.

Ama biraz da erkeklere tavsiye verin…
Erkekler de saygılı olacak. Hanımlar incinirse, gurur kırıcı davranışlara maruz kalırsa sonuç kötü olabilir. Evlilik dediğiniz özel bir hayat. Bu çok özel bir yakınlaşma demek. Evlilikte yüz göz olmayacak, karşınızdakine saygı duyacaksınız. Her şeyden önce kadınları el üstünde tutmak, incitmemek lazım…

Tanışmanız ilginç olmuş. Kısmetiniz ayağınıza gelmiş değil mi?
Bir gün kapı çaldı. Bir baktım çıtı pıtı üç hanım. Türk Hava Yolları’nın 70. yıl balosu varmış. Davetiye getirmişler. Buyur ettim. Çay, kahve ikram ettim. Sohbet ettik. Teşekkür edip, vaktim olursa geleceğimi söyledim. O günden sonra görüşmedik. Birkaç ay sonra Berna’yı aradım. Buluştuk. Baktım, cici, masum, temiz pak, yumuşak başlı… Erkekler de yumuşak başlı kızlardan, şefkatten hoşlanır ya. Velhasıl o şekilde başladı, bir vesile oluyor sonuçta.

ÇOK ŞAKACIYIMDIR
Bir söyleşinizde ‘terbiyeli haylazdım’ dediğinizi okumuştum. Ne demek bu?
Lisede yaramazlık yapardım. Gençlikte umumiyetle bu tip davranışlar oluyor. Egonun geliştiği, dünyaya açılan pencerede neyin ne olduğunu öğrenme yaşları tabii. Bir edebiyat hocamız vardı; Melahat Hanım. Şu an çok ayıplıyorum kendimi aslında. ‘Nasıl bir muziplik yapsam’ diye düşünürken aklıma geldi. Kadıncağızın ertesi gün dersi var mesela Karaköy’e gidip pavurya alırdım. Dersten önce canlı pavuryayı yere bırakırdım. O tabii kadıncağızın ayağına doğru yürümeye başlardı. Hoca bir anda yerinde sıçrardı. ‘Kim yaptı?’ diye sorunca da, ‘ben yaptım, affedin beni hocam’ deyip sarılır öperdim. O da, ‘hem yapıyorsun hem özür diliyorsun’ derdi. İşte böyle muzipliklerim vardı ama terbiyesiz, saygısız, küfürbaz değildim.

Bunun gibi başka anınız var mı?
Muzip bir adamımdır, şakacıyımdır. Devamlı bir şeyler yaparım. Maskelerim vardır mesela kapı çalınınca onları takıp da karşılarım geleni. Beni maskeyle gören irkilir, bir de sesimi değiştirip ‘kimi arıyorsunuz?’ derim. Yılbaşında bir yere gittiğimizde de yaparım. Eşim de esprilerime çok güler. Bu herhalde hayat dolu bir insan olduğumu gösteriyor.

KÖTÜLÜĞÜ DE İYİLİĞİ DE UNUTMAM
Kendinizi anlatın desem ne söylersiniz?
Hiçbir zaman şımarık biri olmadım üstelik tek çocuk olmama rağmen. Çünkü tek çocuk için, ‘egosu şişik olur’ derler. Ancak ben tam tersi haddini bilen biri oldum hep. Benim için insanlık önemlidir. Irk, din, dil fark etmez kim olursa sırtımda taşırım. İnsan olmayana da elimden geldiğince haddini bildirmek isterim. Çok şükür memnunum karakterimden, Akrep burcuyum. Gecenin üçünde biri arayıp da, ‘Ediz Bey size ihtiyacım var, rahatsızım’ dese koşa koşa giderim. Kötülüğü de iyiliği de unutmam.

Akrepler için ‘kinci’ olur derler
Bakın bazı konularda asla taviz vermem; vefasızlık, nankörlük ve saygısızlık… Beni sevmek zorunda değildir ama saygı göstermek mecburiyetindedir. Aynı şekilde ben de.

Bu hayat size ne öğretti diye sorsam… 
Yaşamın amacının sevgi olduğunu öğrendim. İnsanlara iyi muamele etmenin, tatlı davranışlar sergilemenin hem karşınızdakini hem de sizi mutlu edeceğini öğrendim. Ayrıca hayatın çok derin bir anlamı olduğunu da öğrendim.