UZUN BİR YOLCULUĞA DAVET

UZUN BİR YOLCULUĞA DAVET

İhsan Fazlıoğlu’nun yeni baskısı 2015’te Papersense Yayınları tarafından yapılan ‘Fuzuli Ne Demek İstedi?’ isimli kitabı bir edebiyat incelemesi değil felsefe-bilim çalışmasıdır. Kitap 2009’da Bilim ve Sanat Vakfı’nda gerçekleştirilen, değişik zaman ve yerlerde tekrar edilen “Işk imiş her ne var Âlem’de/ İlm bir kîl ü kâl imiş ancak: Fuzulî ne demek istedi?” başlıklı seminerde İhsan Fazlıoğlu’nun sunduğu tebliğidir. Tebliğ, kitap olarak yayımlanmadan önce yeniden gözden geçirilir ve gerekli görülen yerlerde açıklayıcı bilgiler eklenir.

İhsan Fazlıoğlu “ışk”, “Âlem”, “ilm” ve “kîl ü kâl” kavramlarının ne manaya geldiğini, ortaya çıktığı veya etkin olduğu dönemlerde nasıl anlaşıldığını, hangi anlam dünyasına ait olduğunu, günümüzde nasıl anlamamız gerektiğini nazarî (meşşaî-kelamî), keşfî (irfanî-işrakî) ve sûfî gibi üç değişik bakış açısına göre açıklar. Bunlar aslında Selçuklu ve Osmanlı döneminde zirveye ulaşan düşünce tarihimizin üç ayrı bilgi edinme ve düşünme yöntemidir. Farabî, İbn Sina, İbn Heysem nazarî; Kutbuddin Şirâzî, Şehrezûrî Keşfî; İbn Arabî, Celâleddin Rûmî, Davût Kayserî, Ahmed Avni Konuk ise sûfî bakış açılarının filozof, arif, mütefekkir ve erenleridir. Kitapta daha çok ismin daha çok eseri anılır ve onlardan istifade edilir, biz sadece birkaç tanesini örnek olarak söyledik. Fuzuli’yi belirtmedik, çünkü Fuzulî ilimsiz şiirin bir işe yaramayacağını, boş bir uğraş olacağını belirterek, hayatının belli dönemlerinde kendini ilim öğrenmeye adar. Ve bu üç bakış açısından da haberdardır, üçünden de faydalanır. Onun hangi ekole dâhil olduğunu tartışmak ayrı bir konudur. Çünkü bir eseriyle nazarî, diğer bir eseriyle işrakî veya sûfî bakış açılarının güzel örneklerini verir. Üçünü birlikte kullandığı da olur.

İhsan Fazlıoğlu bu şekilde düşünce geleneğimizin içine sağlam adımlarla giriş yapar. Onun “altın vuruş” yaptığı yerler, uzun araştırmalardan, bir sürü isim ve eserle uğraştıktan, bir sürü kavramla yoldaşlık ettikten sonra ulaştığı sonuçlardır. Fazlıoğlu’nun peşinde olduğu şey iyi, doğru ve güzelin birlikteliğidir. Hakikatin bu birliktelikten doğacağını söyler. Şimdi, geçmiş ve geleceğin doğru bir şekilde yorumlanması da iyi ve güzelin devre dışı bırakılmamasına bağlıdır.

Fazlıoğlu geçmiş döneme ait düşünceler içinde yolunu kaybetmez. Yolunu kaybetmekten kastımız, günümüze dair bir şey söylememektir. Oysa onun geçmişin uçsuz bucaksız sularına dalmasındaki gaye bugündür, şimdidir. Kitabın günümüz okuyucusunu yakalayacağı, onda altın vuruş etkisi yapacağı noktaları da burasıdır zaten. Bugüne dair yapacağımız yorumlar, anlamlandırma faaliyeti, geçmişe dönük yapacağımız yorum ve anlamlandırma çalışmalarıyla paraleldir.

Örneğin Fazlıoğlu’na göre,“…müslüman sözcüğünün en iyi-doğru-güzel çevirisi kendiyle barışık, kısaca barışıktır.”, “…mümin sözcüğünün en iyi-doğru-güzel çevirisi, kanımızca, kendinden emîn kişidir; kısaca emîndir.” Nasıl yani? ‘Fuzuli Ne Demek İstedi?’ye bu ve buna benzer daha yüzlerce düşünce ve tespitin nasılını, niçinini, gerekçe ve sonuçlarını öğrenmek ve düşünmek için başvurulabilir. Kitap Fazlıoğlu’nun rehberliğinde yapılacak uzun bir felsefe-bilim yolculuğuna davettir.