…VE KUKLA CANA GELİR!

Önce bir hayal kurulur. Sonra bir kâğıdın üzerine çizimler yapılır. Bu çizimler ıhlamur ağacının üzerine aktarılır ve kesilir. Ağaç yontulur, oyulur, zımparalanır, parçalar birbirine monte edilir, boyanır, giydirilir… Ve kukla cana gelir! Hatta öyle ki bu işin sanatçılarının ipleri artık onların elindedir.

Çağrı Yılmaz da tıpkı bu şekilde iplerini uzun zaman önce kuklalara teslim etmiş bir sanatçı. ODTÜ’de felsefe okuduğu sırada Türkiye’de kukla sanatı konusunda eğitim veren bir üniversite olmadığını öğrenip Prag’da kukla tasarımı ve oynatımı üzerine eğitim almış. Orada tanıştığı insanlara, “Kukla sanatçısıyım.” dediğinde gördüğü saygının yerini Türkiye’de, “Şimdi tam olarak ne iş yapıyorsunuz siz?” sorusunun aldığını söylüyor. Yine de bundan şikâyetçi değil, kuklalarıyla ayakta kalıyor.

Bahsettiğimiz kuklalar bir iki defa denk gelip izlediğimiz Hacivat-Karagöz ya da sadece elleri kolları sallanan bebeklere hiç benzemiyor. Aralarında öyle karakterler var ki bütün ayrıntılarını keşfetmeniz için birkaç dakika yakından incelemeniz ve mümkünse bir de sahnede izlemeniz gerek. Bütün uzuvlarıyla dans eden balerin onlardan biri… Güç aldığı tek şey kendisine tüm enerjisini veren oynatıcısı ki bunu zaten hissetmiyorsunuz. Onlar sahnede iki başlı ve iki bedenli bir canlı haline geliyor.

Kukla kendisini oynuyor

Kendi karakterini dışarıda bırakarak sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusuna karşılık kukla kendisini oynuyor; rol yapmıyor, başka birini canlandırmıyor. İzleyici kuklanın bir oyuncu olmadığını kabul ederek seyretmeye başlıyor ve artık ondan insansı yetenekler beklenmiyor. Tam da burada onun yapabileceklerine hazırlıksız yakalanıyorsunuz. İmitasyon beklerken karşınıza çıkan simülasyon aklınızı zorlamaya başlıyor. Yetişkinler için bu durumla baş etmek kolay olsa da aynı şey çocuklar için geçerli değil; onlar oyun devam ederken sahneye çıkmak, ayağa kalkarak kuklalarla konuşmak istiyorlar. Ahşap Çerçeve Kukla Tiyatrosu’nun Beyoğlu’ndaki atölyesine geldiklerinde de durum farklı değil. Buraya gelip kuklaları yakından inceliyor, yaşlarına ve ayırabilecekleri zamana göre kuklalar yapıyorlar.

Çoraptan bile kukla yapılabildiğini gördüğünüzde maliyetin bahsedilmeye değer olmadığını tahmin edebilirsiniz. Çocukların hayal gücüyle yarattıklarının değeri ise paha biçilemez. Çağrı Yılmaz bunun en güzel örneklerini depremden hemen sonra gittikleri Van’da gördüklerini söylüyor. Şehrin belki de daha önce hiç tiyatroya gitmemiş, hayatında hiç kukla görmemiş çocuklarına yaptırdığı kuklalar onun en kıymetlileri.

Bir çift göz ve ele sahip olan herkes kukla yapabilir
Bu atölyede sadece çocuklara değil, başvuruda bulunan bütün yaş gruplarına kukla yapım ve oynatım dersleri veriliyor. Kukla yapmak için ihtiyacınız olan şey bir çift el ve bir çift göz! Klasik ipli bir kuklanın yapımı yaklaşık 35 saat sürüyor. Tercih ettiğiniz kukla türü üzerinde çalışabiliyorsunuz. İsterseniz bu çalışmanın üzerine gidip kendi atölyenizi kurabilir, kukla tasarımı yapmaya başlayabilirsiniz. Bu ekibin yurt içinde ve yurt dışında defalarca ödül almış olması da ayrıca bir avantaj. Eğitimin sonunda başarılı olacağınızın garantisi olmasa da bu işten keyif alacağınız kesin.

Kuklalar sahneye çıkmak istiyor
Kukla yapımı ve oynatımı konusunda başarılı olsanız dahi bu işle ilgili gelecek planları yaparken temkinli olmak gerekiyor. Zira bu alanın emekçilerini maddi açıdan refaha çıkardığı daha önce görülmüş değil. Tiyatronun kemikleşmiş bir seyircisi olduğu gibi, kukla tiyatrosunun da var ama konunun az bilinirliği sebebiyle sayısı daha da az. Kukla oyunları sahnelemeye 2001 yılında Ankara’da başlayan Çağrı Yılmaz 2006’dan beri artan bir seyirci grafiğinin olduğunu gözlemlemiş. Yine de seyirci sayısının 10 kişiye kadar düştüğü oluyor. Kaldı ki salon tam olarak doldurulsa dahi maliyetleri karşılamak kolay değil. Bu noktada sanatçıların manevi tatmini devreye giriyor. Sahne arkasında yarattıkları karakterler sanatçıları sahneye çıkarılmaları konusunda zorluyor. Eğer bir gün siz de bir kukla tiyatrosuna giderseniz bu ısrarlarının nedenini anlayacaksınız.