WİLMA ELLES: İSTANBUL’DA ARKADAŞ BULMAMAK İMKÂNSIZ

“Öyle Bir Geçer ki” dizisiyle tanıdık Wilma Elles’i. Caroline rolüyle kiminin çok sevdiği kiminin de nefret ettiği bir isim oldu. Ancak kim ne derse desin yine de dizilerin aranan oyuncuları arasında olmayı başardı. Şimdi ‘Gurbette Aşk’ adlı dizide oynuyor. İlk aşkını, yanından hiç ayırmadığı çocukluk oyuncağını ve Meryem Uzerli’yle neden aynı fikirde olmadığını konuştuk.

Nasılsınız bu aralar?
İyiyim ama gördüğünüz gibi koşuşturuyorum. Bu ara çok yoğun geçiyor.

Bu çalışma temposu sizi yoruyor mu, sıkılıyor musunuz?
Benim için çalışmak şahane bir şey aksine çalışmayı çok seviyorum. Zaten böyle bir hayatın hayalini kurmuştum. Şimdi de çok şükür gerçekleşti. Oyunculuğun yanında siyaset ve İslam bilimi üzerine okumuştum. Onunla ilgili çalışmalarım da oluyor.

İslam bilimi üzerine okumanız ilginç…
Çünkü yeni bir kültür tanımak istedim. Farklı bir dini ve kültürü tanımak her zaman ruhu geliştirir, zenginleştirir. Bence çok faydalı. Sonuçta oyunculuk da aynı, birçok insanı içten bir şekilde tanımaya çalışıyorsun ve onlardan bir sürü şey öğreniyorsun.

Türkiye’ye alışmak kolay oldu mu?

Elbette hem burayı çok seviyorum. O kadar uzun zaman geçti ki artık alışma sürecini çoktan aştım. Zaten bir fark görmüyorum. İki dünya ama sonuç olarak aynı yola çıkıyor. Mesela anlam veremediğiniz bir durum olunca üzerine düşünüyorsunuz , ‘tamam bunun sebebi buymuş zaten ben de o zaman böyle yapardım’ diyorsunuz. Böyle bakınca değişik gelmiyor.

Meryem Uzerli Türkiye’de yaşanan ilişkileri samimi bulmadığını söylemişti. Sizce Türkiye’deki arkadaşlık anlayışı nasıl?
Bunu okuyunca çok üzülmüştüm. Çünkü ben Türk ve Alman kültürünü çok uyumlu buluyorum. Kocaman İstanbul’da arkadaş bulamamak imkânsız bence. Bulamıyorsan da bu insanların hatası değil, sana bağlı olan bir durumdur. Ama herkes farklı, o yüzden neden böyle söylediğini bilemeyiz.

Her sırrınızı paylaştığını kız arkadaşlarınız var mı?

Çok yakın olduğum yarı İranlı yarı Polonyalı Alman bir kız ve bir erkek arkadaşım var. Onlar benim için ruh ikizi gibi. Oyuncu arkadaşlarım da var farklı mesleklerden de.

Kadınlar arsında kıskançlık, çekemezlik oluyor mu?
Oluyor tabii. Ancak böyle bir şey hissettiğin anda o kişiye öyle samimi bir şey söyler ve öyle samimi bakarsınız ki o artık düşüncelerini değiştirir. Yüzde yüz samimi olmak için  zaman ve enerji olması lazım.

Peki, kolay arkadaş olur musunuz?
Birçok arkadaşım benim için çok önemli. Onlar hayatta çok başarılı ve deneyimliler. Mutluluk, aşk, iş ve sağlık konusunda ne yapmam ve nasıl davranmam gerektiği hakkında bana hep ipucu veriyorlar ve onlara çok güveniyorum. Tabii ki ben de onlara fikirlerimle destek oluyorum (gülüyor).

İlk aşkınızı hatırlıyor musunuz?
Dört yaşındaydım ilk kez âşık olduğumda. Cristian’dı adı. Hâlâ yüzünü hatırlıyorum. Çok tatlıydı. Onun peşinden koşardım. Ona, ‘seni seviyorum’ derdim. Sonra o beni bir sefer yanağımdan öptü (gülüyor). Şimdi ne yaptığını bilmiyorum.

Peki, ilk terk edildiğiniz günü hatırlıyor musunuz?
Kimse beni terk etmedi aslında (gülüyor)… Ama ben terk etsem bile üzülürdüm. Çünkü kimse bir aşkın bitmesini istemez. İki taraf için de çok üzücü aslında.

Sizi nelerin mutlu ettiğini sorayım…
Klasik bir cevap olacak ama beni en çok mutlu eden bütün ailemin sağlıklı olması. Ayrıca heyecan hissetmek de mutlu eder beni. Çünkü heyecan yaşamanın bağımlısı oldum. Düşünsenize İstanbul’a gelmek nasıl büyük bir macera. Artık o kadar çok alıştım ki bu heyecana. Bir günü bile sıkıcı geçirmek istemiyorum, ölürüm yoksa. Heyecan benim için çok önemli.

Röportajımız aracılığıyla birilerine vermek istediğiniz mesajınız var mı?
Aileme çok teşekkür ediyorum. Onlar her zaman yanımda olup beni güçlü kıldılar. Bütün arkadaşlarım da beni destekliyor ve güçlendiriyor. İyi ki varlar. Aslında bütün dünya iyi ki var. Çünkü dünya o kadar muhteşem bir yer ki. O kadar zengin, çeşitli, renkli kültürler var ki. Bu zenginlik ve çeşitlilik bizi mutlu ediyor.

“AİLEM İYİ Kİ DİSİPLİNLİYMİŞ”
Ailenizle ilişkiniz nasıldır, annenizle mi, babanızla mı daha iyi anlaşırsınız?
İkisiyle de çok iyi anlaşırım. Klasik yapıda bir ailem var. Annem ev hanımıydı ama şimdi çalışıyor ve üniversite yineden başladı. Babamın kendi şirketi var ve çok çalışıyor.

Disiplinli bir aile mi?
Evet. Eskiden onlara kızsam da şimdi, ‘bravo’ diyorum.

Kız kardeşlerinizle aranız nasıldır?
Çok iyi anlaşırız. Kocaman ve uluslararası bir aileyiz. Bir kardeşim Londra’da. Yirmi beş kuzenim var. Büyükbabam büyükelçi olduğu için çok seyahat ederdik. Ailede doktor, avukat ve işadamı çok, tek sanatçı benim. Hatta ilk başta oyunculuk yapmamı çok istemediler. Bir tek büyük büyük amcam New York’ta çok ünlü bir tiyatroda oyunculuk yapmış ama şimdi seksen yaşında.

Aileniz size en çok neyi öğütler?
O kadar çok öğütledikleri şey var ki. Ailem çok dürüsttür. Hiçbir zaman kötü bir şey yapmadılar ve gerçekten çok iyi insanlar. Bana da ne olursa olsun her zaman dürüst olmamı öğütlediler.

“BEBEKLERİMLE UYURDUM”
Arkadaşlarınızın size taktığı lakap var mı?

‘Madam küçük’ derler. Çünkü daha gencim.
Çocukken en çok hangi oyunları oynamayı severdiniz?

Çok oyun oynardım. Aklınıza gelebilecek her şey oyun olurdu bizim için. Çok yaratıcıydık. Mesela Kızılderili oyunları oynardık. Çok fazla tiyatro oyunu yapardık. Bugün tanıdığım birçok genç artık bizim gibi oynamıyor. Bilgisayarlar var artık. Biz patates baskısı, tişörtlere batik yapardık. Lamba ve takılar yapıp komşulara satardık. Parfüm bile yapmışlığımız var.

Peki, yanınızdan hiç ayırmadığınız bir oyuncağınız var mıydı?
Lily adında bir bebeğim vardı. Hâlâ da duruyor. Her yere onu taşırdım. Gövdesi beyaz kumaştan olduğu için de annem vücudunu üç kere değiştirmek zorunda kalmıştı. Benim boyumda, kısa saçlı bir bebekti. Yatağımda bütün bebeklerimle  ve oyuncak hayvanlarımla uyurdum. Aralarında sıkışırdım, bana yer kalmazdı.

TRENLE YOLCULUK HER ZAMAN DAHA RAHAT
Seyahat etmeyi sever misiniz?
Çok seviyorum. Yeni yemekler, yeni giyim tarzları, ev tarzları ve farklı yaşam kültürleri görmeye bile bayılıyorum. Aynı şeyleri yapmaktan aynı yerlere gitmekten çok sıkılıyorum. Onun için sık sık seyahate ya da en azından başka bir lokanta gitmeyi çok seviyorum. Ruhum besleniyor ve yeni fikirler veriyor.

Türkiye’de trenle yolculuk yaptınız mı?
Türkiye’de çekim nedeniyle ilk kez trene bindim. Sirkeci Garı’nda ‘Öyle Bir Geçer Zaman ki’ dizisi için bir sahne çekmiştik. Caroline’nin İstanbul’a gelişiydi. Çok sevmiştim. Almanya’da her hafta en az iki ya da dört kere trenle uzun yollar gidiyordum. Almanya’da herkes trene biniyor, iş adamları, siyasetçiler… Çünkü çok rahat, çok keyifli üstelik uçaktan daha ucuz.

Tren yolculuğunu neden tercih ediyorsunuz?
4-5 saat arabada oturmak çok yorucu oluyor. Yerinden hiç kalkamıyorsun, hep aynı küçük yerdesin ama tren de yürüyebilirsin bile. En azından yemeğe gitmek için bile vagon değiştiriyorsun. Taze çay ikram ediyorlar. Hem manzara eşliğinde yemek bile çok keyifli.

Yolculukta kitap okur musunuz yoksa müzik mi dinlersiniz?
Çoğunlukla senaryoyu ezberlerim. Rolümü çalışırım. Bazen kitap okurum, telefonla internete bağlanıp ve ofis içindeymiş gibi çalışabilirim, film izleyebilirim.

“İstanbul’u çok seviyorum”

“Yaşamak için dünya şehirlerini İstanbul’u mesela çok seviyorum. Çünkü bu tip şehirler çok ilham veriyor. Napoli’nin mesela çok tehlikeli bir havası var; heyecanlı, Roma çok tarihi, Los Angeles tam bir film merkezi, Montreal alternatif, Köln ise samimi. Aslında bütün şehirleri çok seviyorum.”

“Kötü olayları olumlu hale çeviriyorum”
“Beni üzen bir olay olduğunda, kötü şeyler düşündüğümde, hemen farkına varıp, ‘bu düşünceler bana zarar veriyor’ diyorum. Yaşadığım neyse üzerine düşünüp olumlu hale çeviriyorum. Durumdan müteşekkir olmaya çalışıyorum. Başınıza gelebilecek kötü olaylardan kaçmanız mümkün değil. O zaman durumu olumlu bir hale sokmak en iyisi…”