Yalnız Gezginlere Yeryüzü Kılavuzu

Yalnız Gezginlere Yeryüzü Kılavuzu

Yalnızlıkla baş etmek kimi zaman zordur. Oysa seyahatte, bu denklem tersine işler. Yalnız seyahat etmek için insanın birçok nedeni vardır. Öncelikle başkalarının planlarına uymak zorunda değilsinizdir. Sadece kendi ilgilendiğiniz yerler, aktiviteler için vakit ayırırsınız. Tek başına dünyaya açılmak ve sosyalleşmek daha derin deneyimler kazandırır. Yalnız seyahat etme sanatı biraz da doğru destinasyonu seçmekle olgunlaşır.

İşte siz için, yeryüzünün, yalnız gezginleri tahmin ettiğinizden daha çok kucakladığının kanıtı, küçük bir kılavuz…

EĞLENCE SEVERLER İÇİN…

Küba

Müzik ve dans mı dediniz! İşte yalnızlığın sizi asla mahsun hissettirmeyeceği bir ülke; Küba. Kısıtlı özgürlüklere ve fakirliğe rağmen güneşin, müziğin ve tutkunun her yana mutluluk yaydığı, renkli sokakları, kültürü, insan çeşitliliği ve ilginç kahramanlık öyküleriyle, baştan çıkarıcı bir ülke. 1960’ların renkli Amerikan arabalarına binerek gündüz gezebilir, akşamları da her meydandan yayılan müzik ve dansın sarhoşluğu içindeki kalabalıklara karışabilirsiniz. Sokaklarında gezerken devrim öncesine ait ve birçok ailenin beraber yaşadığı malikaneler, kentin çarpıcı dekoru. Küba, düşük suç oranına sahip bir ülke, insanları, ekonomik durumları ne olursa olsun, konuksever. Normal koşullarda, öyle büyük otellerde yerinizi önceden ayırtmanız pek de şart değil. Çünkü özellikle yalnız seyahat edenler için, en keyiflisi evlerini pansiyon olarak kiralayan halkla kaynaşarak konaklayabilmek. Onların masalarında yemek yemek de artı bir deneyim. Ayrıca sokaklardaki küçük restoranlarda, kafelerde, esnaf dükkanlarında ve gece kulüplerinde daha da fazla sosyalleşmenin tadına varabilirsiniz. Küba, bir taraftan, sizi bir ülkenin geçirdiği siyasi değişime tanık ederken bir taraftan da hayatın, tüm zorluklarına rağmen, nasıl bir gökkuşağı altında sürdürülebileceğinin, umut veren, kanlı canlı bir kanıtı.

İspanya

Küba’nın peşine İspanya’yı takmasak, müziğin ve dansın mirasına haksızlık etmiş oluruz. İspanya’nın doyum olmaz çeşnisi, şen şakrak Al-Andalus’tadır. Burası, İspanya’nın en tutkulu bölgesidir. Flamenko, fado, boğa güreşi, olağanüstü saraylar, kiliseler, camiler, dar sokaklı kentler, otantik mahalleler, güzel yemekler… Birçok kültürün birleşip harika bir sentez oluşturduğu İspanya’nın güneyindeki özerk bölgesi Endülüs, mimariye, renklere, müziğe ve yöresel tadlara doyacağınız bir seyahat olacaktır. Rönesans ve Barok mirası ve mimarisi Güney İspanya’da eşsizdir. Bölgenin en şenlikli, tutkulu ve romantik festivali Semana Santa (Kutsal Yortu Haftası), Endülüs’ün başkenti ve en büyük kenti Sevilla’da kutlanır. Endülüs geleneğinin iki sembolü, flamenko ve boğa güreşinin evi de burası. Bölgenin kentleri derli topludur, otobüslerle ve metroyla bir yerden diğerine ulaşmak zor değildir. Gündüzleri ayrı hareketli, geceleri sersem edici derecede eğlencelidir. İspanyollar’ın gece 11’de akşam yemeklerini yediklerini hatırlattıktan sonra, artık gerisini siz düşünün demeliyiz belki de. Bölgenin en iyi tapas (meze gibi küçük tabaklarda gelen iştah açıcılar) barları buradadır. Vakit ayırabilirseniz, flamenko derslerine katılmak ya da bir futbol maçına gitmek, sizi kocaman, tutkulu bir takımın üyesi yapacaktır. Yalnız seyahatin tüm endişeleri buharlaşıp yok olacaktır.

SANAT SEVERLER İÇİN…

Paris

‘Tabana kuvvet’ kentler vardır. Yürüdükçe önünüze envai çeşit hazine serilir. Fransa’nın başkenti, ‘Işıklar Kenti’ Paris öyle bir kenttir. Yürüdükçe güzelleşen Paris’i hissetmenin en iyi yolu, sokaklarını arşınlamaktır. Kafelerde sohbet eden kalabalıklara bakıp yalnız hissetmeyin çünkü aslında bu kentte herkes biraz yalnızdır. Kentin dinamizmi, aktiviteleri, metrolardaki kalabalık, insanlarında bir yetişememe duygusu yarattığından, belki de bu açıdan en şanslı olan turistlerdir. İster kendiniz bir rota oluşturun isterseniz II. Dünya Savaşı ya da Fransız Devrimi yürüyüş turlarıyla kentin tarihinde bir gezintiye çıkın. Paris’i gezmek için düzenlenen bazı kartlar var bunlar arasında Müze Pass, işinize yarayacaktır. Çünkü burası dünyanın en güzel müzelerini barındırır; Louvre Müzesi, Centre Pompidou, Musée d’Orsay, Rodin Müzesi ya da dünyanın en zengin Picasso koleksiyonuna sahip Picasso Müzesi, en ünlü olanları. Kentin mahallelerinin her biri diğerinden estetik, edebiyat kafeleri oraları ziyaret eden ünlüleriyle tarihi yeniden canlandıran mekanlar, tek başınıza bir mezarlığa gitmeye çekinmezseniz, ki bu öyle bildiğiniz mezarlıklardan değil, kentin en ünlü mezarlığı Pere Lachaise. Mezarlığın ünlüleri arasında besteci Chopin, yazarlar Molière, Apollinaire, Balzac, Proust, Wilde, Gertrude Stein ve Colette; ressamlar Delacroix, Pissarro, Seurat ve Modigliani, şarkıcı Édith Piaf and Rock tanrısı Jim Morrison bulunuyor. Nereyi gezerseniz gezin, Paris’teyken bir Parisli gibi davranın ve bir baget ekmek, biraz peynir alıp Seine Nehri kıyısında, bu kentte olmanın tadını çıkarın.

Berlin

Berlin geçmişi ve bugünüyle başdöndürücü bir kent. Mimarisi, meydanları, ilginç semtleri, müzeleri, sanat galerileri, parkları, gece hayatı, gastro turları ve yürüyüş rotalarıyla, gerek eski rejimin gerekse 21. yüzyılın şaşırtıcı bir senteziyle yoğrulmuş. Dünyanın en iyi ulaşım sistemlerinden birine sahip kentte, hiç vakit kaybetmeden dolaşabilir, yaşamın her alanından insanlarla birlikte her durağı farklı tasarlanmış, görmüş geçirmiş metrosunda, sokakta, sanat galerilerinde kaynaşabilir, sadece kitap ve CD satılan dev alışveriş merkezlerinde hiçbir yerde bulamadığınız müziklere rastlayabilir, sosisin binbir çeşidini tadabilirsiniz. Almanya’nın bu en büyük kentinin nüfusu, genç ve çalışkan. Eğitimli, kültürlü ve bilinçli bu nüfusun yarısından fazlası 35 yaşın altında. Savaşın neden olduğu kayıplar nedeniyle, %14’lük bir oran 65 yaşın üzerinde. Kentin enerjisinin de yansıttığı gibi, çoğunluk işte iş, sokakta bambaşka bir hayat zihniyetini taşıyor. bir nüfus. Berlinliler, metroda veya trende bıkkın, laptoplarına gömülmüş insanlar olsa da bir pub ya da kafe ortamında sohbete doyamıyorlar. Sosisten politikaya, felsefeden futbola, sokaktaki insanın konuşmayacağı konu yok. Dünya meselelerine olduğu kadar sanata da kafa yorabiliyorlar. Duvar artık kenti ikiye ayırmıyor belki ama gerek Berlinliler gerekse turistler hâlâ semtleri, Doğu ve Batı Berlin olarak tanımlıyorlar. Yalnız dolaşırken yapılacak öyle güzel aktiviteler var ki; Postdamer Platz’da akıllar durdurucu mimariye teslim olun, Bergama Müzesi’nde Zeus Sunağı’nı görün, güzel bir havada, Berlinliler’le birlikte Tiergarten Park’ta piknik yapın, kentin nehir, kanal ve göllerinde tekne turu yapın, Gemaldegalerie’de Rönesans dönemi resimlerini görün, Berlin Filarmoni Orkestrası’nı dinleyin, Unter den Linden’de tarihin içinde uzun bir yürüyüş yapın, Soğuk Savaş’ın sembolleri, Berlin Duvarı’nın en uzun ve en iyi korunmuş kalıntısı 1.2 km’lik East Side Gallery (Doğu Galerisi) ve Checkpoint Charlie’yi görün, bir gününüzü II. Dünya Savaşı turuna ayırın Yahudi Müzesi’ni gezin, Gusto Turu’na katılın, bir gecede beş farklı yerde farklı tadlar deneyin.

TARİH SEVERLER İÇİN…

Dubrovnik

Adriyatik’te parıldayan bir inci gibidir Dubrovnik. Hırvatistan’ın bu en turistik kentinin tüm güzellikleri bir yana, surlarının görkemi bir yanadır. Dünyanın surlarla çevrili en güzel kentlerinden biridir. Adriyatik Denizi kıyısındaki bu büyüleyici liman, turuncu kiremit çatılı evleri, mermer sokakları, barok binaları, dar, merdivenli yokuşları, dev taş rampaları, kale kuleleri, bakır kubbeleri ve zarif çanlarıyla insanın hayal gücünü zorlar. Kentin surları boyunca yürümek, bu yolculuğun olmazsa olmazıdır. Gün batmaya yakın, tarihin labirentlerinde kulelerin siluetlerini, taşlara vuran kızıl ışığı, gölge oyunlarını seyredin, sanat eserleriyle dolu müzelerde gezinin, dar sokaklarda küçük, tipik dükkanlar, restoranlar keşfedin, tüm manzarayı kucaklamak için teleferikle Srđ Dağı’na çıkın ve sonunda maviye dalın. Yalnız seyahat etmenin iyi yanlarından biri de, yanınızdakinin kondisyonunu düşünmek zorunda kalmamanızdır. UNESCO mirası kentin dünyanın en iyileri arasında yer alan şehir surlarına tırmanmak zor olmasa da biraz kondisyon gerektirir. Bu surlar fotoğraf meraklıları için de kaçırılmaz bir fırsattır. Bir de, gezinin sonunu günbatımına denk getirebilirseniz, Eski Kent’in (Stari Grad) Adriyatik’e kavuşan manzarası benzersiz olacaktır. 15. yüzyıla ait gotik- rönesans tarzdaki Rektör’ün Sarayı, Kültür Mirası Tarih Müzesi, konserlerin verildiği avlusundaki Yaz Festivali, fotoğraf galerisi War Photo Limited, adalara tekneyle gezi, Adriyatik’e yüksekten bakmak için, teleferikle Srđ Dağı çıkışı, meraklılarına Game Of Thrones yürüyüş turu listenizde olsun. Yalnız ve bütçesi kısıtlı gezginler için, bir aile konukevi olan, her yere ulaşımı oldukça pratik Red Dwarf Guesthouse gibisi az bulunur.

DOĞA VE MACERA SEVERLER İÇİN…

Sri Lanka

Bir başka macera destinasyonu da, muhteşem Sri Lanka… Sonsuz kumsallar, etkileyici harabeler, misafirperver insanlar, filler, eğlenceli trenler, ünlü çayı, lezzetli yemekleri ve uygun fiyatlarıyla, Sri Lanka gerçekten de karşı konulmaz, büyülü bir destinasyondur. Çok az sayıda ülkede, Sri Lanka kadar küçük bir alanda bu kadar çok- tam sekiz adet- Unesco Dünya Mirası Alanı bulunuyor. Tam 2000 yılı aşkın bir kültürü var. Efsanevi tapınaklarının kimi mağaralarda kimi zirvelerde. Huzurlu milli parkları, safari turları, leoparları, su bufaloları, kuşlarıyla, doğal güzellikleri inkar edilemez derecede çekicidir. Mesafeler kısadır. Aynı gün içinde hem insan eliyle dikilen, dünyanın en eski ağacını görebilir hem de toplanan yüzlerce fili görebilirsiniz. İster bir kumsalda uzanın isterseniz 2 bin yıllık bir tapınakta meditasyon yapın. Belki bir köyde gezinmek, belki kuşlar ve çiçekler arasında dolaşmak istersiniz. Gerek yürüyüşçüler gerekse tren yolculuklarını sevenler için, yemyeşil çay tarlaları ve yağmur ormanları harika ortamlar sunuyor. Plajları da yabana atılır gibi değil; bembeyaz ve el değmemiş… Sri Lanka büyüleyici, uygun fiyatlı ve tüm güzelliklerine rağmen kalabalıklardan uzak.