Yaşayan ve Yaşatan Kent: Lizbon

Yaşayan ve Yaşatan Kent: Lizbon

Kaç kentte, tesadüfen bir sokaktan geçerken uzaktan, bir mandolin ya da gitarın eşlik ettiği, duyup duyabileceğiniz en melankolik ve yürekten gelen ezgiler kulağınıza çalınır? Portekiz’in başkenti Lizbon’u anlatmak kolay değil, o nedenle yerel müziği Fado’ya kulak vermeli.

Fado’nun anlamı “kader, alın yazısı’’. Tek bir kelime anlamasanız bile, sizi iç dünyanızda derin bir yolculuğa çıkarır. Lizbon; görülecek, gezilecek yerleriyle bir derya. Bunun yanı sıra, sadece önünüze çıkardığı deneyimleri yaşamak bile, bu kent ve kültürüyle ilgili insana bambaşka bir bakış açısı sunuyor. İşte, Lizbon’da yaşanacak en güzel deneyimlerden birkaçı. Unutmayın, bu listede olmayan ama kaderin sizin seçtiklerine de hazırlıklı olun…

Meydanların sesine kulak verin

Lizbon’un en eski ve en tipik mahallelerinden biri olan Alfama’da yer alan Largo do Chafariz de Dentro Meydanı; karakteristik evler, eski kafeler ve bakkal dükkanlarıyla nostaljiktir. Eğer Portekiz’in geleneksel ezgileri Fado hakkında daha fazla bilgi edinmek isterseniz, Fado Müzesi’ne mutlaka bir göz atın. Diyelim ki canınız şarkı söylemek istedi, mahallenin dar sokaklarına dalın ve geleneksel bir tavernaya uğrayın. Yetenekli olsun, olmasın bu mekanlarda herkes bir ağızdan Fado söyler.

Nehir kıyısında bir gün

İber Yarımadası’nın en uzun nehri Tagus kıyısında keyif almak zor değildir ve birçok yolu vardır. Bisiklete binebilir, Belém, Parque des Naçoes’da ya da 25 Nisan Köprüsü’nün altında yürüyebilirsiniz. Burada şansını arayan birçok balıkçıyı göreceksiniz. Ribeira das Naus’da oturup, köprü manzarasını ve nehrin diğer tarafını seyredebilir, bir yelkenli kiralayabiilir ya da kanoyla dolaşabilirsiniz. Ayrıca feribota binip, şehrin diğer yakasına geçerek, kente bir de karşıdan bakmak farklı bir deneyimdir.

28 numaralı tramvayla dolaşın

Kentin sarı simgesi, 28 numaralı tramvay, yolcularını Lizbon’un merkezinden alır, Graça bölgesinden Alfama’ya, oradan da şehrin dışına doğru bir ring seferi yapar. Turistik ve kalabalık olması sizi şaşırtmasın çünkü bu tramvay yolcularına kentin en güzel görüntülerini bir çırpıda yaşatır.

Dışarıya açılan hayatlarla tanışın

Lizbon’un eski mahallelerindeki balkon ve pencerelerin estetiğini ve inceliğini bir kez fark edince, ondan sonra daha dikkatli dolaşmaya başlıyorsunuz. Bazı pencereler güzel çinilerle donatılmıştır, balkonlardan çiçekler, bitkiler sarkar. Bu karakteristik görüntüye, er geç, penceresinden çamaşır asan ve sonra da oturup geçip giden hayatı seyreden bir kadın eşlik eder. Lizbon evlerinin duvarlarında genelde rastalanan çiniler Kuzey Afrika’dandır. Bu paneller bazen de Lizbon’un tarihi olaylarını betimler. Bu paneller daha çok manzara noktalarında, metro istasyonlarında ve saraylarda görülür. Bu sanat eserleriyle ilgileniyorsanız, Ulusal Çini Müzesi’ni ziyaret etmeyi ihmal etmeyin. 19.yy panelleriyle süslü bir mekanda akşam yemeği yemeye ne dersiniz? Adresiniz, Chiado’daki Cervejaria Trindade…

Fado’yu sevin

Kalenin hemen arkasında yer alan ve şehrin ilk kurulan mahallesi olan Alfama, restoranlarla, canlı ve tarihi bir bölge. Burada, geleneksel Portekiz müziği Fado’yu canlı olarak dinleyebilirsiniz. Neredeyse, bu mahalledeki tüm restoranlar, özellikle akşam yemeklerinde Fado söyleyen yerel şarkıcılarla çınlar. Santa Luzia’dan, Alfama’nın labirentvari sokakları panaromik bir perspektifle karşınıza çıkar. Ayrıca buradan görkemli Santa Engracia Kilisesi’nin kubbesini, Santo Estevao Kilisesi’ni (Ulusal Panteon olarak da anılır) ve Sao Miguel Kilise’sinin beyaz kulelerini de görebilirsiniz. Banklarda oturup, sokak müzisyenlerini dinleyebilir ya da genellikle Lizbon’u resmeden sokak ressamlarından alışveriş yapabilirsiniz.

Lizbonlu gibi yaşayın

Eski ve cazibeli bölge Principe Real’in bahçesindeki restore edilmiş pembe kiosk, bir cumartesi sabahını geçirmek ve kentlilerle kaynaşmak için ideal bir alan. Yakındaki pazardan sebze ve meyvesini alanlar burada takılır, sohbet ederler. Günün sonunda burada soluklanabilir ve güneşin tadını çıkarabilirsiniz. Klasik bir Portekiz içeceği olan ve bademle yapılan orchata ya da kahve ile yapılan mazagran ile serinleyebilirsiniz.

Balığa doyun

Sınırlarının büyük çoğunluğunu Atlantik Okyanusu’yla paylaşan ve 800 km uzunluğunda kıyıları olan Portekiz, Avrupa’da en fazla balık bulunan ülkedir. Bununla da kalmaz, genelde balık ürünleri bulmanın zor ve fiyatlarların fahiş olduğu Avrupa’nın diğer kentlerine nazaran, Portekiz önemli bir istisnadır. Ülkenin en popüler balıkları dourada (barbunya), sardinhas (sardalya) ve robalo (levrek) her fırsatta denenmeye değer.

Mozaiklerin üzerinde yürüyün

Son moda kafeler ve dükkanlarla çevrili Rossio Meydanı, kentin kalbinde, popüler gezinti alanlarından biridir. Mozaik kaldırım ve sokakların tasarımları öylesine etkileyicidir ki adeta sanat eseri üzerinde yürüyormuş hissine kapılır, tedirgin olursunuz. Ortasında Portekiz Kralı Pedro’nun görkemli bir heykelinin olduğu meydanda, eski zamanlarda boğa güreşleri düzenlenirmiş.

Görkemli mimariye hayran olun

Bugün görülen binanın ilk taşı 1682’de yerleştirildi ve ülkenin ilk barok yapısıydı. Kiliseyi tamamlamak 284 yıl sürdü ve nihayet 1966’da açıldı. 20. yy ‘da Santa Engracia Kilisesi, Ulusal Panteon’a (Panteao Nacional) çevrildi ve önemli Portekizli şahsiyetler burada gömülmeye başlandı. İçeride renkli mermerler, dışarıda ise devasa kubbe dikkatinizden kaçmayacaktır. 187 basamakla yukarıdaki terasa çıkıp, nehrin ve kentin muhteşem manzarasını seyredebilirsiniz. Burada mezarı olan ünlülerden biri de dünyaca ünlü Fado şarkıcısı Amalia Rodrigues’dir.

Kültürlerin renklerini fark edin

Farklı kültürlerin renklendirdiği bir mahalle için, Martim Moniz’e uğrayın. Bir zamanlar kötü üne sahip bu mahallenin ana meydanı, canlı hayatı, kiosklarla süslü gezinti yerleri, dünyanın her yerinden yiyecek ve içecek bulabileceğiniz mekanlarıyla bugün artık merak uyandıran bir bölge. Özellikle hafta sonları, konserler ve atölyelerle daha da hareketli. Kentin belediye başkanı bile ofisini buraya taşıyarak, adeta mahallenin artık ne kadar güvenli olduğuna işaret etmiş. Meydandan, tepedeki Sao Jorge’s Kalesi’ni görebilirsiniz.

Dalgalarla dans edin

Sörfçüler için Lizbon, Barselona’nın yanı sıra Avrupa’da sörf yapılabilen tek büyük şehir. Üstelik burada birden fazla alternatif var. Çoğu kentin kuzey batısında. En iyi dalgalar ve sörf yapılacak yerler, kente 45 dakika mesafedeki Ericeira civarında. Ayrıca daha yakında, kent merkezine sadece 20 dakika mesafede, uzun bir kumsalın bulunduğu Costa da Caparica’da da dalgalarla buluşabilirsiniz.

Manastırın atmosferini yaşayın

Vasco de Gama şehre geri döndüğünde, onun anısına Jeronimos Manastırı inşa edilmişti. 1515’de inşa edilen manastırda kaşifin yanı sıra Portekizli kralların da mezarları bulunuyor. Manastırın görkeminden etkilenmemek elde değil, bu nedenle de burası kente gelenlerin görmeden edemedikleri bir durak.

Madalyonun diğer yüzünü keşfedin

Expo 1998’iyle birlikte, şehir kıyısının doğu ucu, kent planlamasıyla bambaşka bir çehreye büründü. Bu yeni proje tamamlandığında, sergi alanı olarak tasarlanan Parque das Naçoes (Milletlerin Parkı) adlı yeni bir bölge ortaya çıktı. Burada dolaşırken kentin geri kalanından çok farklı bir perspektif elde edeceksiniz; adeta çağdaş mimari üzerine bir açık hava müzesi. Dev yelkenlilermiş gibi duran iki kule, gemi şeklindeki bir alışveriş merkezi, su bahçeleri ve Avrupa’nın en büyük köprüsü Ponte Vasco da Gama dahil, her şey insanı ezen boyutlarda.