YAVAŞ BİR YAŞAM İÇİN CITTASLOW REHBERİ

YAVAŞ BİR YAŞAM İÇİN CITTASLOW REHBERİ

‘Hayatı, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşayabilmek’ felsefesine dayanan Cittaslow hareketine dahil olan ülkemizde de, birçok destinasyon bulunuyor.

Floransa’nın Greve in Chianti kasabasının eski belediye başkanı Paolo Saturnini’nin vizyonuyla ortaya çıkan ‘Cittaslow hareketi’, özellikle hızlı kent yaşamının çarklarına kendini kaptıranları önemli bir soruyla baş başa bırakıyor: “Doğadan gittikçe uzaklaşan insan, kısıtlı ve en önemli değeri olan yaşamını sağlıksız yiyecekler, hava kirliliği, trafik, tüketim ve yalnızlıkla mı harcamalıdır?”

Bu soru içinizi karartıyorsa, Cittaslow felsefesine ve kentler reçetesine kulak verin: Hayatı, yaşamaktan zevk alınacak bir hızda yaşayabilmek, komşular ve yerel esnafla sıcak bir iletişim kurabilmek, kendine yetebilmek, el sanatlarına, doğasına, gelenek ve göreneklerine sahip çıkabilmek, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanabilmek… Bugün 28 ülkede 182 üyeye yayılmış olan Cittaslow hareketi, kentleri; yaşam kalitelerini yükseltmeleri ve farklı bir kalkınma modeli ortaya koymaları için motive ediyor. Ülkemizde de, bu listeye girmeye hak kazanmış, Akdeniz’den Güneydoğu’ya, farklı bölgelerdeki yerleşimlerin bazılarını sizin için ele aldık.

Yavaşlamak ve yaşamdan zevk almak için, Cittaslow rehberimize göz atın…

DOĞAYA SAYGILI, MİMARİ YAPISI KORUNMUŞ: AKYAKA
Yeşil ve mavinin bolluğu içinde, ürünlerin doğal ortamda yetiştiği, çevre kirliliği olmayan Akyaka’nın bir vizyonu var: Doğaya saygılı, mimari yapısını koruyan, hizmet altyapısı güçlü, sürdürülebilir ve alternatif turizme odaklı, insanların birlik ve beraberlik içinde ortak hareket edebildiği Akyaka…

Muğla-Marmaris yolunun 15. km’sinde, Sakar Geçidi’nden aşağıya inerken, mavi yolculuk geleneğinin başladığı Gökova Körfezi’ni seyretmek için durmalısınız. 27. km’de, Akyaka- Sedir Adası sapağından girince çamların arasından geçen yol, Gökova kıyısındaki, sakin, huzurlu, bol oksijenli Akyaka’ya varır. Su samurlarından yılan balıklarına, Akdeniz foklarından flamingolara, doğayla içiçe Akyaka’nın iki temel cazibesinden biri Azmak deresi diğeri de mimarisi. Uzunluğu yaklaşık 2 km’yi bulan Azmak’ın, akvaryum misali buz gibi, berrak ve akıntısı oldukça güçlü suyunda, ördek ve kazların yanısıra su tavuğu ve meke kuşu gibi yabani hayvanlara da rastlamak mümkün. Azmak boyu bir tekne gezisi, olmazsa olmazdır. Suyun berraklığı, sualtının canlılığı ve yosunların hareketliliği dikkat çekici.

Ahşap evleri ile özel
Akyaka’nın kendine has mimari özellikteki ahşap evleri karakteristiğidir. Hemen merkezde kumsalı olan Akyaka, deniz tutkunları için ideal bir konumda. Virajlı orman yoluna girince sırasıyla 3 km mesafede Çınar, 4 km sonra Hayıtlı, birbirinden birkaç kilometrelik mesafelerde Kandilli, Tunalı, Asarcık ve Akyaka’dan 20 km mesafede ise Özel Çevre Koruma Bölgesi kapsamında, çam ağaçları ve zeytinlikler arasındaki Akbük var. Ormanın içinden devam ederek Orman Kampı’na girmek, çam ormanları içinde yürümek ve kampın içindeki saklı koylardan denize girmek mümkün.

DOĞAL LİMAN VE ETKİLEYİCİ KIYILAR: PERŞEMBE
Ordu-Samsun karayolu üzerinde, doğal bir koy ve bir sahil kasabası olan Perşembe, aynı zamanda Doğu Karadeniz’in ikinci büyük limanı. Perşembe, Efirli’de başlayıp Belicesu’da sona eren 40 km’lik kıyı boyu, koyları, su altı mağaraları, sıradışı kaya oluşumları, kumsal ve doğal manzaralarıyla özelliklidir.

Özel bir rota
Doğasına doyamayacağınız birçok durağı var. İnce ve beyaz kumu, temiz deniziyle Çaka Kumsalı; kıyı boyunca tekne gezisi yapmanın keyifli olduğu, güzel koy Mersin Köyü Balıkçı Barınağı; akşam çayı için mola verebileceğiniz Çeşmeönü; denizden yükselen fındık bahçeleri ve manzarası ile dikkat çeken Kışlaönü; Perşembe’ye 1 km mesafede, motorlarla Acısu’ya ulaşılan Aktaş Plajı; akasya ağaçlarıyla güzel bir doğaya sahip Efirli Plajı; Perşembe’ye 3 km mesafede, altı metre yükseklikten gölete düşen Şenyurt Şelalesi; küçük kumsalı, kamp yeri ve kır kahvesiyle Belicesu; etkileyici manzarasıyla ve dillere destan Uzunsaçlı’nın Yeri ile Medreseönü; eskiden gemicilerin bir tür depo ve sığınak olarak kullandığı ve üzerinde hala sur kalıntıları olan Hoynat Adası…

Kıyısında yıl boyunca balık bulunur
Kordon Tepe adlı dik bir tepenin eteğindeki Perşembe’nin iki kara çıkıntısından biri Yason Burnu, diğeri ise derin bir koyun üzerindeki Çam Burnu’dur. 1880 yılında Fransızlar’ın, Osmanlı’ya olan borçlarına karşılık yaptıkları Çam Burnu Feneri, bir asrı aşkındır gemilere yol gösteriyor. Arkeolojik ve doğal sit alanı olan Yason Burnu ise, yörede yaşayan Rumlar tarafından yapılmış ve denizcilere adanmış kilisesi (1869), kaçırılmaması gereken bir Perşembe klasiğidir. Yıl boyunca balık bulunan Perşembe kıyıları, damak düşkünleri için de dikkate değer.

DİRENCİNİ TARİHİNDEN ALIYOR: TARAKLI
Betonlaşmaya direnmiş, cumbalı, renkli evleriyle, Osmanlı döneminin tipik köylerinden… Marmara’nın doğusunda, Sakarya ilinde bulunan Taraklı, ortasından Göynük Deresi’nin aktığı, küçük, sakin bir yerleşim yeri ve birinci derece SİT alanı. Dar bir vadide kurulu, çevresi ormanlarla çevrili Taraklı’nın rutubetsiz, tertemiz bir havası var.

Geleneksel küçük dükkanlardan, trafiğe kapalı Eski Çarşı’sından geçip, çay bahçesinin bulunduğu meydana geldiğinizde, karşınıza çıkan iki konak da etkileyici. Bunlardan Kadirler Konağı’nda konaklamasanız bile bahçesinde bir çay içebilir, mimarisine ve yöresel ürünlerin satıldığı dükkanına göz atabilirsiniz.

Mimar Sinan eseri burada
Taraklı’nın tarihi yapıları da dikkate değer; Yavuz Sultan Selim’in Mısır Seferi sırasında Vezir-i Azamı Yunus Paşa tarafından yaptırılan Yunus Paşa Camii (1517), bir Mimar Sinan eseri. Hemen yakınındaki Osmanlı dönemi hamamından çıkan buhar, merkezi sistemle caminin alttan ısıtılmasında kullanılmış.

Arnavut kaldırımı sokakları; dinlenme taşları; Bağdat Yolu güzergahında kervanların konakladığı Tarihi Han; Osmanlı’nın topraklarına kattığı yerleşim yerlerine çınar ağacı dikme geleneğini Taraklı’da da sürdürdüğünün bir göstergesi olan Yusuf Bey Mahallesi’ndeki yedi asırlık çınar ağacı; tarihi su sarnıçları ile savunmada stratejik öneme sahip Hisar Tepesi’ndeki Hisar…

Adını aldığı taraklar artık yok
Osmangazi tarafından alınışından bu yana Taraklı halkı şimşir kaşık ve tarak yapımıyla geçinmiş. Buraya ismini veren ünlü tarakların üretiminden artık eser yok ancak ağaç oyma el işleri ve Taraklı bezi yeniden hayat buluyor. Taraklı’nın doğası hem termal, hem de yayla ve mağara turizmine imkan tanıyor.

FIRAT’A GÖMÜLMÜŞ OLSA DA, TURİZMDE İDDİALI: HALFETİ
Birecik Barajı’nın suları altında kalan Urfa’nın Halfeti ilçesine bir de tekneden bakın… Kimbilir evleri, bahçeleri ve sevdiklerinin mezarları an be an suya gömülenler için, her şey nasıl zor algılanabildi. “Su sizi götürecek diye anons ettiler, inanmadık, bize yetişene kadar sabah olur, derelerden tepelerden taşar sandık. Öyle olmadı.” gibi anlatılar sıradışı değil buralarda.

Beşte üçü sular altında kalan Halfeti, barajın hizmete girdiği 2000 yılını artık geride bırakmış ve bunu avantaja çevirerek ziyaretçilerini ağırlıyor. Fırat Vadisi’nde ilerlerken, yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği, Atatürk Barajı’nı Birecik Barajı’na bağlayan, tepe üzerindeki görkemli Rumkale, 1113’lü yıllarda başpiskoposluk olarak hizmet vermiş bir dini merkezdi. Buraya ulaşabilmek için, 70 metre yükselen nehirde feribot seferleri başlatılmıştı. Yöreye has sarı kesme taşla inşa edilmiş, Ermeni mimarisinin örnekleri evler, artık butik konukevleri. Merdivenli dar sokaklardan geçip, birinin damından Fırat’ı seyredin. Fırat Nehri’nden barajın getirdiği büyük değişimi tüm açıklığıyla görmek mümkün.

Siyah gül burada
Tekne turunda, Çekem mahallesi, Savaşan köyü, su altında kalan evler, ağaçlar, elektrik direkleri, suyun içinden yükselen bir cami minaresi, camiler, mağaralar (kız mağarası) ve çay bahçeleri görmek mümkün. Rumkale’nin içinde ise, 12. yüzyıla ait Aziz Nerses Kilisesi, 13. yüzyılda burada yaşayan Yakubi Azizi Barşavma’nın inşa ettirdiği Barşavma Manastırı, su sarnıçları ve su kuyuları bulunuyor. Fırat nehri üzerinde bulunan yüzer restoranlarda, Fırat’ın meşhur balığı şabutun yanısıra, yöreye özgü tadları deneyebilirsiniz. Halfeti’nin doğası da, kanyonları ve endemik bitkileriyle (siyah gül) dikkate değer.