Yediğimiz İçtiğimiz Her Şey Dönüşüyor

Yediğimiz İçtiğimiz Her Şey Dönüşüyor

Pazarlama iletişimi stratejileri 21’inci yüzyılda özellikle gıda sektöründe yepyeni bir yapılanmayı da beraberinde getirdi. Restoran markaları da gıda üreticileri de artık hedef kitlesine farklı bir deneyim sunarak rekabette öne çıkmak istiyor.

Sıradan sunum tekniklerinin dışına çıkarak hem ürünlerde hem de hizmette inovatif bir rüzgar estirmek isteyen gıda ve restoran markaları, farklı girişimcilerin önderliğinde ürün tasarımı süreçlerinden bu gıdaların nasıl sunulması gerektiğine dair her alanda teknolojiden ilham alıyor. Gıda sektöründe dünyada önemli bir trend yaratan gelişmeleri Raillife okuyucuları için mercek altına aldık.

Gıda teknolojisi yepyeni bir dönüşümün eşiğinde

Silikon Vadisi gıdaları yeniden tasavvur etmekle kalmıyor, beslenme üzerine hazırladığı yüksek teknoloji kozasını da erişime açıyor. Bir gıda girişimcisi olan Soylent, temel yiyeceklerle hazırlanan yemeklerin yerini almak üzere yeterli besini içeren bir toz içecek üretti ve 2017 yazında 7-Eleven mağazalarında satışını başlattı. Silikon Vadisi merkezli Impossible Burger ise bitki esaslı bir burger. Aynen normal bir burger tadına, kokusuna ve görünümüne sahip. Hatta etin kırmızı görüntüsü bile aynı… Bu tat kombinasyonu, ABD’deki farklı restoranların mönüsünde kendisine giderek daha çok yer buluyor. Temmuz 2016’da restoran işletmecisi David Chang, Impossible Burger konseptini New York’taki Momofuku Nishi restoranında sunmaya başladı. Impossible Burger’ı üreten Impossible Foods’un kurucusu Patrick Brown ise bu konu hakkında şu yorumda bulunuyor: “Burger, sadece bir başlangıç. Bu spesiyalin, Momofuku Nishi’de mönüye dahil edilmesiyle yeni bir tip global gıda sistemi kurmaya başladık. Bu; çiftçiler için yeni pazarlar yaratan, daha esnek gıda tedariğini destekleyen ve tüketicilere aşina oldukları ve çok sevdikleri et ve süt ürünlerinde yeni seçenekler sunan bir sistem.” Kısacası Silikon Vadisi, gıda girişimcilerini sonunda ciddiye almaya başladı. Bu girişimciler daha geniş bir gıda ve içecek pazarını yeniden şekillendireceğe benziyor.

Ruh halini iyileştiren spesiyaller

Tüketiciler, beslenmenin ruh hali üzerindeki etkilerinin farkına vardıkça yiyecek ve içecek markaları da bunları sadece fiziksel bir yakıt olarak görmenin ötesine geçerek çağı yakalıyor. Bu markalar ürün ve hizmetlerini de güncelliyor. Ağustos 2017’de Monarch Airlines, yolcular için daha sakin bir uçak içi deneyim yaratmak amacıyla ruh halini iyileştiren bir yiyecek mönüsü servis etmeye başladı. Mood Food kutusunda, bağışıklık sistemini güçlendirmek için ekinezya ve meyan kökünden dondurma, yeşil çay ve lavantalı kek ve şişkinliği azaltacak bitkisel çaylar yer alıyor. Gatwick Havaalanı da yiyeceklerin, yolculuk stresini tetikleme üzerindeki etkilerini araştırdı. Wondertree, Yo! Sushi de dahil olmak üzere restoranların birçoğunda ruh halini iyileştiren içerikler test edildi. Comptoir Libanais ve Frankie & Benny’s gibi markalar ton balığı, somon, turunçgiller ve muz gibi serotonin dolu içerikleri test etti. Daha büyük restoran franchiseları da bu trendi yakalamaya başladı. Pizza Hut, Ocak 2017’de “Mavi Pazartesi” için ruh halini iyileştiren pizzalar servis etmeye başladı. 2017 yılında BMC Medicine şirketinin online dergisinde yer alan bir araştırma ise bitki, balık, zeytinyağı ve kuruyemiş içeren ödem sökücü, Akdeniz stili bir diyetin, depresyon semptomlarını yüzde 32 azalttığını gösteriyor.

Deneysel tadım trendleri

Yiyecek ve içecek deneyimleri, tüketiciler için önemli bir eğlence kaynağına dönüşüyor. Hem bir sosyalleşme şekli hem de kültürel bir deneyim olarak algılanıyor. Temalı yemekler; üç boyutlu eğlence boyutuna geçiyor ve her iki sensörün de limitlerini zorlayan, birçok duyuya hitap eden sonuçlar doğuruyor. Los Angeles’ta bulunan Vespertine restoranının şefi Jordan Kahn, 250 dolarlık tadım mönüsünü çok boyutlu bir teatral deneyimle sunuyor. Bu avangart mönü, fütüristik bir cam-çelik binada servis ediliyor, yemeklere ise elektronik müzik eşlik ediyor. Mönü hem entelektüel olmayı hem de mutfak öğesini kullanmayı hedefleyen kavramsal bir uzay çağı deneyimi için tüm lokal ve organik trendlere karşı geliyor. Yiyecek festivalleri ise her geçen gün daha da popüler hale geliyor. 2017 yılının sonunda İtalyan market Eataly; Bologna, İtalya’da 20 dönümlük bir alan üzerine FICO Eataly World adını verdiği bir park ve mutfak merkezi açtı. Bu merkezde yerel mahsullerin, sınıfların ve etkinlik alanlarının yer aldığı dört dönüm çiftlik ve 200 otel odası bulunuyor. Bu dünyanın en büyük ziraat-yiyecek parkı, günümüzün takıntılı gastronomi tüketicilerine özel hazırlanmış benzersiz bir deneyim sunuyor.