Yıldızı Parlayan Antik Kent: Sagalassos

Yıldızı Parlayan Antik Kent: Sagalassos

Her ne kadar, henüz bir Efes ya da Bergama’nın sahip olduğu üne ulaşmamış olsa da, Burdur’a 35 km mesafedeki Sagalassos’un yıldızı uzun bir süredir gözleri kamaştırıyor.

Tüm ihtişamına rağmen, bir dizi felaketin ardından tarihin sayfalarından silinen Sagalassos, bugün Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri kabul ediliyor. 6. yüzyılın ortalarında yayılan ölümcül veba salgını, siyasi karışıklıklar ve MS 6. ve 7. yüzyılların başlarındaki iki büyük deprem, bu görkemli kentin sonunu getiriyor. Belki de bu yüzden Belçikalı Kazı Başkanı Prof. Dr. Jeroen Poblome, kenti “Küçük Asya’daki Pompei” olarak adlandırıyor ve ekliyor: “Roma’yı araştıran arkeologlar için Pompei çok önemli bir yer. Şimdi Sagalassos da Pompei’nin yanında gösteriliyor.”

Aşık eden su

Böylesine önemli bir kenti anlatmaya, felaketlerle ve sonundan başlamak haksızlık kuşkusuz. O nedenle yeniden, bu kentin kazılarına kendini adamış ve suyundan içenlerin aşık olduğuna inanılan çeşmenin kendisini de buraya aşık ettiğini söyleyen Kazı Başkanı Poblome’ye dönelim. 1991 yılından bu yana kazı ekibinde yer alan ve 2014’te kazı başkanlığına atanan Poblome’ye göre, dünyadaki antik kentler arasında suyu akan çeşme sayısı sadece üç. Bunlardan biri Yunanistan’da, diğer ikisi Sagalassos’ta. Antoninler Çeşmesi’nin özgün su kaynağının yeniden bağlanması 2010 yılında gerçekleşti. Mitolojiye göre, 1800 yıllık Antoninler Çeşmesi’nin suyunun insanları güzelleştirdiğine ve bu sudan içenlerin aşık olduğuna inanılıyor. Sagalassos Antik Kenti’nin en göze çarpan özelliği, kentin gücünü göstermek için inşa edilen ihtişamlı yapıları. Antoninler Çeşmesi de kuşkusuz bunlardan biri. Çeşmenin yeniden inşası için örnek bir resim olmamasına rağmen, kapsamlı araştırmaların ardından, yaklaşık 3 bin parçasının bir araya getirilmesiyle çeşme ayağa kaldırılmış.

Anıtsal yapıların kenti

MS 160-180 yılları arasında Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminde inşa edilen Antoninler Çeşmesi, 28 m boyunda ve 9 m yüksekliğinde. Çeşmenin özelliği, yapısının zenginliğinden kaynaklanıyor. Üst kısmı kireç taşından, sütunları ise başka yerlerden getirilen ve suda parlayan renkli mermerlerle yapılmış çeşmede, yedi farklı taş türünün kullanıldığı biliniyor. Çeşmenin en sağ ve en solunda Dionysos Tanrısı’na ait heykeller bulunuyor. Diğer heykellerin ise bir başka tapınak ya da tiyatrodan getirildiği ve MS 7. yüzyıla kadar kullanılan çeşmenin içinde bulunan heykellerin zaman zaman değiştirildiği tahmin ediliyor. 4,5 m yükseklikten akan şelalesi, önündeki havuzu, mimarisi, bezemeleri ve çoğu Sagalossos kalıntılarına adanan Burdur Müzesi’nde sergilenen heykelleriyle, burası kuşkusuz ki kentin en dikkat çeken noktası.

Ses getiren keşif

Sagalassos, Psidia kentleri içinde en görkemlisi. Burdur’un Ağlasun ilçesinden 7 km içeride. Kazı ve restorasyon çalışmaları, sessizce sürüyor belki ama ortaya çıkarılanlar ses getirmeyi sürdürüyor. Gerek konumu gerekse toprak altında kalması 12 bin yıl boyunca korunabilmesini sağlamış. 2 bin metrelik Akdağ’ın eteklerinde, geniş bir teras üzerine, 1460 m yükseklikte kurulan antik kent, 1706’da Antalya’dan Konya’ya giden bir karavana katılan Fransız gezgin Lucas tarafından keşfedilir. Lucas’ın çözdüğü bir yazıtta, buranın Psidia bölgesinin ilk kenti olduğu bilgisi vardır. MÖ 333 yılında, konumu savunmaya uygun olmasına rağmen, kanlı bir savaşın ardından, Büyük İskender’in eline geçer, sonra da Roma’nın bir parçası olur.

Sagalassos’un, Roma İmparatoru Augustus tarafından bağımsız kent ilan edilmesi, MÖ 25 yılına rastlar. İmparator, buraya emekli lejyonerlerden oluşan bir koloni yerleştirir. Bugün görülen yapıların çoğu, Roma İmparatorluğu devrine ait. Büyük bir olasılıkla da, bir depremin ardından, Termessos halkı buraya taşınır. Ancak kısa bir süre sonra, burayı terk ederek, bugünkü bölgeye yerleşirler. Sagalassos, birçok Avrupalı araştırmacıya göre, Roma döneminin en korunmuş şehirlerinden biri. Yüzyılın sonlarına doğru, Bergama ve Efes gibi daha büyük kentlerde kazılar yapılmaya başlanınca Sagalassos, ihmal edilir. Kazılar 1993 yılında başlar.

Yeniden ayağa kalkış

Sadece çeşmesine bakarak bu kentin bir zamanlar ne denli etkileyici bir yerleşim yeri olduğunu tahmin etmek zor değil. Sagalassos, 2008 yılında da uluslararası arkeoloji dünyasında bir keşifle daha gündem oldu. Gün ışığına çıkarılan Roma İmparatoru Hadrian’a ait baş heykeli, pek çok arkeoloji yayını tarafından “en önemli buluşların yapıldığı 10 yer”den biri seçilirken, eser Londra British Museum’da düzenlenen “Hadrian” sergisinin en önemli parçası oldu. Yukarı ve Aşağı Agora etrafında gelişmiş olan Sagalassos kent merkezinde, anıtlar toprak altında iyi korunmuş durumda bulundu. Bugün artık kentin anıtsal merkezinin büyük bir kısmı ortaya çıkarıldı ve özgün yapı taşları kullanılarak bazı anıtların aslına sadık restorasyonu yapıldı. 1992 yılında arkeologlar şehrin asıl merkezi olan Yukarı Agora’da kazılara başladılar. 3 bin metrekare alana sahip Agora, büyük ihtimalle MÖ 2. yüzyıl başlarında inşa edilmiş olup Roma İmparatorluğu zamanında değiştirilip genişletilmişti. Halk Konseyi’nin toplandığı bu kamusal alan zengin heykellerle dekore edilmişti. Yakın zamanda Antoninler Çeşmesi’nin bulunduğu Yukarı Agora’nın dört köşesinde yer alan yaklaşık 11 metre yüksekliğindeki dört onursal sütun ve Agora’nın giriş-çıkışlarını sağlayan üç anıtsal kapının ayağa kaldırılmasından sonra, antik kentin merkezi, mimari ve kentsel açıdan daha fazla bütünlük kazandı. Kentte, içlerinde ölülerin yakıldığı, kayalara oyulmuş mezarlar, künklerin belirgin olduğu hamamlar, Antonius Pius’a adanmış tapınağın sütunları, birçok mezarın bulunduğu Nekropol ile yerli halkın İskender’in altın heykelinin bulunacağına inandıkları tepe de dikkate değer.

Paganlığın sonu

Sagalassoslular’ın, paganlığı bırakıp tek tanrı inancını benimsedikleri ve inançları uğruna, Sarhoş Dionysos ve intikam tanrıçası Nemesis hariç, kentlerindeki birçok heykeli yıktıkları biliniyor. Kazı Başkanı Poblome, Sagalassos’taki heykeller hakkında, “Roma döneminden kalma çoğu heykel çıplak” diyerek, dönemin Hristiyanları tarafından bunun hoş karşılanmadığını ve bu yüzden heykellerin tahrip edildiğini ima ediyor olsa da, bunun çok tanrıcılığa karşı bir tepki olduğu da biliniyor. Yine Poblome’nin söylediğine göre, paganlıktan vazgeçen Sagalassoslular, Roma sütunları üzerine, dönemin diliyle “Yalnızca tek ilah vardır” yazmışlar.

Coğrafyası kaderi

Pamfilya güney kıyısını Orta Anadolu dağlık arazilerine bağlayan ve Osmanlı döneminde de kullanılan bir dağ geçidini kontrol eden konumuyla, antik kent hep birçok açıdan avantajlı bir coğrafyaya sahip oldu. Kentin konumuyla birlikte elde edilen bir avantajı da, yakın çevresinde çok sayıda pınar bulunmasıydı. Ağlasun Vadisi’nden içeri sızan su, suya dayanıklı kalın kil birikintilerine ulaşarak birçok pınar oluşturuyordu. Kent aynı zamanda, keramik üretimi için kaydadeğer kil birikintilerinin bulunduğu bir alandaydı. Buranın bir seramik üretim merkezi olması ekonomisine can veriyordu. Yüksek rakımlı bir kent olan Sagalassos’un, dünyanın en yüksek noktasındaki tiyatroya sahip olduğu tahmin ediliyor. En parlak zamanında 9 bin kişilik kapasiteye sahip bu tiyatronun yanısıra, büyük kahramanlara adanan ve dans eden figür kabartmalarıyla bezenmiş Heroon anıtı da, kentin öne çıkan yapılarından.