YÖRESEL DEĞERLERDEN EVRENSELE: GAZİANTEP

Masalsı çarşıları, dış dünyadan soyutlanmış taş evleri, şenlikli hamamları, direnen zanaatleri ve yeni tadlarla tanıştıran, dillere destan mutfağıyla, en görmüş geçirmiş gezgini bile etkileyen bir kent, Gaziantep. Bu kenti mutlaka gezmeli ama daha da önemlisi yaşamalı… Yöreseli böyle bir beceriyle sunarken evrenseli de yakalamayı başaran Gaziantep’i yaşamak için işte size önerilerimiz.

Tarihin kalesi
Gaziantep’i keşfetmeye başlamak için ilk adımınızı, kent merkezinde bir tepeye kurulu kaleye doğru atın. Kale çevresinden başlayıp, kentin tarihi merkezi Kültür Yolu’nu izleyin. Türkiye’deki kalelerin güzel örneklerinden biri olan ve taş bloklardan oluşan Gaziantep Kalesi’nin, ne zaman, kimler tarafından inşa edildiği kesin değil ancak Kalkolitik dönemden beri kullanıldığı biliniyor. Romalılar bir dönem burayı gözetleme kulesi yapmışlar. Bugünkü halini M.S. 6. yüzyılda alan kalenin 36 burcundan geriye sadece 12’si kalmış. Üzerinde cami, sarnıç ve yapı kalıntıları bulunuyor. Alt bölümlerde üst yapıya destek sağlamak amacıyla büyük odalar, galeriler ve dehlizler inşa edilmiş. Gaziantep Savunması ve Kahramanlık Panoraması Müzesi, kalenin galerilerinde gezilebilir.

Nostaljik sokaklar
Evliya Çelebi’nin seyahatnamesinde “Şehrin her sokak başında kale gibi kapılar vardır. Her gece sokaklarında kandiller yanar.” dediği Bey Mahallesi, dar sokakları ve cumbalı evleriyle, kentin en çarpıcı nostaljik değeri. Geleneksel Osmanlı mimarisinin kaydadeğer örneklerinden olan ve bugün kentsel sit alanı içinde bulunan mahalle, adını 1587’de civarda bulunan Bey Camii’den alıyor. Dört asır kadar önce İpek Yolu üzerinde bulunan kentin bu mahallesinin taş döşemeli sokakları, yüklü bir devenin rahatlıkla geçeceği boyutta tasarlanmış. Mahalle, sadece, içte havara, dışta keymıh taşının kullanıldığı “hayat”lı kagir evleriyle değil aynı zamanda yeraltındaki mağaraları, kilerleri, sokakların altındaki tonoz, sarnıç, livas (eski tip su sistemi) ve su kuyularıyla da gezmeye değer. Ayrıca eski bir Antep evindeki yaşamın yörenin eşyalarıyla canlandırıldığı Hasan Süzer Etnoğrafya Müzesi, Atatürk Anı Evi ve Oyuncak Müzesi de burada.

Hayvanlar alemi
Türkiye’de, bütün bir gününüzü geçirebileceğiniz, üstelik hem çocukları hem de büyükleri cezbeden bir hayvanat bahçesi olduğuna inanmakta güçlük çekiyorsanız, Gaziantep’e uğrayın. 1 milyon 250 bin metrekarelik alanda, 3 bin 500 türden 750 hayvan ile, Türkiye’nin en geniş alana sahip hayvanat bahçesi burada. Dağ keçisinden zürafaya, Amazon papağanından file, yılandan jaguara, lamadan kanguruya, bu liste uzar gider. Yırtıcı Hayvanlar bölümü, Sürüngen Evi, Zooloji ve Doğa Müzesi, deniz ve tatlı su canlıları için akvaryum, kanatlılar için yazlık ve kışlık kafesler ve Maymun Evi’nin yanısıra Türkiye’nin ilk safari parkı da burada. 250 bin metrakarelik Safari Park’ını rehberli özel safari araçlarıyla gezmek 45 dakika sürüyor.

Efsane mutfak
Bir mutfak ki, çeşitlilik dudak uçuklatan cinsten. Mesela, sabah kahvaltısı için Orkide Pastanesi, Metanet ya da Kelebek… Haşlanmış pirinç, didiklenmiş et ve özel bir sostan oluşan Beyran Çorbası kadar, sabah erkenden biten ciğer dürüm de Gaziantep’in geleneksel kahvaltısı. Kebapçı dersek, Halil Usta’yı anmadan olmaz. Terbiyeli küşleme bir efsane. Antep’in simit kebabı ve soğan kebabı da ünlü. Lahmacunu es geçmemeli; hem de içine közlenmiş patlıcan söğürmesiyle… Limonlu, kimyonlu nohut dürümü de buraya özgü. Aşina’da Antep mutfağının çeşitliliği önünüze serilir; içli köfte, yuvarlama, ali nazik, kuru dolma… Antep peyniri sıcak suya konup servis edilir, bu tadı kaçırmamalı.  Kahvenin en nostaljik adresi; Mevlevihane’nin hemen yanında, 1640’lardan kalma Tahmis Kahvesi. Kıraathanenin dibek kahvesi ve menengiçli kahvesi bilinir. Tahmis “kahve dövülen yer” demek. Patlıcan mevsimiyle ortaya çıktığına inanılan delilerden kağıt oynayanlara, burası karakter dolu. Buralara gelmişken, katmer denemeli, hem de Zekeriya’da, içinde kaymakla… Baklavayı hatırlatmaya gerek var mı, bir gün İmam Çağdaş’ta, bir gün Koçak’ta tadmalı. Böyle bir listenin ardından Türkiye’nin ilk ve tek mutfak müzesi Emine Göğüş Mutfak Müzesi’nin bu kentte açıldığına şaşmamalı. Müze, kentin zengin mutfak tarihi ve kültürü ile yemek alışkanlıklarına bir yolculuk ve unutulmaya yüz tutmuş yöresel yemeklerin kuşaklar arası aktarımını sağlamak için önemli bir girişim.

Dünya biliyor
Dünyanın en etkileyici mozaik müzelerinden biri, Zeugma Mozaik Müzesi, Arkeoloji Müzesi, açık eser sergileme alanı ve sergi- konferans merkezi ile 30 bin metrekarelik bir alan üzerine kurulmuş. Zeugma Mozaik Müzesi’nde, Zeugma evlerinin sahiplerinin önemli davetlerinde konuklarına entelektüel ve eğitim seviyelerinin yanısıra, nasıl bir refah içinde yaşadıklarını da hissettirmek için tercih ettikleri mozaikler görülüyor. Zeugma’nın anlatıldığı üç boyutlu kısa film, mozaiklerden bazılarının yere yansıtılan hologramları, üzerinde hâlâ tartışmaların sürdüğü, dünyaca ünlü “Zeugmalı Çingene Kız” olarak bilinen mozaik, Zeugma kazılarından çıkarılan ancak kentte müze olmadığından Adana’daki müzeye gönderilen ve buraya geri gelen “elinde fıstık salkımı olan çocuk” steli dikkate değer.

Çarşılar hanlar
Eski Antep’in kalbi olan Bakırcılar Çarşısı, Demirciler Pazarı, Almacı Pazarı ve Kemikli Bedesten, zanaatlerin uzun soluklu olduğu ve babadan devralınan yerlerdir. Dahası da var; Buğday Pazarı (Arastası), Zincirli Bedesten, Tuz Pazarı, Haphapçı Çarşısı, Avrat Pazarı… Antep’te çarşı pazar adeta öykülerden çıkmadır, şenliklidir. Kokuculardan misk, gül, karakedi, çoban, beyaz zambak, altın damla, cennet çiçeği, iğde kokuları yayılır. Şifalı otların, baharatların ve kahvenin kokusuna karışır. Baklavalarda kullanılan, katıksız sade yağ satılır. Pekmez, sumak, nar pekmezi, fıstık içi revaçtadır. Leziz ve tuzsuz Antep peynirinin yanısıra, bal, peynir, keme, çökelek tüketilir. Yemenilerin üst derisi keçi, kenar biyeler oğlak, iç astarı koyun, iç tabanı ve en altı manda derisindendir. Şark köşesi malzemeleri, bakır, bronz, gümüş, tahta, kilimler, körükler, pikaplar, nargileler ve her türlü eski eşya antikacılarda bulunur. 16. yüzyıldan itibaren kentin en önemli zanaat dallarından biri olan bakırcılığın yanısıra kutnuculuk, aba dokumacılığı, sedefçilik, gümüş işlemeciliği ve küpçülük de sayılabilir. Kentin hanları da görmeye değer. En çarpıcı olanlardan biri restore edilmiş, 500 yıllık Hışvahan.

Yaşayan mimari
Gaziantep’in turizmdeki en çarpıcı kozu, kuşkusuz Zeugma Müzesi’nin yanısıra butik otellere çevrilen taş evleri. Belkıs Han ya da Anadolu Evleri gibi geleneksel bir Antep evinde konaklamak bu kenti yaşamaya başlamanın en önemli adımlarından biri. Evlerin, kocaman avluları, avlu taşları, minyatür çeşmeleri, odaların tavan yükseklikleri ve duvarlardaki resimler kentin etkileyici mimarisinde ayrı bir yere sahip. Eskiden Gaziantep’te Türkler, Ermeniler ve Yahudiler birlikte yaşarmış. Ticari hayatta omuz omuzaymışlar. Eski Antep evlerindeki tüneller evleri birbirine bağlar, bazıları da kiliselere çıkarmış. Aziz Meryem’e adanmış, kesme taştan yapılma, görkemli Aziz Bedros Kilisesi (1723), bugün Ömer Asım Ersoy Kültür Merkezi olarak kullanılıyor. Kentin en güzel camilerinden Kurtuluş Camii, aslında 1892’de kilise olarak yaptırılmış. Şirvani Camii ahşap işçiliğiyle, Tahtani Camii taş işçiliğiyle göze çarpıyor. 1638 tarihli Mevlevihane (Tekke Camii) bir külliye olarak yapılmış.