Yuvası Tiyatro: Gülriz Sururi

Yuvası Tiyatro: Gülriz Sururi

Türk tiyatrosuna çocuk yaşta İstanbul Şehir Tiyatroları çocuk biriminde başlayan Gülriz Sururi uzun yıllar bu anlamlı mesleği sürdürdü. Oyuncu olarak sahneyi bıraksa da hala yönetmen olarak devam etme kararında.

Tiyatro izleyicisi olarak genç tiyatroları takip eden Gülriz Sururi bir teşvik ödülü vererek onlara destek olmaya karar veriyor. İKSV iş birliği ile Gülriz Sururi-Engin Cezzar teşvik ödülü genç tiyatrolara destek veren bir maddi ödül. Gülriz Sururi’nin sanat dolu dünyasına gelin birlikte dalalım.

Gülriz Hanım, İKSV ile birlikte genç tiyatrolara verdiğiniz anlamlı  Gülrüz Sururi-Engin Cezzar teşvik ödülünden bahseder misiniz?

Sürekliliği olan bir teşvik ödülü bu, her yıl devam edecek. Engin Cezzar ile her zaman konuştuğumuz bir konuydu, yaşlandık artık geriye bir şey bırakmalıyız ve bunun içinde mutlaka tiyatro olmalı diyorduk. Eğitime çok önem veriyoruz, daha sonra gerçekleşecek güzel bir projemiz daha var. Fakat tiyatro için nasıl bir şey yapacağımızı kararlaştıramamıştık. Geçen sene çok başarılı genç bir ekibin oyununu seyrettim ama yerleri yurtları belli değildi. Yaptıkları iş gerçekten çok güzeldi ve orada aklıma geldi ki oluşturulacak bir jürinin seçeceği yılın en başarılı genç ekibine teşvik ödülü verebiliriz. Bu proje için en doğru adres olan İKSV ile iş birliğinde bulunmaya karar verdim. Gençlerin keşfedilmesine fayda sağlayacak bu projeyi İKSV ile ortak gerçekleştiriyoruz.

Etkilendiğiniz oyun hangisiydi peki?

O oyun Alt Kat Tiyatrosu’nundu, Kafka’nın Değişim’iydi. Oyun gerçekten çok başarılı ve hala devam ediyor. Vaktiyle biz çok zor dönemler yaşadık, ihtilal oldu, sokağa çıkma yasağı geldi, oyunumuz yasaklandı… O zor dönemde bir sonraki projemizi nasıl gerçekleştireceğiz diye düşünürdük, sponsorumuz da yoktu. Bu dönemler aklıma gelince gençlere verilebilecek en güzel ödülün bu olduğuna karar verdim.

Genç tiyatroların oyunlarını takip ediyor musunuz?

Evet, yıllardan beri takip ediyorum. Beni çok şaşırtan anlar var. Mesela bir çocuğu izledim bir baktım bir dizide başrol oynuyor, sonra ortaya çıktı ki çocuk konservatuar mezunu, tiyatroda da dizide de çok başarılı. Birkaç tane önemli isim var dizilerde de tiyatrolarda da oynayan, bu durum çok hoşuma gidiyor. Diziden kazanıp tiyatroya yatırmalarını takdir ediyorum. Tiyatro zaten aşkla yapılan bir meslek. Sanatlar içerisinde de en önemlisi çünkü insanla karşı karşıyasınız; başka hiçbir sanat dalında böyle değil, bale veya operada bile. Bugün gençler tiyatrolar açmakta ve oynamakta bu çok umut verici bir durum, istenince yapılıyor yani, halk da bunun karşılığını veriyor.

Uzun yıllar bu mesleği yaparken birçok şey yaşadınız. Bugünle ilk başladığınız zamanın repertuarlarını karşılaştırdığınızda, mesela metin seçmek gibi, ne tarz farklılıklar var?

Her şeyde olduğu gibi çağ değişiyor, yenileniyor, kendini tekrarlamaktan vazgeçiyor. Klasiklerimiz var, dünyanın da bizim de ama çağın değişimini görebiliyorum. Eskiden oyunlar daha teatraldi. Şimdi çok daha fazla çağdaş oyunculuk hâkim, onu görüyorum. Rejisörler, çok farklı atılımlarda bulunuyor, değişik yöntemler deniyorlar. Bu denenenlerin bazılarını çok beğeniyorum ama sadece ilginç olması için oyuncuyu amuda kaldırmak gibi şeyler yapanlar da var, amuda kalkması oyuna bağlanmıyor, bir amacı olmuyor; bu tarz oyunları beğenmiyorum. Yani, kuş kondurmak isteyenlerimiz de var hala, eskiden de vardı, bu değişmiyor. Bence bunun sebebi kendilerine güvenmemeleri, ne yaptıklarından emin olmamaları. Halbuki tiyatronun bunların hiçbirine ihtiyacı yok; çok ünlü yönetmenlerin söylediği gibi, ‘bir ışık, bir insan, bir metin, bu kadarı yeter.’

Siz hocalık yapıyor musunuz?

Bir dönem yaptım. Rastlantı eseri Marmara Üniversitesi’nin tiyatro bölümünü başlattım. Benden oyunculuk dersi vermemi istediler ve gittiğimde ellerinde hiçbir şey yoktu. Sanat, tiyatro, resim, mimarlık ve moda gibi bir sürü branşı olan bir üniversite Marmara Üniversitesi. Ben de tiyatro eğitmeni seçmek için karma bir seçki yaptım, çok büyük ilgi gördü. Aralarından yirmi kişilik bir grup seçtim. Onlarla beraber oyunlar da koydum, çok güzeldi. Sonra, Ankara’da Devlet Tiyatrosu’nda Fosforlu Cevriye’yi sahneye koymak için üniversiteden ayrıldım. Oyun, Ankara’da beş sene oynadı, o dönem hocalığı bıraktım. Bir amacım da Fosforlu Cevriye’yi yeniden sahneleyebilmek.

Keşanlı Ali Destanı ile ilgili bir yazı okumuştum. O dönem yaptığınız oyunlar çok yenilikçiydi, daha önce yapılmamış olanı yapmıştınız değil mi? Anlatır mısınız?

Çok şanslıydık, çok büyük sanatçıların kitaplarını oynama fırsatı bulduk. Haldun Taner, Yaşar Kemal, Güngör Dilmen ve daha birçokları. Böylelikle, yerli oyun oynamada bir rekor kırdık. Yıllarca da bu rekor hiçbir özel tiyatro tarafından kırılmadı.

Prodüksiyonları siz mi yapardınız?

Evet, prodüksiyonu biz üstleniyorduk. Seyircimizden aldığımızı hep seyircimize geri verdik daha büyük oyunlar sunarak. Tiyatrolar yaşıyordu, Kenter Tiayatrosu, Dormen Tiyatrosu, Dostlar Tiyatrosu… Sponsorluklar 1985 gibi icat oldu. Prodüksiyonu kendimiz yapmak çok güzeldi. İstanbul’da nüfus çok küçüktü ama okur yazar oranı çok yüksekti. Engin Cezzar Macbeth’i sahnelediği zaman, İstanbul nüfusu iki milyonken, iki yüz bin tiyatro seyircisi vardı. 80’li yıllara geldiğimizde, nüfus çok daha fazlaydı ama iki yüz binden fazla tiyatro seyircisi yoktu.

Peki yeniden oynamak istiyor musunuz?

Yok, hayır. Zamanında bıraktım, onun için bugün varım diye düşünüyorum. 18 sene önce fizik olarak çok daha iyi, olgunlaşmış, donanımlı bir tiyatrocu olarak bıraktım. Daha yapacak çok işim de vardı ama arkadan gençler geliyor, onlara imkân tanımak lazım. Bırakılmış olmaya dayanamayacağımdan da böyle yapmış olmaktan çok memnunum. Öte yandan, yönetmenlik ve yazarlığa devam ediyorum.

Ustalara çok ihtiyaç var tabii, yeniden bir oyun yönetecek misiniz?

Evet, biz de başladığımızda ustalara çok önem veriyorduk fakat bir yerden sonra yeni bir atılım yapılması gerekiyordu ve bunu yapmıyorlar diye biraz kızıyordum. Her kuşak arasında bu kaçınılmaz, şimdi de olacaktır. Onun için bana çağdaş kadın diyorlar galiba: gençlerle birlikte olmaktan çok hoşlanıyorum, mesleği gençlerden izlemeyi çok seviyorum. Yönetmen olarak çalışmayı istiyorum.

Sizin ustam dediğiniz, hayranlık duyduğunuz kim vardı?

Muhsin Ertuğrul tarafından konservatuara seçildiğim zaman Cahide Sonku vardı şehir tiyatrosunda. Konservatuar öğrencilerine haftada iki prova izleme şartı konmuştu ve o provalar sırasında Cahide Sonku’ya âşık oldum, idolümdü. Çok şanslı biriymişim ki babam beni Ankara’ya turneye götürdü ve birkaç role çıktım. O zamanlar Rütfü Ay diye bir eleştirmen vardı, Allah rahmet eylesin; bir yazı yazmıştı hakkımda: “Çok yetenekli bir genç kız ama keşke Cahide Sonku’nun etkisinde kalmasa.” diye. Benim için gerçekten çok olumlu bir eleştiri oldu bu; kendimi toparlayıp, kendi stilimi bulmaya karar verdim.