ZEHİRLİ BAHAR

ZEHİRLİ BAHAR

Aşk bir zehirli bahar ayini… Tanrı âdemoğullarını ve Havva kızlarını o ayine katılmakla imtihan eder daha çok. Bize yurt olan doğanın cilveleri içimizde neleri göverttiğini, hangi çılgınlıkları tetiklediğini bilmez. Meşelerin gövermesi de öyle… Varsın göversin. Ne var ki,  ölesiye sevdiğimiz kızın bir kötüye varma ihtimali içimizde göveren meşelerden bir cehennem ormanı çıkarır; uçsuz bucaksız bir yangın… ‘Yandım’ deriz, ‘vuruldum, tutuldum, sevdim’ anlamında… ‘Ben sana yangınım’ deriz.

Hiç kimse kendisi gibi yanmamıştır ona… Meşelerin gövermesi anlatır bunu, o çıplak dalların birden koyu yeşile dönüşmesi, canlanması… ‘Varsın göversin’ umursamazlığındaki, boş vermişliğindeki ima, gönlünün o göveren meşeler yanındaki canlılığına, tutkusuna göndermedir. Bahar gelince sevdiği kızın düğününün olacağı, kötüye gideceği ikincil kalır bu anlatımda…

Ya da şöyle bir şey: Meşelerin gövermesi doğaldır. Bir iyinin/güzelin bir kötüye/çirkine varması doğal değildir. Öyleyse madem meşeler göveriyor, bahar bu, yeniden diriliyor doğa, ömrünün baharını yaşayan sevdiği kızın da bu doğallığa eşlik etmesi, kendisine varması doğal olmanın gereği değil mi? Türkünün bir sonraki dörtlüğünde elinden geleni yapacağı, sevdiği kızı kötüye yar etmeyeceği vurgusu tamamlıyor fotoğrafı…

Türkü şöyle:

“Meşeler gövermiş varsın göversin
Söyleyin huysuza durmasın gelsin
Varmasın kötüye asılsın ölsün
Kötü adamın var ömrünü yok eder

(Ben) bilemedim yaylanızın yolunu
Saçım uzun bağlasınlar kolunu
Eğer annen seni bana vermezse
Yemin ettim keseceğim yolunu”

Türküyü merhum Muzaffer Sarısözen, Kızılcahamam’dan derlemiş. Bir de repertuarda olmayan dörtlüğü var:

“Karaser Deresi bükülür gider
Zülüfler gerdana dökülür gider
Bir yiğit de sevdiğini almazsa
O yiğidin ömrü sökülür gider”

Türkü bu kadar…
Peki, kimden dinlemeli?
Ben Emel Taşcıoğlu ve Erol Parlak’tan dinlemeyi seviyorum.